Nisan 9th, 2008 yapan Filiz Arıcan 172 kez okunmus

ABD’de yapılan bir araştırma, hamilelikte yapılan egzersizlerin, anneye olduğu kadar bebeğe de yararlı olduğunu ortaya koydu.Kansas City Üniversitesinden Dr. Linda E. May ve ekibi tarafından yapılan çalışmanın sonuçları, “Deneysel Biyoloji 2008 Konferansı” kapsamında yapılan, 121. “Amerikan Fizyoloji Toplumu” yıllık toplantısında açıklandı.Araştırma, hamilelik süresince egzersiz yapan annelerin bebeklerinin otonom fonksiyonlarının, yapmayanlara göre daha iyi çalıştığını ortaya koyuyor. Otonom sinir sistemi, vücuttaki kalp atışı, tansiyon, nefes alma oranı ve iç organların fonksiyonları gibi istem dışı faaliyetleri kontrol ediyor.Hamileliğin 28. haftasından 36. haftasına kadar izlenen süreçte, anne karnındaki bebeklerin kalp atış hızı ve kalp atış değişkenliği ölçülen araştırma sonucunda, egzersiz yapan annelerin bebeklerinin kalp atış hızının egzersiz yapmayan annelerin bebeklerine göre belirgin şekilde düşük olduğu belirtildi.Dr. Linda May, anne adayının egzersiz yapması durumunda, bebeğinin de, annesi gibi süreçten olumlu etkilendiği ve kalp sinir sisteminin geliştiği belirterek, “Hamilelikte yapılan egzersiz, bebeğin kalp sağlığı için yapılacak en erken ve en iyi müdahaledir” şeklinde konuştu.Kaynak

Etiketler :, , , , , ,
Nisan 4th, 2008 yapan Filiz Arıcan 291 kez okunmus


Kanada’da yapılan bilimsel bir araştırma,ideal uykunun 7 saat olması gerektiğini ve bu saatten az ya da fazla uyumanın şişmanlığa sebep olduğunu ortaya koydu.Kanada’nın Quebec eyaletindeki Laval Üniversitesi profesörlerinden Jean-Philippe Chaput’nun Amerikan Uyku Hekimliği Akademisi Dergisi’nde yayımlanan bilimsel araştırmasının sonuçları uyku konusunda yeni açılımlar getirdi. Uykunun insan hayatı üzerindeki etkileri ile ilgili olarak 7 yıla yakın süre yaşları 21 ila 64 arasında değişen 276 kişi üzerinde araştırmalar yapan Jean-Philippe Chaput, 6 yıl boyunca 7 saatten az uyuyan deneklerin 1.8 kilogram ve 7 saatten fazla uyuyan hastalarının da 1.4 kilogram şişmanladıklarını tespit ettiğini açıkladı.Jean-Philippe Chaput, günlük 7 saat uyuyan hastalarında ise kilo kaybıya da kazanımı olmadığını belirttiği araştırma sonuçlarında, çok az yada çok fazla uyumanın hormon dengesini değiştirdiğini ve aşırı iştahı tetiklediğini kaydetti.Chaput,7 saatten az ya da çok uyumanın obezite denilen şişmanlık hastalığına da neden olduğunu belirterek, özellikle günlük 5 saat uyuyanların midelerinde acıkma hissine sebep olan “grelin hormonunun “aşırı salgılandığının saptandığını, bunun da vücutta aşırı yağlanma ve kilo almaya yol açtığını vurguladı.Kaynak

Etiketler :, , , , , ,
Mart 31st, 2008 yapan Filiz Arıcan 259 kez okunmus


Vücut saatinin yaz saati uygulamasına birkaç haftada alışabileceğini dile getiren Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Uyku Laboratuvarı Direktörü Dr. Kezban Aslan, “vücudun yeni uyku düzenine daha hızlı alışması için bol sıvı tüketilmeli” önerisinde bulundu.Dr. Kezban Aslan, gün ışığından daha fazla istifade etmek amacı ile yapılan yaz saati uygulamasının kişinin biyolojik saatini ve vücut metabolizması bozmaması, sabah uyku sersemliğine yol açmaması ve sürecin rahat atlatılması için önerilerde bulundu.Bütün canlıların vücutlarının, uyuma, vücut ısısı, üreme zamanı gibi periyodik fonksiyonlarını kontrol eden biyolojik bir iç saatlerinin bulunduğuna dikkati çeken Aslan, bu iç saatin ışık ve sıcaklık gibi dış faktörlerden de etkilendiğini belirtti.Aslan, kişiden kişiye farklılık göstermekle birlikte vücut saatinin, dış faktörlerden etkilenmemesinin mümkün olmadığını belirterek, şunları söyledi:“Örneğin, saat farkının 7-8 saati bulduğu iki ülke arasında yapılan bir yolculukta jetlag söz konusu olur. Yani kişi, İstanbul’dan öğlen saat 12.00’de uçağa binip, 8 saatlik farkın bulunduğu bir başka ülkeye gittiğinde vücut saati 20.00’yi gösterir. Oysa, o ülkede saat halen 12.00’dir. Vücudun saati 8 saat ileridedir. Kişi vücut saati gereği akşam olduğunu hissetmesine, yavaş yavaş uykusunun gelmesine rağmen daha akşama 8 saat vardır. İşte bu durum jetlag diye adlandırılır.”Aslan, ileri saat uygulamasının uykuda sadece bir saatlik sapmaya yol açacağını, ancak jetlag benzeri bir durumun söz konusu olmaması için, bol sıvı tüketilmesi, sabah ılık duş alınması ve kahvaltı yapılması önerisinde bulunarak, şöyle devam etti:“Kişinin biyolojik saati yeni uygulamaya kişiden kişiye fark göstermekle birlikte ancak, birkaç haftada alışabilir. Bu süreci rahat atlatmak için öncelikle bol sıvı öneriyoruz. Çünkü, uykunun en önemli fonksiyonlarından birisi de vücuttaki antitoksinlerin uyku sırasında atılması. Sıvı bu toksinlerin atılmasını sağlayan bir başka etken..”Aslan, yeni uygulamayı, “uyku sersemliği” diye tabir edilen şekilde karşılamak istemeyenlerin bir saat daha erken uyumaya özen göstermeleri gerektiğine dikkati çekerek, “ayrıca, sabah alınacak ılık bir duş, hafif de olsa yapılacak bir kahvaltı ileri saat uygulamasına alışmayı kolaylaştırır” dedi.Kaynak

Etiketler :, , , , , , , ,
Mart 29th, 2008 yapan Filiz Arıcan 237 kez okunmus


Baharın müjdecisi çiçekler açtı, çimler yeşillendi ve sanki baharla birlikte içimizdeki mutluluk arttı.Tabiki kimilerimiz için hal böyleyken kimilerimiz içinde bahar yorgunluğu denen bir ruhsal durum söz konusu olabiliyor.Bahar yorgunluğu nedir?Nasıl korunulur?
Bahar yorgunluğu nedir? Belirtileri nelerdir?

Bahar yorgunluğu, hemen herkesin mevsim dönüşlerinde hissedebildiği bir takım ruhsal ve bedensel belirtilere verilen genel isim olarak ele alınıyor. Havaların ısınmasıyla birlikte birçoğumuz için yataktan kalkmak çok daha zor bir hal alırken gündelik işleri yaparken daha isteksiz olabiliyoruz. Bu durumu genellikle değişen hava koşullarına bağlasak da, uzun süren yorgunlukların ciddiye alınması, altta yatan başka bir sorunun da geçiştirilmesini engellemiş oluyor. Bazı dönemlerde yeterli besin alınmaması, vitamin ve minerallerin eksik kalması, tiroit bezinin çalışma düzensizlikleri, tansiyon - kalp - enfeksiyon hastalıkları, sigaranın fazla kullanılması yorgunluk belirtilerini artıran unsurlar olarak sıralanıyor.
Bahar aylarında yorgunluk neden artıyor?
Bahar aylarında havadaki elektrik yükü artıyor. Pozitif ve negatif yüklü iyonların artması da insan biyoritminde olumlu ya da olumsuz etkiler yaratıyor. Pozitif iyonlar insanı daha zinde hissettirirken, negatif iyonların artması insanın kendini daha halsiz hissetmesine ve yorgunluk belirtilerinin ortaya çıkmasında etkili oluyor. Ayrıca bahar aylarında, aslında vücudumuz daha aktif olmamızı sağlayacak hormonlar salgılanmasına karşın eğer ortada vitamin eksikliği, beslenme bozukluğu varsa, vücut buna aynı uyumu gösteremiyor ve yorgunluk hissi artıyor. Ayrıca bu aylarda neşeli ve enerjik olunmasının da temel nedenlerinden biri yine hormonlar. Bazı hormonlar karanlık ortamlarda daha fazla salgılanırken, bazı hormonlar ise insan metabolizması gereği güneş ışığı gördüğünde daha fazla salgılanıyor. Yazın güneşin fazla görüldüğü dönemlerde ise depresyondan çıkışı kolaylaştıracak, daha neşeli hale getirecek hormonlar salgılanıyor. Ancak kişinin ruhsal yapısı da bu durumdan ne kadar etkileneceğinde belirleyici oluyor. Örneğin eğer kişi depresif bir yapıya sahipse herkesin neşelendiği bir ortamda kendini daha depresif hissedebiliyor.
Yorgunluktan korunmak için neler yapılabilir?
Yorgunluğu gidermek için vitamin ve besin destek ürünlerinin alımı büyük önem taşıyor. Mümkün olduğu kadar sadece bahar aylarında değil, kış aylarında da eksik olan vitaminlerin alınması bahar yorgunluğunu fazla hissetmeden o dönemin geçirilmesini sağlar. Özellikle B ve C vitaminleri, potasyum ve çinko içeren besinler önemlidir. Yeterli düzeyde karbonhidrat alımı yorgunluktan korunmada önemlidir. Vücut enerjisinin yüzde 50-60’ı karbonhidratlardan sağlanmaktadır. Rafine edilmemiş karbonhidratların tüketimine ağırlık vermeliyiz. Bunlar taze meyve ve sebzelerde, tam buğday ekmeği ve tahıllarda bulunan karbonhidratlardır. Protein, dokularımızın temel taşı olduğundan diyetimizde yeterli düzeyde proteine yer verilmeli.Mevsim meyve ve sebzeleri de daha az kimyasal maddeye maruz kaldığı için daha sağlıklıdırlar. Bu nedenle sebze ve meyvelerin mevsiminde tüketilmesi önem taşıyor.
Enerjimizi doğru kullanmanın da yorgunluk giderilmesinde faydası var mıdır?
Yorgunlukla baş edebilmek için öncelikle enerjinin doğru kullanılmasının öğrenilmesi gereklidir. Çalışma ve dinlenme periyotlarımızı ayarlamalıyız. Kısa ve sık dinlenme aralıkları yorgunluğun ortaya çıkmasını önleyebilir. Çalışırken vücut mekaniklerini doğru kullanarak kas ağrılarını engelleyebiliriz. Çalışma ortamının iyi havalandığından emin olmalıyız. Çok sıcak veya çok soğuk ortamlar vücudumuzda ekstra bir stres yaratır.
Vücudun susuz kalması yorgunluğu artırır mı?
Vücudun çok hafif düzeyde susuz kalmasının dahi metabolizmayı yavaşlattığını hatırlatılırken, günde en az 8-10 bardak su içilmesi ve kahve ile çayın mümkün olduğunca az tüketilmesi gerekiyor.
Düzenli egzersiz olarak neler yapılabilir?
Düzenli egzersiz ile metabolizma hızlanır ve dinlenmiş duruma göre daha fazla enerji oluşumu sağlanır. Kalp damar sisteminin ve solunumun düzenlenmesini, dokulara yeterli düzeyle oksijen taşınımını sağlar. Özellikle aerobik tipte olan yürüyüş, koşu, bisiklet, yüzme, dans gibi egzersizler tercih edilmelidir.
Sürekli yorgunluk hissi ne gibi hastalıkların belirtisi olabilir?
Yorgunluk, vücudumuzun fiziksel çalışmaya, psikolojik strese, uykusuzluğa verdiği fizyolojik bir cevap olarak tanımlanıyor. Yorgunluk fizyolojik bir cevap olabildiği gibi bazı hastalıkların ön belirtisi olarak da ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle yorgunluk uzun sürdüğünde mutlaka altta yatan nedenlerin araştırılması gerekiyor. Kansızlık, enfeksiyonlar, bağışıklık sistemi hastalıkları, tümörler, yeme bozuklukları, tiroit hastalıkları, kronik yorgunluk sendromu, fibromiyalji, uyku bozuklukları, stres, depresyon gibi sebepler yorgunluk için araştırılması gereken sorunlar arasında geliyor.
Ne zaman doktora başvurmak gerekir?
Yorgunluk uzuyor ve kişinin gündelik işlevlerini bozuyorsa, ya da okul veya işyerindeki performansını engelliyorsa artık onu bahar yorgunluğu diye geçiştirmemek gerekiyor. Elbette bu durumun ortaya çıkmasında mevsimlerin, ışığın, ısının rolü var. Ama bahar yorgunluğu diye geçiştirildiği takdirde tedavisi gecikebilecek bazı psikiyatrik durumlar da var. Sadece psikiyatrik değil, hem bedensel hem ruhsal belirtilerle giden başka durumları da unutmamak gerekli. Uzun süren yorgunluklarda, en başta depresyon, daha sonra, kaygı bozuklukları, demans, eşzamanlı alkol ve/veya madde kullanımı, birincil uyku bozuklukları, yeme bozuklukları, hatta şizofreninin bile tanılar arasında düşünülüp dışlanması gerekiyor. Bir de, toplumda daha az bilinen, esas olarak fonksiyonel bedensel belirtilerle giden, eskiden “nevrasteni” tanısı altında ele alınan bazı rahatsızlıklar var. Bunların başında da fibromiyalji ve kronik yorgunluk sendromu geliyor.Kaynak

Etiketler :, , , , , , , , ,
Mart 28th, 2008 yapan Filiz Arıcan 320 kez okunmus

Gazetedeki bu haberi okuyunca okuduklarıma inanamadım.Çünkü ben bir anneyim ve daha birkaç hafta önce bu ilacı kullandım.Yıllardır kullanılan bu ilacın yan etkisi olduğu yeni mi anlaşılmış diye sormamak içten bile değil…Neyse ki biz bir yan etkiyle karşılaşmadık.

İngiltere, aralarında Benylin ve Calpol gibi çok satan ilaçların da bulunduğu iki yaşın altındaki çocuklara verilen 100′den fazla öksürük ve soğuk algınlığı ilacını yan etkileri nedeniyle piyasadan çekme kararı aldı.Daily Mail gazetesinin haberine göre, İlaç Komisyonu ülkede 5 çocuğun ölmesi ve 100′den fazla ilaca bağlı yan etkinin görülmesi üzerine böyle bir karar aldı. Dünden itibaren ilaçların iki yaşın altındaki çocuklara satışına kesin yasak getirildi. Bu yaşın üzerindeki çocuklara ise ancak reçeteyle verilebilecek. Özellikle ilaçlarda yıllardır kullanılan 12 ayrı maddeye dikkat çeken yetkililer, ailelere de bebekleri için parasetemol veya ibuprofen gibi ateş düşürücüler kullanmalarını tavsiye etti.

Etiketler :, , , , , , , , ,
Mart 27th, 2008 yapan Filiz Arıcan 172 kez okunmus

Kahvaltıda rafadan yumurta ve kepekli ekmekle bir menü sizin için vazgeçilmez mi?Buna beyninizin de sevindiğini size söyleyelim.Yumurta gibi, selenyum açısından zengin gıdalar, hafızanızı keskin tutarak, beyninizin daha hızlı çalışması konusunda size faydalıdır.Çin’in kırsal kesimlerinde yapılan bir araştırmada, günlük 55 mikrogram ( yaklaşık olarak 0.000001 gram) tüketen kişiler üzerinde yapılan bir testte, kendilerinden 10 yaş daha küçüklerin beyin ve algı hızları ile aynı değerlere sahip oldukları ortaya konumuştur.
Peki selenyuma hangi gıdalarla ulaşacaksınız?

Günlük almanız gereken selenyumun tamamını, bir dilim kepek ekmeği (1 dilim 10 mikrogram selenyum içerir), yumurta (1 adedi 14 mikrogram), ton balığı (her küçük parçasında 653 mikrogram) yiyerek sağlayabilirsiniz. Bunun yanında eğer seviyorsanız hamsi, uskumru, karides, yer fıstığı, ceviz gibi besinler de tüketebilirsiniz.Kaynak

Etiketler :, , , , , , , , , , , ,