Mart 15th, 2008 yapan Filiz Arıcan 358 kez okunmus


Hamileyken, hamile arkadaşlarım ve eşlerimizle birlikte hep ultrasonun bebeğe bir etkisinin olup olmadığını merak ederdik.Eminim ki bizim gibi birçok kişide merak ediyordur.İşte sorunun cevabı…

Ultrasonun ilk kullanılmaya başlandığı günlerden bu yana hangi sıklıkta kullnılacağı tartışılıyor.Ülkelere göre bu konuda farklı uygulamalar mevcut.Genellikle kabul edilen hamilelik başlangıcında, 11-14. hafta ve 22-23. hafta olmak üzere 3 kez yapılan ultrasonografik muayenedir.Bizim ülkemizde ise hastaların isteği doğrultusunda genelde her ay uygulanıyor ve herhangi bir risk taşıdığı belirlenmemiştir.Hamileliğin erken döneminde vajinal yoldan yapılan ultrasonografi muayaenesi ise hamileliği daha detaylı değerlendirebilmek için yapılabilir ve herhangi bir sakınca yoktur.

Etiketler :, , , , ,
Mart 13th, 2008 yapan Filiz Arıcan 258 kez okunmus

Evet farkıdayım bugünlerde hep hamilelikle ilgili yazıyorum ama ne yapayım çevremdeki hamile arkadaşlarımın sayısı gün geçtikçe artıyor.Ayrıca daha bu konuda yazmaya da devam edeceğim yazıların kaynağında gösterdiğim ek kitapçık hamilelikde en çok merak edilen 100 soru-cevap şeklinde bu yüzden ben hamileyken en çok merak ettiğim konuları veya çevremdeki hamile arkadaşlarımın yakınmalarından da yola çıkarak 100 soru-cevapdan seçtiklerimi sizlerle paylaşacağım.
Özellikle hamileliğin ilk döneminde bulantı ve kusma olabilir.Çoğul hamileliklerde (ikiz) daha belirgindir.Hamileliğinizin 7-8. haftalarında en fazla olurken, 12-15. haftalara doğru kaybolur.Ancak, bazen hamilelik boyunca devam edebilir.Özellikle kokuya karşı hassas olunur.Daha çok sabah olmakla beraber günün herhangi bir anında görülebilir.Her hamilede farklı derecelerde görülen bulantı ve kusmaların nedeni hormonlara bağlıdır.Dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır:

  • Öğünleri daha sık ve daha az miktarlarda almaya özen gösterin.
  • Özellikle sabah yataktan kalkmadan öne galeta, kraker gibi yiyecekler e meyve suyu içebilirsiniz.Bunları aldıktan sonra 10-15 dakika yataktan kalkmayın.Daha sonra hafif bir kahvaltı yapın.
  • Kokusu hoşunuza gitmeyen yiyeceklerden uzak durun.Hamileliğinizin ilerleyen aylarında rahminizin yukarı doğru büyümesinden dolayı yemek borusu ile mide arasındaki kapak sistemi hormonal nedenlerle gevşer ve mide asidi yemek borusuna geri kaçarak yanmalara neden olur.Çok baharatlı, acılı veya fazla yağlı yemekleri almayın.Yatağınızın baş kısmını biraz yükseltin.
  • Ancak tüm bu önlemlere rağmen bulantı ve kusmaları devam eden hamileler gerekli inceleme ve tetkikler yaptırdıktan sonra, tedavi amaçlı damar yolu ile serum ve ilaç verilerek hastanın günlük ihtiyaçaları karşılanır.
  • Bebeğin yeterince beslenememesi endişesiyle, hamileleri istemediği şeyleri yemeye zorlamak doğru değildir.

Bazı anne adaylarında bulantı ve kusmalar uzun sürebilir.Öncelikle doktorunuz tarafından bulantı ve kusmaya sebep olan diğer nedenler (mide, karaciğer hastalıkları gibi) araştırılmalıdır.Bulantı ve kusmalar hamileliğe bağlı ise, oldukça etkin ilaçlar ile tedavi yöntemleri vardır.Bu konuda anne adayı doktorundan yardım istemeli ve verilen tedavileri uygulamaktan kaçınmamalıdır.Özellikle kusmaya bağlı kilo kaybı varsa, destekleyici tedavi alınması gerekir.

Etiketler :, , , , ,
Mart 12th, 2008 yapan Filiz Arıcan 555 kez okunmus


Başlıkta belirttiğim gibi ben, hamileliğim süresince kilo kaybetmedim.Normal sayılabilecek bir kilo artışım oldu.Ancak çevremde bu sıkıntıyı yaşayan arkadaşlar olmuştu.Umarım ki bu yazı kilo kaybeden hamileler için aydınlatıcı olur.

Hamilelik kesinlikle kilo verme dönemi değildir.Bazı hamileler ilk 3 ay içinde bulantı ve kusmalar nedeniyle birkaç kilo kaybedebilir.Ancak vücut bunu daha sonra telafi eder.Beslenme bozukluğuna bağlı kilo kaybı hamileliğin ilerleyen dönemlerinde bebeğin gelişimini olumsuz etkileyecektir.Bu nedenle doktorunuza danışarak durumunuza uygun dengeli bir beslenme şeması elde etmelisiniz.Hamilelik süresince toplam 9-13 kilo arası artış normal olarak kabul edilir.Hamileliğin ilk 3 aylık döneminde kilo alımı çok azdır (0-3 kg).Hamilelik boyunca annenin alması gereken kilo, annenin hamilelik öncesindeki kilosu ile de ilgilidir.Hamileliğin başlangıcında zayıf olan annelerin, hamilelikleri boyunca daha fazla yani 13-18 kg, normal ağırlıkta olanların 11-16 kg, hafif şişman olanların 7-12 kg, şişman olanların ise 6 kg civarında kilo almaları uygundur.

Hamilelik döneminde beslenme, hem bebeğin büyüyüp olgunlaşması hem de annenin gereksinimlerinin karşılanması nedeniyle dikkat edilmesi gereken bir konudur.9 ay boyunca karnınızdaki bebeği beslemek için fazladan enerjiye ihtiyaç duyarsınız.Hamilelikte annenin enerji, protein, mineral ve vitaminlere gereksinimi artar.Düzenli olarak günde 3 öğün yemek; bu yediklerinin içerisinde süt ve süt ürünleri, meyve ve sebzeler, ekmek ve tahılgiller, yüksek proteinli gıdalar (et, balık, yumurta,fasulye) bulunan bir hamile normal, dengeli besleniyor demektir.Hamilelik döneminde bol sıvı alınmalıdır.Fazla şekerli ve unlu gıdalar yerine, bol, taze sebze ve meyveler yenmelidir.Hamilelikte protein gereksinimi artar.Balık, et, baklagiller, süt ve süt ürünleri protein açısından zengin olan besinlerdir.Hamilelik döneminde alkol alınmamalı, kahve ve çay gibi kafein içeren içecekler mümkün olduğu kadar az tüketilmelidir.Salam, sosis ve sucuk gibi katkı maddesi olan besinleri mümkün olduğundan az tüketin…Kaynak/jin. Opr. Dr. Hüsnü Görgen kitapçık bilgileri

Etiketler :, , , , , , ,
Mart 10th, 2008 yapan Filiz Arıcan 423 kez okunmus

Ben de hamileliğimi çok keyifli geçirmeme rağmen en çok ilerleyen son aylarda kurbağalama (yüz üstü) yatmayı özlemiştim.İlk aylarda tabiki yatış pozisyonu çok önemli değil ancak ilerleyen aylarda yatış pozisyonu çok önemli.

Bebek, rahmin içerisindeki amnios sıvısında bulunur.Bu nedenle dışarıdan gelebilecek baskılardan etkilenmez.Yatakta sağa sola dönmenin hiçbir zararı yoktur.Pozisyon açısından dikkat etmeniz gereken durum ise ilerleyen hamilelik aylarında sırt üstü yatmamanızdır.Çünkü bu durumda büyüyen rahim ve bebek, sizin damarlarınıza baskı yaparak ani tansiyon düşmesine sebep olur.Bu nedenle uzmanlar sol yan pozisyonda yatmanızı önerirler.Kaynak\Ek kitapçık bilgileri

Etiketler :, , , , , ,
Mart 7th, 2008 yapan Filiz Arıcan 409 kez okunmus

Uzmanlar ergenlik çağındaki çocukla itiş-kakış ve inatlaşma şeklinde yaşanılabilen bir durum karşısında ailelerin, bu geçişin doğal olduğunu bilerek, çatışmaya girmek yerine onun yanında bir tutum almasında yarar bulunduğunu bildirdi.Alman Hastanesi Psikiyatri Bölüm Başkanı Uzman Dr. Ayça Gürdal Küey, ergenliğe geçişte bazı gençlerin, ergenlik dönemi değişimlerine uyum sağlamakta birtakım yetersizlikler gösterebileceğine, bunun da bazı hastalık ve psikolojik sorunlara yol açabileceğine dikkat çekti.Küey, ergenliği daha çok, “bir geçiş dönemi ya da dönemeç olarak tanımladıklarını” belirterek, “Ama dönemin özelliği gerçekten o geçiş veya dönemeç olmasından gelen bir karmaşa taşıması. Ergen, çocuk olarak girdiği bu dönemi erişkin olarak bitiriyor” dedi.Küey, genel olarak 14-18 yaş arası yaşanan bu dönemde, ergenin bedeninin, cinselliğinin değiştiğini ve kimlik gelişiminin yaşandığını ifade ederek, şunları kaydetti:”Ergenlik bir karmaşa dönemi ama bu ergenliğin gereği olarak beklenen bir durum olabiliyor ve sonunda bu dönemden ergen sağlıklı bir erişkin olarak çıkabiliyor. Ancak ergenliğe uyumda yetersizlik gösterirse, birtakım hastalıklar ya da psikoloji sorunlar ortaya çıkabiliyor.Günümüzde de bunlar eskiye göre biraz daha arttı. Ergenliğe giriş yaşının belki öne gelmesi, gencin bu değişime ayak uydurmasını zorlaştırıyor. Yani bedeni o kadar hızlı değişiyor ki, ruhsal olarak henüz o bedeni taşımaya hazır olmadan bambaşka bir bedenle karşılaşıyor ergen.”Ergende kimlik değişimiErgenin, bu dönemde karşılaştığı en önemli değişimin “kimliğine ait değişim olduğunu”, bütün dünyayı, anne babayı ve arkadaş ilişkilerini sorgulayarak bunlar içinde kendine bir yer bulmaya çalıştığını anlatan Ayça Gürdal Küey, burada da gencin ciddi bir karmaşa ve belli sorunlar yaşadığını söyledi.Küey, bu tartışmanın derinleşmesi, gencin bunun içinden çıkamaması ve çevre tarafından iyi desteklenmemesi halinde, depresif durumlar da ortaya çıkabildiğine işaret ederek, “Ergen çok çabuk kendini eyleme vuran, çabuk eyleme geçen bir yapı. Her şeyi hızlı yaşadığı ve harekete geçtiği gibi, depresyonunda da belki de erişkin depresyonlarına göre biraz daha çabuk eyleme geçebiliyor” diye konuştu.Gencin bireyleşme ve bağımsız olmaya çalıştığı bu dönemde ister istemez ailesiyle çatışmaya girdiğini ve bunun da döneme özgü olduğunu dile getiren Küey, itiş-kakış ve inatlaşma şeklinde yaşanılabilen bu durum karşısında ailelerin, bu geçişin doğal olduğunu bilerek, çatışmaya girmek yerine onun yanında bir tutum almasında yarar bulunduğunu bildirdi.

Ergen birimine başvuru nedenleri
Psikiyatri Bölümünde ergen ve yeme bozuklukları birimi bulunduğunu anlatan Küey, kendilerine en çok “aile, okul ve arkadaş ilişkilerinde uyumsuzluk, ilişki sorunları, okul problemleri, yeme bozuklukları” gibi sorunlar nedeniyle başvuru yapıldığını söyledi.Yeme bozukluklarının belirgin olarak kızlarda, alkol ve madde kötüye kullanımının ise daha çok erkeklerde görüldüğünü anlatan Küey, yine kızlarda anne-kız çatışmasının sık başvuru nedenleri arasında yer aldığını ifade etti.Ailelere, ergenlik döneminin özelliklerini iyi tanımaları, gencin yanında olmaları ve olası değişiklikler karşısında telaşa kapılmamaları önerisinde bulunan Küey, “Örneğin bize yapılan başvuruların bir kısmının çok doğal ergenlik değişimleriyle ilgili olduğunu görüyoruz.Aileler bazen de çabuk telaşa kapılıyorlar. O aileyle ergenin gireceği kimi çatışmalar ve tartışmalar, aslında sağlıklı ve geçirilmesi gereken bir çatışma dönemi” dedi.Küey, ancak sorun yaşanması halinde ailelerin bir merkeze başvurmaktan çekinmemesi ve bunu ertelememesi gerektiğine işaret ederek, sözlerine şöyle devam etti:”Ergenlik döneminin bazı sorunları, gerçekten çok kronikleşip bize gecikmiş olarak başvurulduğunda tedavi etmemiz daha zor oluyor. Yeme bozuklukları, depresyon, alkol ve madde kötüye kullanımı bunlardan bir kaçı.Bazen o kadar ertelenmiş oluyorlar ki, bir psikiyatr ya da psikologa başvurmadan, diğer branşları dolaşarak bunları halletmeye çalışıyorlar. Örneğin yeme bozukluklarında genç kızın adeti kesiliyor sıklıkla.Kadın doğum uzmanlarına başvurarak bu sorunu halletmek istiyorlar. Halbuki gerisinde koskoca bir buz dağı var.O çağda bulunan bir çocuk varsa ve bu sorunları yaşıyorsa, doktor doktor gezme yerine önce bir psikiyatrik danışmanlık alabilirler. İlk soru işaretleri oluştuğunda psikiyatrik danışmanlık alınsa, sorun daha kolay çözülebilir.”Ergenlik döneminde ebeveynlerin arkadaş yerine, anne-baba olması gerektiğini belirten Küey, “Dinleyen, duyan, kulak veren, gencin söylediğini doğru anlayıp, doğru yorumlayabilen anne-baba olmak gerekiyor.Güç mücadelesine girilmemesi gerekiyor. Onu şefkatli bir şekilde tutmak gerekiyor. Sınır koymak deyince aileler katı bir sınır koymak gibi algılıyor. O sınır şefkatli bir tutuşla da yaşatılabilir ergene” diye konuştu.Gencin o dönemde temel referanslarının aileden daha çok arkadaşlara saydığını ve sanki ailesinin söylediklerini hiç dikkate almazmış gibi gözüktüğüne dikkat çeken Küey, “Fakat o arada aslında ergen ailenin bütün söylediklerini duyuyor. Dolayısıyla ‘bizim söylediğimizi önemsemez’ diye aile olumlu şeyleri söylemekten geri durmamalı.Olumlu şeyleri de her zaman söylemeye devam etmeli, genci cesaretlendirmeli, beğendiğini söylemeli. Çatışmalı görünseler de, aslında, anne-babanın onayına çok ihtiyaçları var” dedi.Kaynak

Etiketler :, , , ,
Mart 4th, 2008 yapan Filiz Arıcan 730 kez okunmus

Panik atakla ilk tanışmam 1999 Ağustos İstanbul’da yaşadığım deprem sonrası oldu.O günden sonra da bu hastalığı sıkça duyar oldum çevremde.Muhakkak hepimizin çevresinde de bir kişi bu hastalıktan muzdariptir.Panik atak, aniden baslayan ve zaman zaman tekrarlayan, insanı dehset içinde bırakan yogun sıkıntı ya da korku nöbetleri olarak tanımlanır. Panik atak geciren bir insanın hayatı dramatik olarak degisir. Hasta kontolünü kaybettigi, ölmek üzere oldugu, ya da aklını kaçırmak uzere oldugunu hisseder.Panik atak, vücutta hızlı ve karmasık degisikliklere sebep olur. Panik atagın bazı organlar üzerindeki etkisi, kaza ya da zehirlenmenin yol açacagı sonuçtan bile daha kötü olabilir. Panik atak kesinlikle bir hastalıktır ve tedavisi sarttır. Ara ara gelisen bir durum olmasına ragmen tedavi edilmediginde ‘atak’ların sıklıgı artabilir ve beraberinde depresyon ya da genel endise halleri gibi baska psikiyatrik hastalıklara sebep olur.Hastalar, ataklar arasında gergin ve huzursuz olurlar ve her an yeni bir atak gelisebilir korkusuyla bir genel endise durumu gelistirirler.Buna ‘beklenti anksiyetesi’ adı verilir. Hasta evden çıkamamaya, yalnız kalamamaya baslar ve hayatı felç olur.Panik atakların nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte genetik etkilesimin etkili olabilecegidüsünülür. Panik ataklar kadınlarda, erkeklere göre iki kat daha fazla görülür. Toplumda her 100 kisiden 3-4’ü ya panik atak hastalıgı geçirmistir ya da halen bu hastalıgı yasamaktadir. Panik atak, psikiyatristlerin en sık gördügü hastalık gruplarındandır. Depresyondan bile daha sık görülen panik atak ne yazık ki hastaları,tedavisi için en geç basvurdugu hastalıklardan birisidir.Panik atak semptomları genelde 25’inden önce baslar. Çocuklarda da görülebilir fakat ne yazık ki daha ileri bir yasa kadar teshis konulamaz.Hastalıgın tedavisinde, teshisin konulması çok önemli bir adımdır. Panik atak hastaları genelde hastanelerin acil servislerine gögüs agrısı, nefes alamama gibi sikayetlerle gittikleri için, birçok tıbbi testlerden geçerler. Kalp, akciger ile ilgili ‘medikal’ bir hastalık olmadıgını anlayan hekimler hastayı taburcu eder ve hasta bir sonraki nöbete kadar tedavi aramaz. Fakat panik atak hastalarının hemen teshis edilip dogru tedaviye yönlendirilmeleri gerekir. Bu nedenle hem doktorları hem de hastaları psikiyatrik hastalıklar açısından egitmek çok önemlidir. Hastanın ailesinin de hastayı anlayabilmesi ve tedavi sürecinde destek verebilmesi açısından bilgilendirilmeleri çok önemlidir.Panik bozuklugu, tedavisi mümkün bir hastalıktır.Bu ilaç tedavisi ya da psikoterapi olmak üzere iki büyük baslık altında toplanabilir. En iyi tedavi hem ilaç hem de terapinin beraber yapıldıgı bir tedavi sürecidir. Bunun yanında gevseme egzersizlerinin de hastaya ögretilmesinde fayda vardır.Panik atakları sırasında ilaç kullanımının pek faydası olmaz. Dogru ilaç seçimi, uygun süre ve dozların kullanımı atakların tekrarlanmasını önler.Terapi yontemleri de ataklara sebep olan duyguları ve düsünceleri inceleyerek krizleri uzun vadede azaltır veya tamamen ortadan kaldırır.Hayatımızdaki stresin ve vücudumuzun bu strese karsı reaksiyonunun, eriskin hayat seklimizin, büyüdügümüz çevrenin, genetik faktörlerin ve düsünme paternlerimizin hepsi, hayatta endise ve panik bozukluklarına ne kadar yakın olup olmadıgımız konusunda belirleyici rolleri vardir.

Bunlardan genetik faktörlerimizi ve cocuklugumuzdaki travmaları degistiremeyecegimize göre hayattaki hayat seklimizi, düsünce paternimizi degistirerek, altına girdigimiz stresi azaltarak ve vücudumuzun direncini artırmaya çalısmalıyız. Bu asamada, hayatımızda bizi kısa ve uzun vadede strese sokan faktörleri belirlemeli ve bunları yine kısa ve uzun vadede tamamen degistiremesek de hafifletme yolları aramalıyız. Bunun yanında vücudumuzun strese olan reaksiyonunu azaltmak ve direncini arttırmak amacıyla günlük egzersiz, dengeli beslenme ve uyku çok önemlidir. Kisi, günlük rahatlama egzersizleri, nefes alıp verme egzersizleri, yoga ve benzeri birçok fiziksel rahatlama sekillerinden kendisine en uygun olanı deneyerek seçebilir.Düsünce paternlerimizi ögrenmek ve gerektiginde degistirmek, olgunlastırmak da anksiyeteye olan yatkınlıgımızı azaltmadaki en önemli faktörlerden biridir.Düsünce seklimizi belirleyen birçok faktör vardır ki degistirmek hemen ve kolay olmaz.. Nitekim aldıgımız egitim, çocuklugumuzda büyüdügümüz çevre ve hatta miras edindigimiz genetik bunda çok etkilirdir. Psikoterapi, kendimizi daha iyi tanımamıza, düsünce sekillerimizin daha farkında olmamıza ve bizi anksiyete ve panik atak hastalıklarına yol açan ikilemlere ve düsünme sekillerine ulasmamıza yardımcı olur.Kaynak

Etiketler :, , , , , ,