Mart 4th, 2008 yapan Filiz Arıcan 220 kez okunmus
Anne adaylarının hamilelik süresince mide bulantısı, baş ağrısı, aşermesi sıradan bir durumken baba adayları da bu sıkıntılardan muzdarip olabiliyor. Tıptaki adıyla ‘Couvade Sendromu’ baba adaylarının hamilelik belirtilerini anne adaylarıyla birlikte göstermesine yol açıyor. ‘Couvade Sendromu’ baba adaylarının eşleri gibi hamilelik semptomları göstermesine sebep oluyor. Baba adaylarının yaklaşık yüzde 10 ile 65′inde görülen sendrom, hamilelik sırasında en sık 3. aya doğru ya da doğum yaklaştığında ortaya çıkıyor. Memorial Hastanesi’nden Uzman Psikolog Aslıhan Tokgöz Tozlu, bu duruma sebep olan etkenleri şöyle sıralıyor: “Hamile eşi ile özdeşleşme isteği, kıskançlık, dünyaya yeni gelecek bebeğin korkusu, hamile eşin duygularının değişmesinden endişe edilmesi gibi durumlardan doğan stres baba adaylarının da hamilelik belirtileri göstermesine yol açabiliyor. Couvade Sendromu’nun belirtileri ise, duygusal değişimler, yorgunluk, baş ağrısı, bel ağrısı, bacaklarda kramplar, kilo almak, mide bulantısı, baş dönmesi ve aşermek şeklindedir.” Aslıhan Tokgöz Tozlu’nun verdiği bilgilere göre, bu sıkıntıları yaşamaması veya var ise kurtulması için baba adayının, hamile eşini dışardan gözlemlemek yerine, mutluluğunu paylaşması gerekiyor. Baba olma korkusu, duygusal, fiziksel, ve maddi sıkıntıların korkusu konu hakkında kitaplar okuyarak, diğer babalarla konuşarak ve ebeveyn kurslarına katılarak azaltılabilir. Bebeğin yıkanması, karnının doyurulması, altının değiştirilmesi gibi konularda bilgi edinmek de korkuyu azaltır. Maddi sıkıntı yaşanacağı düşüncesi stres yapıyorsa, çiftlerin karşılıklı konuşup yeni bir aile bütçesi çıkartması, harcamaları ayarlaması ve planlı olması stresi düşürecektir. Couvade Sendromu, hamilelikle başlayıp doğumdan sonra biteceği gibi bazı durumlarda ilaç ve psikoterapi de gerekebilir.Kaynak
Etiketler :baba adaylari, Couvade Sendromu, erkeklerde hamilelik belirtileri, Haberler, Hamile, Hamilelik ve Do?um, hamilelikte es, Sa?l?k
Mart 3rd, 2008 yapan Filiz Arıcan 152 kez okunmus

Uzun bir aradan sonra yeniden sulu bir haberle merhaba:)…Science’ın 29 Şubat sayısında yer alan bir çalışmada, atmosferde yağmur yağmasını sağlayan bakterilerin yaygın olarak bulunduğuna dair kanıtlar sunuluyor. LSU biyoloji bilimleri profesörü Brent Christner başkanlığında yürütülen çalışmada, bu biyolojik partiküllerin yağmur döngüsünde, iklimlerin oluşmasında, tarımsal üretimde ve küresel ısınmada çok önemli bir yere sahip olduğu belirtiliyor.Belirli bölgelerde yağmur oluşumlarının incelendiği araştırmada, kutuplarda kar çekirdeği olarak isimlendirilen ve kar oluşumunu artıran biyolojik maddelerin aktif olarak bulunduğu belirlendi. Bu maddenin bulutlardaki kar ve yağmur oluşumu için gerekli olduğu açıklanıyor. Toz ve is maddelerinin de kar çekirdeği vazifesini gördüğünü belirten uzmanlar, ancak biyolojik kar çekirdeğinin daha yüksek sıcaklıklarda da donma olayında katalizör olarak çalıştığını belirtiyorlar. Bulutlarda biyolojik kar çekirdeğinin bulunması halinde, yağmur yoğunlaşmasını tetikleyen oluşumlar harekete geçiyor.
Kar oluşumunu tetikleyen bakterilerin ise aynı zamanda bitki patojeni olduğunu belirten uzmanlar, bu biyolojik kar çekirdeğinin bitkilerin donmasına sebep olduğunu ve bu sebepten tarımsal üretimi olumsuz etkileyebileceğini belirtiyorlar.Christner, bakteriyel patojenlerin bitkiler veya hayvan sağlığı üzerindeki etkileri nedeniyle, ne yazık ki yaşam döngülerindeki diğer evrelerin göz ardı edildiğini belirtiyor ve ekliyor: “Bu araştırma, yapılacak çalışmalarda ekoloji, mikrobiyoloji, bitki patolojisi, ve iklim bilimleri arasındaki ortak köprünün kurulması gerektiğini gösteriyor. Ayrıca yapılan bu çalışmayla, gezegenlerdeki iklim ve biyosfer yapısıyla ilgili yeni veriler de elde edildi.”Kaynak
Etiketler :bakteri, Haberler, kar, yagmur
Ocak 31st, 2008 yapan Filiz Arıcan 555 kez okunmus

Grip vakalarında patlama yaşanıyor. Hastalığın Şubat ve Mart’ta tepe noktasına ulaşılacağını belirten Avrupa’nın iki önemli sağlık otoritesi, çalışanlarda yaygın görülen yeni tip grip virüsüne karşı, “başkalarıyla yakın temastan kaçının” uyarısı yaptı.Avrupa’nın iki önemli sağlık otoritesi Avrupa Grip Gözlem Komitesi (EISS) ve Avrupa Hastalıktan Korunma ve Kontrol Merkezi (ECDC), önümüzdeki iki ay Avrupa’da büyük bir grip dalgasının olacağını açıkladı.EISS ve ECDC, içinde bulunduğumuz hafta içinde Avusturya, Bulgaristan, Fransa, Macaristan, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Portekiz, Slovenya, İspanya, İsviçre ve İngiltere’de artan grip vakalarının önümüzdeki günlerde Doğu ve Kuzey Avrupa’ya yayılmasından endişe edildiğini bildirdi. EISS ve ECDC, çocukların yanı sıra yetişkinlerde de yaygın olarak görülmeye başlanan yeni tip bir İnfluenza A (H1) virüsüne karşı uyarıda bulundu.Yapılan açıklamada, şu ana kadar gözlenen vakalarda bu yılki mevsimsel gribin, İnfluenza A(H1) virüsünün yeni bir alt tipinin etkisiyle oluştuğuna ve bu alt tip virüsün orta ölçekli salgınlara neden olabileceğine dikkat çekildi. Yapılan açıklamaya göre son 15 yılda İnfluenza A (H1) enfeksiyonu en fazla küçük çocuklar üzerinde etkili olurken, bu yıl özellikle İrlanda, İspanya, İsviçre ve İngiltere’de yarattığı enfeksiyon yoğun olarak çalışan nüfus üzerinde tespit edildi.Avrupa Hastalıktan Korunma ve Kontrol Merkezi (ECDC) Direktörü Zsuzsanna Jakab ise gribal enfeksiyonlar karşısında özellikle yaşlıların ve kronik kalp/akciğer rahatsızlığı bulunanların ciddi tehdit altında olduğunu, bu vakalarda hastalığın ölümcül olabileceğini dile getiriyor.
TÜRKİYE DE RİSK ALTINDA
Grip mevsimi ülkemizde geç döneme doğru sarkıyor. Son yıllarda grip Türkiye’de artık Kasım ve Aralık aylarında değil, Ocak, Şubat ve Mart aylarında tepe noktasına ulaşıyor. Bu yıl da Ocak ayının ikinci yarısında patlama var.T. C. Sağlık Bakanlığı’nın 2. Grip Referans Merkezi olarak kabul ettiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Viroloji ve İmmünoloji Bilim Dalı öğretim üyelerinden Prof. Dr. Selim Badur, “Merkezimize 5 ilden ulaşan sonuçlar Ocak ayının ortasından itibaren grip vaka sayısında ciddi bir artış olduğunu gösteriyor. İstanbul, Edirne, Bursa, Antalya ve İzmir’den gelen örneklerde yüksek oranda İnfluenza A pozitif sonucu çıktığını görmekteyiz” diyerek uyarıda bulunuyor.Prof. Badur gribin Ocak ayı içinde çocuklarda çok daha yaygın olduğunu, bir hafta içinde 22 örnekten 13’ünün pozitif çıktığını da sözlerine ekledi.Mikrobiyoloji ve enfeksiyon hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Selim Badur son derece bulaşıcı bir hastalık olan gribin tedavi edilebilir bir hastalık olduğuna da dikkat çekti. Prof. Badur “uzun yıllardır yanlış ve bilinçsiz uygulanan grip tedavisi yerini gribe karşı etkili antiviral ilaçlara bıraktı” diyerek sözlerine şu şekilde devam etti:“Gribin başarılı biçimde kontrol altına alınması için erken tanı ve tedavi gereklidir. Grip tedavisinde antibiyotik kullanmak yanlıştır, çünkü grip virüsüne antibiyotiklerin etkisi yoktur. Ayrıca, gereksiz ve aşırı antibiyotik kullanımıyla oluşan direnç antibiyotiklerin bakterilere karşı etkinliğini azaltmaktadır. Soğuk algınlığı ilaçları ise, belirtilerde kısa süreli rahatlama sağlar, fakat tedavi edici değildir. Üstelik vücudunuza yerleşip yayılması için grip virüsüne zaman kazandırır.Son yıllarda geliştirilen gribe karşı etkili antiviral ilaçlar, grip virüsüne etki eder ve vücuda yayılmasını engeller. Grip başladıktan sonra kısa süre içinde gribe karşı etkili olan antiviral ilaçların kullanılması, hızlı bir şekilde iyileşme sağlamaktadır. Halk arasında kullanılan “tedavi edilirse bir hafta, edilmezse yedi gün sürer” sözünün aksine, gribe karşı etkili olan antiviral ilaçların kullanılması, ateş ve diğer hastalık belirtilerini azaltıp hızla iyileşme sağlar ve normal gündelik yaşama dönüşü hızlandırır.”
Grip nedir? Nasıl korunmak gerekir?
* Yaygın bir şekilde “nezle” olarak adlandırılan aslında nezleden çok farklı seyri olan grip, A ve B tipi grip virüslerin neden olduğu, insandan insana kolayca geçen viral bir hastalıktır.
* Hastalığın belirtileri ani başlayan , baş ağrısı, kas ağrıları, öksürük ateş/üşüme ve yorgunluk/zayıflık hissidir.
* Grip her yıl toplam nüfusun yüzde 5’i ile yüzde 15’ini etkilemektedir.
* Grip her 10-50 yılda bir, grip A virüsünün yeni ve farklı bir alt tipi ile dünya çapında ciddi salgınlara neden olabilir.
* Grip hastalığına yakalanmış olan kişiler mümkün olduğunca başkalarıyla yakın temastan kaçınmalıdır.
* Ellerin yıkanması gibi temel hijyen kurallarına uyulmalıdır.
* Yüksek risk gruplarındaki kişiler (yaşlılar, kalp ve akciğer hastalıkları gibi kronik rahatsızlıkları olan kişiler, bağışıklık sorunu taşıyanlar) gribe karşı koruyucu aşı yaptırmalıdır.
* Enfeksiyonu önlemek, semptomların ciddiyetini ve süresini azaltmak için ulusal protokollere göre uygulanan antiviral ilaçlar da alınabilecek diğer önlemler arasındadır.
* Grip konusunda toplumların bilinçlendirilmesiyle herhangi bir salgın ihtimali öncesinde uzman doktorlara başvurma oranı ciddi ölçüde artırılabilir ve grip mevsimi boyunca iş kayıpları önlenebilir.
Kaynak
Etiketler :A (H1) virüsü, grip, grip virüsü, Haberler, Sa?l?k
Ocak 30th, 2008 yapan Filiz Arıcan 251 kez okunmus
Bu haberin başlığını görünce çok şaşırdım ve okumaya başladım.Ve sonra ilginç geldi sizlerle de paylaşmak istedim.Siz 800 yaşına kadar yaşamak ister miydiniz?
Ölümsüzlük… İnsanoğlunun varoluşundan bu yana peşinde koştuğu rüya. Bilim dünyası bugüne kadar, yaşlanmanın etkilerini azaltan, ömrü uzatan çeşitli araştırmalarla karşımıza çıktı. Bir grup İngiliz bilim adamının yürüttüğü DNA araştırmalarıysa tartışmaları çok daha ileriye götürüyor.Zira İngiliz uzmanlar, DNA yapısından yaşlanmayla ilişkili iki geni çıkarttıkları maya mantarının ömrünü 10 kat uzatmayı başardı.Bilim adamları, gelecekte aynı yöntemle insan ömrünün de uzatılabileceğine hatta 800 yaşına kadar yaşamanın mümkün olabileceğine inanıyor.Ancak bu durum bilim dünyasını da ikiye böldü.Zira kimi uzmanlar, teknik olarak 800 yıl yaşamak mümkün olsa da pratikte insan bedeninin de bir sınırı olduğunu düşünüyor. Bu sınırın da 120 yıl olduğuna inanılıyor.Uzmanlar, bu yaşa kadar bedenin sağlıklı kalabileceğini ancak sonrasında büyük fiziksel sorunların baş göstereceğini söylüyor.Ölümsüzlüğün ne kadar hayal, ne kadar gerçek olduğunu gelecek araştırmalar belirleyecek.Kaynak
Etiketler :DNA, Haberler, insanoglu, maya mantari, Sa?l?k, yasl? insan
Ocak 29th, 2008 yapan Filiz Arıcan 517 kez okunmus
Sevgili arkadaşım Mert hemen hepimizin yaptığı veya yapabileceği gibi internet üzerinden alışveriş yapmaya kalkmış ve başına gelenlere bir bakın…Olay kısaca şöyle gelişmiş; Mert indirimli diye gördüğü cep telefonunun siparişini veriyor.Ve ilk fiyasko orada başlıyor.Ürün indirimli değilmiş yok efendim o üründe değil başka bir üründe indirim varmış.Neyse artık olan oldu diye kargosunu beklemeye başlamış Mert, neyse kargo bilgisi falan verilmeden ürün gelmiş ve ürünün faturasından ve garanti belgesinden anlaşılmış ki (kaba tabiriyle) kaçak diyebileceğimiz şekilde Türkiye’ye getirildiği ortaya çıkmış.Yazının detayları ve olaydaki gelişmeleri takip etmek için bu adrese bakabilirsiniz.Geçmiş olsun Mert…
Etiketler :Haberler, sanal alem, Ya?am
Ocak 28th, 2008 yapan Filiz Arıcan 346 kez okunmus
Türk mutfağında önemli yere sahip olan kimyon, başta mide ve bağırsak gazı olmak üzere birçok rahatsızlığa doğal çözüm sağlıyor.Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tamer Tetiker, birçok baharat gibi kimyonun da yemeklere lezzet vermesinin yanı sıra bileşimindeki maddelerden dolayı vücut metabolizmasına olumlu katkı sağladığını ifade etti. Kişilerin herhangi bir metabolizmal hastalığa yakalanmadan bu tür baharatları tüketerek, sağlıklarını güvenceye alabileceklerini belirten Prof. Dr. Tetiker, kimyonun içerdiği özellikler bakımından bağırsak gazı olmak üzere birçok rahatsızlığa doğal çözüm sağladığını vurguladı.Türk mutfağında önemli bir yere sahip olan kimyonun, başta mide ve bağırsak gazı olmak üzere birçok rahatsızlığa doğal çözüm sağladığına dikkati çeken Prof. Dr. Tetiker, şunları kaydetti:“Hindistan ve Meksika mutfağında da önemli yere sahip olan kimyonun ağrı kesici özelliğinden bahsediliyor. Çinliler de bu baharatı geleneksel tıpta mide şişkinliği, gaz şikayetleri için yıllardır kullanıyorlar. Kimyonun, fareler üzerinde yapılan çalışmalarda kan şekerini düşürücü etkisinden de bahsediliyor.”Kimyonun, özellikle bulgurlu gıdaların mide ve bağırsaklarda yarattığı gaz ve sıkışma hissini en az düzeye indirdiğini vurgulayan Prof. Dr. Tetiker, kimyonun, idrar söktürücü, sinirleri uyarıcı, iştah açıcı ve terletici etkisinin de bulunduğunu kaydetti.
BEBEKLER İÇİN
Mide ve bağırsak gazı şikayetlerinin kadınların hamilelik dönemlerinde yoğunlaştığını belirten Prof. Dr. Tetiker, “Bu dönemde kimyon kullanımını öneriyoruz. Ayrıca, bebek ve çocuklarda da sindirim güçlüğü durumunda kullanılabilir. Bebeğini emziren annelerde ise kimyonu özellikle tavsiye ediyoruz. Çünkü, annenin aldığı gaz yapıcı gıdalar süte de geçtiği için bebeğe verdiği rahatsızlık annenin sindirim sisteminde oluşan rahatsızlıktan daha fazla oluyor” diye konuştu.Kimyonun midesi hassas kişilerde irritasyon (tahriş) denilen rahatsızlıklara yol açabileceği uyarısında bulunan Prof. Dr. Tetiker, “Bu nedenle her gıda maddesinde olduğu gibi kimyonun tüketiminde de aşırıya kaçılmamalı. Bunun dışında kimyonun bilinen bir yan etkisi bulunmuyor” dedi.
KİMYON
Akdeniz kökenli ve maydanozgiller familyasından olan kimyon, Orta Anadolu, Eskişehir ve Konya dolaylarında üretiliyor. 15-60 santimetreye kadar uzayan kimyon bitkisi, yaz mevsiminde şemsiyeler şeklinde beyaz ve pembe renkte çiçek açıyor.Bu çiçekler olgunlaştığında, kimyon adıyla baharat olarak sarımsı esmer renkli tohumlar veriyor. Güneşli ve kısmen gölgelik yerleri, suyu iyi akıntılı toprakları seven kimyon bitkisi, ilkbaharın sonlarında ekilen tohumlarıyla çoğaltılıyor.Kaynak
Etiketler :Anneler ve bebekleri, bag?rsak, gaz sikayetleri, idrar söktürücü, irritasyon (tahri?), istah ac?c?, kimyon, mide, mide siskinligi, sinirleri uyarici, terletici