Eylül 3rd, 2008 by Filiz Arıcan 2854 kez okunmus


Ülkemizde ve İslam Dünyası için Ramazan ayı ayrı bir önem taşıyor. Orucun ruh ve beden üzerinde olumlu etkileri, vücut sağlığı bakımından faydalı sonuçları tıbben de kanıtlanmış bir gerçek. Oruç tutarken tüm vücut organları dinleniyor. İnsanın iradesine hakim olarak yaşaması da kendine olan öz güveni arttırıyor.Oruç insanı sağlıklı yaparken yanlış beslenme alışkanlıkları sağlıklı insanların bile ciddi problemler yaşamasına yol açabiliyor. Hamilelikte oruç tutmak isteyen anne adaylarına oruçluyken alınan gıdaların anne ve bebeğin ihtiyaçlarını mutlaka karşılaması gerekmektedir.
Hamileler Oruç Tutarken Hangi Sorunlar İle Karşılaşabilir?

Özellikle günlerin kısa olduğu sonbahar ve kış ayları hamileler için oruç tutabilecekleri en elverişli aylar. Yaz ayları özellikle oruç ve açlık süresinin daha uzun olması nedeniyle aşırı sıvı kaybının yaratacağı sorunlar daha sıklıkla görülebiliyor. Oruç tutan hamilelerde meydana gelebilecek başlıca sorunlar dehidratasyon olarak adlandırılan vücudun aşırı sıvı kaybı, aşırı kan şekeri düşmesi ve uzun süren açlığa bağlı yağ dokularının yıkılması ile meydana gelen ketosis durumudur. Oruç tutan anne adaylarında özellikle 5 aydan sonra bebeğin büyümesi ile kalori ihtiyacı ve anneden bebeğe geçen şeker miktarı artar. Eğer bebeğe geçen bu madde (şeker) yerine konamazsa o zaman anne adayında ani şeker düşmesi yani hipoglisemi meydana gelebilir. Bu durum anne adayında -en azından şekerli bir sıvı içirilmezse- olumsuz sonuçlar doğurabilir. Annedeki kan şekeri düşmesi bebeğin de sıkıntıya girmesine neden olabilir. Oruç gibi uzun süre aç kalmak var olan yağ depolarındaki yağların yıkılmasına ve keton denen artık maddelerin kana karışmasına neden olur. Ketonlar rahatlıkla plasentayı geçerek bebeğe ulaşır. Anne adayı uygun beslenme şartlarını yerine getirmezse sürekli ketonların kanda olması bebeğin başta beyin olmak üzere birçok sistemi olumsuz etkiler.
Hamilelik Aylarına Göre Orucun Etkisi Nelerdir? Hamileler Ne Zaman Oruç Tutabilir?
Hamilelik aylarına göre orucun etkisini ve oruç tutan anne adaylarının dikkat etmesi gereken durumları şöyledir:
İlk 3 ayda genelde bulantı ve kusmayla birlikte anne adayı yeterince beslenemez. Ayrıca hamilelerin oruç tutmasıyla birlikte özellikle sıvı yetersizliği, hipoglisemi ve ona bağlı bayılma veya aşırı halsizlik çok daha belirginleşir. 3. ve 5.aylar arasında daha rahat hamilelik yaşanması nedeniyle oruç için en uygun hamilelik ayları 3 ve 5. dir.Son aylar bebeğin hızlı büyüdüğü ve kilo aldığı dönemlerdir. Bu aylar da uzun süren açlıklar hem bebeğin az kilo almasına, hem şeker düşmesine, aşırı sıvı kaybına bağlı olarak bebekte sıkıntı ve bazen bebek kaybı olabilir. Bu dönemde özellikle dikkat edilmelidir.Anne adayının hamilelikle birlikte ilave bazı tıbbi sorunları da mevcutsa oruç tutmak ciddi sorunları tetikleyebilir. Bunlar şeker hastalığı, hipertansiyon, aşırı kansızlık ve erken doğum tehdidi gibi durumlardır. Bu sorunlar varsa oruç tutmak oldukça zararlı ve tehlikeli sonuçlar doğurabilir.Oruç tutan anne adayları; özellikle aşırı baş dönmesi, baygınlık hissi veya bayılma gibi belirtiler gösterirse mutlaka uzanmalı ve şekerli bir sıvı almalıdırlar. Eğer tedbir alınmazsa ve gerekli sıvı ve şeker desteği sağlanmazsa annede beyinle ilgili sorunlar ve halisünasyon görülebilir. Bebekte ise ani kan şekeri düşmesine bağlı kalp ritminde bozulma ve bazen bebek kaybına neden olabilir.
Oruç Tutan Anne Adayları Nelere Dikkat Etmeli, Hangi Gıdaları Almalı ?

• Oruç tutan anneler yeterli sıvı almalıdırlar. Ortalama 2 litre sıvı alınması gerekir. Bu sıvının tamamına yakını mutlaka su olmalı ve buna ilaveten soda alınarak kaybolan elektrolitler yerine konulabilir. Kafeinden uzak durulmalıdır.
• Yemeklerdeki yağ miktarı düşük olmalıdır. Kızartmalardan uzak durmak gerekir. Özellikle taze sebze ve meyvelerin tüketilmesine önem verilmelidir.
• Günlük kalori ihtiyacı mutlaka alınmalı ve gün içinde alınması gereken kalori ihtiyacı iftar ve sahur arasında dağıtılmalıdır. • Ramazan süresince mutlaka istirahata önem verilmeli, aşırı egzersizden kaçınılmalıdır.Özellikle son aylarda eğer bebek hareketlerinde azalma olursa mutlaka kadın doğum uzmanı bilgilendirilmeli ve gerekirse bebeğin sağlığı kontrol edilmelid.ir
• Son aylarda oruç tutan anne adaylarının hamilelik kontrolleri daha sık aralıklarda yapılmalıdır.
Anne adaylarının özellikle alması gereken gıdalar:
Demir
Özellikle C vitamini içeren gıdalarla alınırsa emilimi artar. Demirden zengin gıdalar
• Karaciğer, kırmızı et ve hindi eti
• Kuru baklagiller, lifli yeşil sebzeler, kuru üzüm, erik ve kayısı
• Fındık ve badem
Folik asitden zengin besinler
Ispanak, pancar, şalgam, böbrek ve karaciğer, kırmızı et, beyaz unlu ürünler ve yumurta
Kalsiyum
Kalsiyumdan zengin besinler – süt, yoğurt, peynir, balık ve kemikleri, brokoli, baklagiller, tahin, badem ve tahıllar
Ramazan ayında oruç tutmak isteyen anne adaylarının hamileliklerini takip eden doktorları ile bu durumu görüşmeli ve mutlaka fikirlerini almaları gerekir.Kaynak

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Hüseyin Mutlu

Etiketler :, , , , , , , ,
Eylül 2nd, 2008 by Filiz Arıcan 2338 kez okunmus

Beslenme uzmanları, sindirimi kolay olduğu için iftarda ramazan pidesi, sahurda ise uzun süreli tokluk hissi veren kepekli ekmeklerin tüketilmesini önerdi. Diyetisyen Gülen Akboyar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 13 saate yakın süre aç ve susuz kalacak olan oruçluların, iftarda ve sahurda yediklerine, içtiklerine çok dikkat etmeleri gerektiğini, aksi takdirde ciddi sağlık sorunları yaşayabileceklerini söyledi. Havaların da sıcak seyrettiği şu günlerde oruç tutacakların günde 2-3 litre suyu mutlaka tüketmesi gerektiğine değinen Akboyar, yiyecek konusunda da seçici ve dikkatli olunması halinde sorunsuz bir ramazan geçirilebileceğini vurguladı. Akboyar, iftarda, ramazanın geleneksel yiyeceklerinden olan ve sindirimi kolay pidenin tüketilebileceğini, sahurda ise uzun süre tokluk hissi veren kepekli ekmeklerin tercih edilebileceğini, bunun yanı sıra yemeğin çorbayla başlamasının önem taşıdığını belirtti. Ramazan sofralarında aşırı yağlı kırmızı etten kaçınılması gerektiğini bildiren Akboyar, şunları kaydetti: ”Sofralar sebze ve salata ağırlıklı olmalı. Tavuk ve balık da sofralarda yer alabilir. Ramazan süresince pilav, makarna gibi ürünleri çok önermiyoruz. Oruç süresi yaklaşık 13 saat olduğundan özellikle sahurda başta kepekli ekmek olmak üzere uzun süre tokluk hissi veren yiyecekler tüketilmeli. Ramazan pidesini ise fazla aşırıya kaçmamak kaydıyla iftar sofralarında öneriyoruz.”
TATLI YERİNE DONDURMA

Gülen Akboyar, ağır tatlıların hem kilo alımı hem de ani şeker yüklemesi nedeniyle bazı sıkıntılar yaratabildiğini, bunun yerine ramazanda dondurma veya sütlü tatlıların tüketilmesi gerektiğini söyledi. Tatlı yerine meyve tüketiminin daha ideal bir beslenme şekli olduğuna işaret eden Akboyar, ”Unlu, nişastalı tatlılar çok ağır gelir. Yerine hem gün boyu susuzluk ve açlık çeken vücudumuzu serinletecek hem de şeker ihtiyacımızı karşılayacak dondurma veya sütlü tatlılar tercih edilmeli. Eğer tatlı yerine meyve tercih ediliyorsa, kavun ve karpuz da aşırı tüketilmemeli” diye konuştu.

Etiketler :, , , , , , ,
Ağustos 29th, 2008 by Filiz Arıcan 2680 kez okunmus


Çocuklarda paylaşma duygusunun 8 yaşına doğru gelişmeye başladığı ortaya çıktı.İsviçre’nin Zürih Üniversitesi’nden Ernst Fehr ve ekibi, 3-8 yaşındaki 229 çocuğun davranışlarını inceledi.Araştırma sonunda “bencilliğin” 3-4 yaşındakilerde daha ağır bastığı, 8 yaşına doğru çocukların “arkadaşlarını düşünmeye” ve paylaşmaya meyilli olmaya başladıkları görüldü.İkili gruplara ayrılan çocuklara, verilen şekerlemeleri “bir bana, sana yok” ya da “bir sana, bir bana” şeklinde arkadaşlarına paylaştırma seçenekleri sunuldu.3-4 yaşındaki çocukların çoğunun arkadaşlarına şeker vermediği, 7-8 yaşındakilerinse “eşitlikten yana olduğu ve arkadaşlarının iyiliğini düşündüğü” görüldü.Araştırmada, paylaşmadan yana olan çocukların sınıf ya da okul arkadaşlarıyla şekerlemeleri daha çok paylaştıkları, başka gruptan çocuklarla paylaşmaya pek yanaşmadıkları da gözlendi. Araştırmacılar paylaşma konusundaki bu davranış değişikliğinin sadece sosyal şartlanmayla değil, gelişme sürecinde de edinildiğini, bunun genlere bağlı olabileceğini belirttiler.Araştırmanın ilginç noktalarından biri ise çocukların büyüdükçe daha cömert olmalarının yanı sıra birşeyin adil olup olmadığına ilişkin sezilerinin de gelişmesi oldu. Bu gelişmenin başka türlerde görülmediğini vurgulayan bilim adamları, hayvanların aksine, toplumların, birbirinden genetik olarak farklı gruplardaki ayrıntılı iş bölümü ve işbirliğine dayalı olduğunu belirttiler. Araştırma İngiliz Nature dergisinde yayımlandı.Kaynak

Etiketler :, , , ,
Ağustos 26th, 2008 by Filiz Arıcan 6499 kez okunmus


İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuz Çetinkale, açık, beyaz bir ten ile cildinde 50′nin üzerinde ben bulunanların güneşe fazla maruz kalmasının ölümcül olabileceğini bildirdi.Çetinkale, yaptığı yazılı açıklamada, ozon tabakasının incelerek ”ultraviyole B ışınlarının” yeryüzüne daha çok düşmesinin, dünyanın en ölümcül deri kanserini tırmanışa geçirdiğini belirterek, son yıllarda hızlı bir artış gösteren ve en yaygın kanserler arasında yedinci sıraya yerleşen ”malign melanoma”nın beyaz tenli yaklaşık her 65 kişiden birini tehdit ettiğini kaydetti. ”Açık, beyaz bir ten ve çok bene (50 ve üzeri) sahip olanların güneşe fazla maruz kalması ölümcül olabilir” uyarısında bulunan Çetinkala, benlerin hepsinde kanser riski olmadığının altını çizdi. Çetinkale, özellikle sonradan ortaya çıkarak hızla büyüyen, doğumdan itibaren bulunan büyük benlerin kanser olma tehlikesinin daha çok olduğunu, ayrıca el ayası, ayak tabanı, genital bölgede bulunan veya devamlı tahriş olan, özellikle erkeklerde sakal tıraşı alanına yerleşen benlerin de kanserleşme ihtimalinin oldukça yüksek olduğunu vurguladı. Ultraviyole ışınlarının yoğun olduğu bölgelerde, özellikle insanların dışarıda çok kalmasının bu kanseri yaygınlaştırdığını ifade eden Çetinkale, ”Mavi göz, açık renk veya kızıl saç, beyaz ve soluk ten, güneşe karşı hassas ve kolayca güneş yanığı olan cilde veya vücudunda muhtelif sayıda çillere sahip olmak, benlerin çok sayıda olması, ergenlik döneminde fazla güneş ışını alımı, yüksek dozda UV B ışınına maruz kalmak, malign melanomanın önemli risk faktörleridir” bilgisini verdi.

BENDEKİ DEĞİŞİKLİKLERE DİKKAT

Değişiklik gösteren benin, en önemli risk faktörü olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Oğuz Çetinkale, benin boyutunda, şeklinde, karakterinde ve renginde değişme, kanama veya kaşıntının başlamasının malign melanom hastalarının yüzde 80′inde bulunduğuna işaret etti. Çetinkale, değişen bende (nevüste) görülebilecek belirtileri, ”bende asimetri olması, dış kenarlarının girintili çıkıntılı şekil alması, renginin kısmen veya tamamen siyah, kahverengi, mavi, kırmızıya dönüşmesi veya etrafında beyaz renk değişiklikleri göstermesi, en uzun çapının 6 milimetreden daha fazla olması veya büyümesi, normal cilt seviyesinden kabarması veya yükselmesi, üzerinde yara açılması ve zaman zaman kanaması olarak” sıraladı. Bu belirtileri fark eden kişilerin doktora başvurmasını tavsiye eden Çetinkale, şunları belirtti: ”Bir diğer önemli konu da vücudun arka bölümünde, saçlı deride veya sırtta yerleşim gösteren benlerdeki değişimlerin gözden kaçırılmasıdır. Doğal olarak kişi bunları göremediği için değişiklikleri de izleyemez. Böyle durumlarda yakınlarından yardım alarak bunları izlemek gerekir. Kişiden kişiye değişen potansiyel riskin daha ciddi olduğu durumlarda, gerekirse düzenli aralıklarla vücudun belli bölgelerinin genel resimleri çekilerek kayıt altına alınmalı ve değişiklikler öncekilerle mukayese edilerek izlenmelidir.”Kaynak

Etiketler :, , , , , , ,
Ağustos 15th, 2008 by Filiz Arıcan 115320 kez okunmus


Midenizdeki doluluk hissini azaltmanın kolay yolları:

Karnınızda şişkinlik hissettiğinizde kemerinizi gevşetmeniz gerekebilir ve daha rahat bir pantolon giyme ihtiyacını hissedebilirsiniz. Bunun nedeni çok fazla yemek yemeniz olmayabilir.Midenizdeki sebebi gastrointestinal (mide ve bağırsak) sisteminizdeki bir eksiklikten kaynaklanır.Kendinizi neredeyse patlayacakmış gibi hissettiğinizde rahatlamak için birçok şey yapabilirsiniz. Gaz ve şişkinliğe neden olan etkenlerin ne olduğunu öğrenerek daha kolay önlem alabilirsiniz.Eğer midenizdeki şişkinliğin sebebinin gaz olduğunu düşünüyorsanız, bu güzel bir tahmin diyebiliriz. Fazla gazınız olması, karnınızı sizi rahatsız edecek derecede dolu hissetmenize neden olabilir.

Midede gaz oluşmasının nedenleri şunlardır:
Hava yutmak: Yemek yerken, özellikle karbonatlı içecekler içerken, sakız çiğnerken, şeker emerken ve dental tedavide kullanılan aparatları kullanırken hava yutmak.

Sindirilmemiş yemekler: Bu besinler faydalı bakteriler tarafından parçalanırken gaz dışa çıkar. En fazla gaza neden olan gıdalar; sindirilmemiş karbonhidratlar, çözülür lifler, yapay tatlandırıcılar ve meyvelerde bulunan şekerler sebzeler, baklagiller ve süt ürünleridir.İnsanların günde 10 ila 25 kez arası gaz çıkarmaları normal kabul edilir. Birçok kişi karnında şişkinlik olmasını midelerindeki fazla gaza bağlar. Aslında gaz, karın şişkinliğinin tek sebebi değildir. Normal miktarda gaz üretirken de midenizde şişkinlik hissedebilirsiniz.

Midede şişkinlik oluşmasının asıl nedenleri:

Fazla gaz, midede şişkinlik oluşmasının sebeplerinden sadece birisidir. En fazla görülen Sebeplerden biri de gastrointestinal (Gİ) fonksiyon bozukluklarıdır. Gİ sistemin çalışmasını bozan bu bozukluklarının çoğunun nedeni bilinmemektedir. Eğer karın şişkinliği gibi Gİ semptomlarınız varsa doktorunuz, Crohn hastalığı veya kanser ihtimaline karşı sizden laboratuvar testleri yaptırmanızı isteyebilir. Eğer testinizin sonuçları normal çıkarsa semptomlarınızın sebebi bir gastrointestinal fonksiyon bozukluğu olabilir ve bu semptomlar için görünür bir sebep bulunmayabilir.Bağırsaklarında fazla gazı olmadığı halde kronik karın şişkinliği problemi yaşayan birisi yine de kendisini rahatsız hissedebilir. Bu tip bir şişkinliği sebebini belirlemek üzere test yapıldığında sorun yaratan bir etkenin ortaya çıkmayabilir.

Gastrointestinal fonksiyon bozuklukları:
İrritabl bağırsak sendromu (Spastik kolon)
Dislepsi
Kronik kabızlık
Kronik ishal
Kronik mide şişkinliği

Doktorlara göre, Gİ fonksiyon bozuklukları olan bazı kişiler, mide ağrısı ve normal gaza karşı hassas olabilir. Gİ sistemdeki kas büzülmelerinin koordineli olmaması nedeniyle de rahatsız edici semptomlar oluşabilir.Yeni yapılan bir çalışamaya göre bazı insanlarda serotonin ndirim sisteminde bulunan nörontransmitter madde)seviyesinin anormal seviyelerde olması bazı Gİ fonksiyonel bozuklukların başlıca nedenidir.Mide şişkinliği, Gİ fonksiyon bozuklukların en çok görülen semptomlarıdır. Gİ fonksiyon bozukluğu olan insanların %96′sında mide şişkinliği olur.

İrritabıl bağırsak sendromu

İBS yani spastik kolon, en yaygın görülen Gİ bozukluğuna denir. Mide şişkinliğine, ağrıya ve rahatsızlığa neden olur. İB ‘si olanlar kabızlık, ishal ya da farklı zamanlarda her iki problemi de yaşarlar.Eğer tıbbi bir rahatsızlığa bağlı olmayan bir mide şişmesi problemiz varsa, uyguladığınız diyeti değiştirmeniz ilk adım olarak düşünülebilir. Yediğiniz yemekleri ve yeme sıklığınızı değiştirin. Aşağıdaki aşamaları takip edebilirsiniz:

1.Gün boyunca küçük porsiyonlarla sık yemek yiyin.
2.Yemekleri daha iyi sindirebilmek için yiyecekleri iyi çiğneyin.
3.Yemek yerken dik oturun.
4.Karbonhidratlı içeceklerden uzak durun.
5.Sindirimi yavaşlatan fazla yağlı yiyeceklerden uzak durun. Bunun sonucunda yiyecekler kolonda daha uzun süre kalır ve daha fazla gaz üretir.
6.Her gün egzersiz yaparak bağırsak fonksiyonlarınızın daha iyi çalışmasını sağlayın.
7. Gazı arttırıcı yiyeceklerden uzak durun.
Gaz oluşumunu tetikleyen gıdalar
Karbonhidratlar:arpa, mısır, yulaf, patates, buğday, tam tahıllar,
Süt ürünleri (Laktoz): süt, peynir, yoğurt,
Meyve: Elma, şeftali, armut, kuru erik, kuru meyve,
Baklagiller: Bezelye, mercimek, kabuklu yemişler, bezelye,
Sebzeler: Enginar, kuşkonmaz, brokoli, Brüksel lahanası, kabak, karnabahar, soğan olarak sayılabilir.
Tatlandırıcılar: Meyve suyu, alkolsüz içkiler, şekerleme, ve şekerli atıştırmalıkların içinde bulunan fruktoz, maltitol, manitol, ve diyet içeceklerin ve atıştırmalıkların içinde bulunan sorbitol.Kaynak

Etiketler :, , , , , , , , ,
Ağustos 12th, 2008 by Filiz Arıcan 4533 kez okunmus


Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Remzi Aydın , “Hamilelik Döneminde Güneşin Yararlı ve Zararlı Etkileri” hakkında bilgi verdi. Sıcak ve nemli günler, hamileliğin özellikle son aylarında anne adayına sıkıntılı günler yaşatsa da yapılan araştırmalar, güneş ışığının hamile kadınlar için çok yararlı olduğunu gösteriyor.
HAMİLELİKTE GÜNEŞ IŞIĞI FAYDALI MIDIR?
Güneş ışığı içerdiği ultraviyole ışınları sayesinde cilt altı yağ dokusunda aktif D vitamini oluşmasını sağlar. D vitamini esas olarak bağırsaklardan kalsiyum emilimini arttırarak, hamilelikte artan kalsiyum ihtiyacının karşılanmasını sağlar. Bu sayede bebek için gereken kalsiyum, anne adayının kemiklerindeki depolar yerine, yiyeceklerden karşılanmış olur. Bu da annenin, ileri yaşlarda kemik erimesi riskini azaltan bir faktördür.
GEBELİK DÖNEMİNDE GÜNEŞLENMEK, BEBEKTE ŞEKER HASTALIĞINI ENGELLER Mİ?

Kalsiyum eksikliğini önlemeyerek ‘Autoimmun’ denilen, bağışıklık sistemi hastalıklarının da (Çocukluk dönemi şeker hastalığı, tiroid yetmezliği gibi) engellendiği öne sürülmüştür. Her ne kadar teorik olarak doğru olabileceği düşünülse de, ileriye dönük çalışmalar ile gerçekliği kanıtlanmış değildir.
“GÜNEŞLENMEK” HAMİLELİK DÖNEMİNDE NE KADAR GÜVENLİDİR?

Son yıllarda güneş ışığının cilt kanserine yol açma riskini gösteren bilimsel araştırmalar ile birlikte ‘bronz ten’ artık sağlık ve güzellik göstergesi olmaktan çıkmıştır. Üstelik hamilelikte, hormonların etkisi ile güneş lekelerinin arttığı, gebeliğin son aylarında alın, burun ve elmacık kemiklerinin üstünde ortaya çıkan kırmızılığın (yani gebelik maskesi) belirginleştiği bilinmektedir. Gebelik dönemlerinde güneşlenmenin bir diğer sakıncası da anne adayının su kaybına duyarlılığının artmasıdır. Yazın aşırı sıcaklar ve güneş, bol miktarda sıvı kaybına, bu durumun da ‘güneş çarpması’ denilen hastalığa yol açması ihtimali daha sıktır. Fazla sıvı kaybı, bebeğe giden kan miktarını azaltmaya yol açması nedeniyle oldukça önemlidir. Bu nedenle hamilelerin, bu günlerde sıvı alımını normalin en az iki katına çıkarması gerekmektedir.
GÜNEŞLENMENİN SAKINCALARI VARSA, D VİTAMİNİ İHTİYACI NEREDEN KARŞILANMALIDIR?

Eğer mevsimlerden kışsa veya ev dışına hiç çıkılmıyorsa, kalsiyum tabletleri ile beraber az bir miktar D vitamini takviyesi uygundur. Yoksa günde 2 defa 15 dakikalık yüz ve kolların açıkta olduğu şekilde güneş banyosu yapmak yeterlidir.
GÜNEŞTEN KORUNMAK İÇİN KULLANILAN KREMLER, HAMİLELİKTE ZARARLI MIDIR?

Bu tür kremlerde kullanılan kimyasalların hepsinin, gebelerde kullanım için güvenli olduğu kanıtlanmış değildir. Bunun için prensip olarak, mümkün olduğunca güneş koruyucu kremler kullanmaktan (özellikle ilk 3 ay) kaçınmak gereklidir. Fakat her şeye rağmen, eğer güneş altında uzun süre kalınması gerekli ise, yüksek koruma faktörlü kremleri kullanmak hiç kullanmamaktan daha iyidir.Kaynak

Etiketler :, , , , ,