Ağustos 15th, 2008 yapan Filiz Arıcan 31579 kez okunmus


Midenizdeki doluluk hissini azaltmanın kolay yolları:

Karnınızda şişkinlik hissettiğinizde kemerinizi gevşetmeniz gerekebilir ve daha rahat bir pantolon giyme ihtiyacını hissedebilirsiniz. Bunun nedeni çok fazla yemek yemeniz olmayabilir.Midenizdeki sebebi gastrointestinal (mide ve bağırsak) sisteminizdeki bir eksiklikten kaynaklanır.Kendinizi neredeyse patlayacakmış gibi hissettiğinizde rahatlamak için birçok şey yapabilirsiniz. Gaz ve şişkinliğe neden olan etkenlerin ne olduğunu öğrenerek daha kolay önlem alabilirsiniz.Eğer midenizdeki şişkinliğin sebebinin gaz olduğunu düşünüyorsanız, bu güzel bir tahmin diyebiliriz. Fazla gazınız olması, karnınızı sizi rahatsız edecek derecede dolu hissetmenize neden olabilir.

Midede gaz oluşmasının nedenleri şunlardır:
Hava yutmak: Yemek yerken, özellikle karbonatlı içecekler içerken, sakız çiğnerken, şeker emerken ve dental tedavide kullanılan aparatları kullanırken hava yutmak.

Sindirilmemiş yemekler: Bu besinler faydalı bakteriler tarafından parçalanırken gaz dışa çıkar. En fazla gaza neden olan gıdalar; sindirilmemiş karbonhidratlar, çözülür lifler, yapay tatlandırıcılar ve meyvelerde bulunan şekerler sebzeler, baklagiller ve süt ürünleridir.İnsanların günde 10 ila 25 kez arası gaz çıkarmaları normal kabul edilir. Birçok kişi karnında şişkinlik olmasını midelerindeki fazla gaza bağlar. Aslında gaz, karın şişkinliğinin tek sebebi değildir. Normal miktarda gaz üretirken de midenizde şişkinlik hissedebilirsiniz.

Midede şişkinlik oluşmasının asıl nedenleri:

Fazla gaz, midede şişkinlik oluşmasının sebeplerinden sadece birisidir. En fazla görülen Sebeplerden biri de gastrointestinal (Gİ) fonksiyon bozukluklarıdır. Gİ sistemin çalışmasını bozan bu bozukluklarının çoğunun nedeni bilinmemektedir. Eğer karın şişkinliği gibi Gİ semptomlarınız varsa doktorunuz, Crohn hastalığı veya kanser ihtimaline karşı sizden laboratuvar testleri yaptırmanızı isteyebilir. Eğer testinizin sonuçları normal çıkarsa semptomlarınızın sebebi bir gastrointestinal fonksiyon bozukluğu olabilir ve bu semptomlar için görünür bir sebep bulunmayabilir.Bağırsaklarında fazla gazı olmadığı halde kronik karın şişkinliği problemi yaşayan birisi yine de kendisini rahatsız hissedebilir. Bu tip bir şişkinliği sebebini belirlemek üzere test yapıldığında sorun yaratan bir etkenin ortaya çıkmayabilir.

Gastrointestinal fonksiyon bozuklukları:
İrritabl bağırsak sendromu (Spastik kolon)
Dislepsi
Kronik kabızlık
Kronik ishal
Kronik mide şişkinliği

Doktorlara göre, Gİ fonksiyon bozuklukları olan bazı kişiler, mide ağrısı ve normal gaza karşı hassas olabilir. Gİ sistemdeki kas büzülmelerinin koordineli olmaması nedeniyle de rahatsız edici semptomlar oluşabilir.Yeni yapılan bir çalışamaya göre bazı insanlarda serotonin ndirim sisteminde bulunan nörontransmitter madde)seviyesinin anormal seviyelerde olması bazı Gİ fonksiyonel bozuklukların başlıca nedenidir.Mide şişkinliği, Gİ fonksiyon bozuklukların en çok görülen semptomlarıdır. Gİ fonksiyon bozukluğu olan insanların %96’sında mide şişkinliği olur.

İrritabıl bağırsak sendromu

İBS yani spastik kolon, en yaygın görülen Gİ bozukluğuna denir. Mide şişkinliğine, ağrıya ve rahatsızlığa neden olur. İB ’si olanlar kabızlık, ishal ya da farklı zamanlarda her iki problemi de yaşarlar.Eğer tıbbi bir rahatsızlığa bağlı olmayan bir mide şişmesi problemiz varsa, uyguladığınız diyeti değiştirmeniz ilk adım olarak düşünülebilir. Yediğiniz yemekleri ve yeme sıklığınızı değiştirin. Aşağıdaki aşamaları takip edebilirsiniz:

1.Gün boyunca küçük porsiyonlarla sık yemek yiyin.
2.Yemekleri daha iyi sindirebilmek için yiyecekleri iyi çiğneyin.
3.Yemek yerken dik oturun.
4.Karbonhidratlı içeceklerden uzak durun.
5.Sindirimi yavaşlatan fazla yağlı yiyeceklerden uzak durun. Bunun sonucunda yiyecekler kolonda daha uzun süre kalır ve daha fazla gaz üretir.
6.Her gün egzersiz yaparak bağırsak fonksiyonlarınızın daha iyi çalışmasını sağlayın.
7. Gazı arttırıcı yiyeceklerden uzak durun.
Gaz oluşumunu tetikleyen gıdalar
Karbonhidratlar:arpa, mısır, yulaf, patates, buğday, tam tahıllar,
Süt ürünleri (Laktoz): süt, peynir, yoğurt,
Meyve: Elma, şeftali, armut, kuru erik, kuru meyve,
Baklagiller: Bezelye, mercimek, kabuklu yemişler, bezelye,
Sebzeler: Enginar, kuşkonmaz, brokoli, Brüksel lahanası, kabak, karnabahar, soğan olarak sayılabilir.
Tatlandırıcılar: Meyve suyu, alkolsüz içkiler, şekerleme, ve şekerli atıştırmalıkların içinde bulunan fruktoz, maltitol, manitol, ve diyet içeceklerin ve atıştırmalıkların içinde bulunan sorbitol.Kaynak

Etiketler :, , , , , , , , ,
Ağustos 12th, 2008 yapan Filiz Arıcan 1087 kez okunmus


Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Remzi Aydın , “Hamilelik Döneminde Güneşin Yararlı ve Zararlı Etkileri” hakkında bilgi verdi. Sıcak ve nemli günler, hamileliğin özellikle son aylarında anne adayına sıkıntılı günler yaşatsa da yapılan araştırmalar, güneş ışığının hamile kadınlar için çok yararlı olduğunu gösteriyor.
HAMİLELİKTE GÜNEŞ IŞIĞI FAYDALI MIDIR?
Güneş ışığı içerdiği ultraviyole ışınları sayesinde cilt altı yağ dokusunda aktif D vitamini oluşmasını sağlar. D vitamini esas olarak bağırsaklardan kalsiyum emilimini arttırarak, hamilelikte artan kalsiyum ihtiyacının karşılanmasını sağlar. Bu sayede bebek için gereken kalsiyum, anne adayının kemiklerindeki depolar yerine, yiyeceklerden karşılanmış olur. Bu da annenin, ileri yaşlarda kemik erimesi riskini azaltan bir faktördür.
GEBELİK DÖNEMİNDE GÜNEŞLENMEK, BEBEKTE ŞEKER HASTALIĞINI ENGELLER Mİ?

Kalsiyum eksikliğini önlemeyerek ‘Autoimmun’ denilen, bağışıklık sistemi hastalıklarının da (Çocukluk dönemi şeker hastalığı, tiroid yetmezliği gibi) engellendiği öne sürülmüştür. Her ne kadar teorik olarak doğru olabileceği düşünülse de, ileriye dönük çalışmalar ile gerçekliği kanıtlanmış değildir.
“GÜNEŞLENMEK” HAMİLELİK DÖNEMİNDE NE KADAR GÜVENLİDİR?

Son yıllarda güneş ışığının cilt kanserine yol açma riskini gösteren bilimsel araştırmalar ile birlikte ‘bronz ten’ artık sağlık ve güzellik göstergesi olmaktan çıkmıştır. Üstelik hamilelikte, hormonların etkisi ile güneş lekelerinin arttığı, gebeliğin son aylarında alın, burun ve elmacık kemiklerinin üstünde ortaya çıkan kırmızılığın (yani gebelik maskesi) belirginleştiği bilinmektedir. Gebelik dönemlerinde güneşlenmenin bir diğer sakıncası da anne adayının su kaybına duyarlılığının artmasıdır. Yazın aşırı sıcaklar ve güneş, bol miktarda sıvı kaybına, bu durumun da ‘güneş çarpması’ denilen hastalığa yol açması ihtimali daha sıktır. Fazla sıvı kaybı, bebeğe giden kan miktarını azaltmaya yol açması nedeniyle oldukça önemlidir. Bu nedenle hamilelerin, bu günlerde sıvı alımını normalin en az iki katına çıkarması gerekmektedir.
GÜNEŞLENMENİN SAKINCALARI VARSA, D VİTAMİNİ İHTİYACI NEREDEN KARŞILANMALIDIR?

Eğer mevsimlerden kışsa veya ev dışına hiç çıkılmıyorsa, kalsiyum tabletleri ile beraber az bir miktar D vitamini takviyesi uygundur. Yoksa günde 2 defa 15 dakikalık yüz ve kolların açıkta olduğu şekilde güneş banyosu yapmak yeterlidir.
GÜNEŞTEN KORUNMAK İÇİN KULLANILAN KREMLER, HAMİLELİKTE ZARARLI MIDIR?

Bu tür kremlerde kullanılan kimyasalların hepsinin, gebelerde kullanım için güvenli olduğu kanıtlanmış değildir. Bunun için prensip olarak, mümkün olduğunca güneş koruyucu kremler kullanmaktan (özellikle ilk 3 ay) kaçınmak gereklidir. Fakat her şeye rağmen, eğer güneş altında uzun süre kalınması gerekli ise, yüksek koruma faktörlü kremleri kullanmak hiç kullanmamaktan daha iyidir.Kaynak

Etiketler :, , , , ,
Ağustos 11th, 2008 yapan Filiz Arıcan 836 kez okunmus


Tüp bebek uygulamalarında çoğul gebeliklerin erken doğum ve buna bağlı sakatlık ve zeka geriliği riskini beraberinde getirirken, aynı zamanda uzun yıllardır bebek isteyen anne-baba adaylarının bu riski görmezden geldiği vurgulandı. Gazi Üniversitesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Bülent Tıraş, tüp bebek uygulamasının, çocuk sahibi olamayan çiftlerin sıkça başvurduğu bir yöntem olduğuna dikkat çekti. Türk Jinekoloji ve Obstetrik (hamilelik ve doğumla ilgili bilim dalı) Derneği Başkanı ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Tıraş, tüp bebek uygulamasında, anne adayına Sağlık Bakanlığı’nın belirlediği standart olan ortalama 3 embriyo transfer edildiğini belirtti ve şöyle konuştu: Ancak, eğer hastanın yaşının ileri olması gibi nedenlerle gebe kalma ihtimali azsa, embriyo sayısı artırılabilir. Embriyo sayısı artırımı, söz konusu özel durumlarda yapılmalıdır. Ancak, ihtiyaç olmadığı halde, yalnızca gebelik ihtimalini yükseltmek amacıyla embriyo sayısını artırmak, beraberinde önemli sorunları getirebilir.Embriyo sayısının artırılmasının, çoğul gebelik ihtimalini yükselttiğini söyleyen Tıraş, çoğul gebelik, iki ve fazla fetusun geliştiği gebeliktir. Tüp bebek yöntemiyle nakledilen embriyo sayısı ne kadar çok olursa, rahme düşecek embriyo sayısı da artacaktır. Yani ikiz, üçüz, dördüz, hatta daha fazla sayıda fetus aynı anda gelişmeye başlayacaktır dedi.
ÇOĞUL GEBELİĞİN RİSKLERİ

Türk Neonatoloji (yeni doğan hastalıkları) Derneği Başkanı Prof. Dr. Murat Yurdakök de çoğul gebeliğin tüp bebek uygulamasında başarı olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Anne rahminin en fazla 2 bebek için uygun olduğunu, daha fazla sayının erken doğumlara, bebeklerde sakatlığa veya zeka geriliği gibi kalıcı sorunlara neden olabileceğini ifade eden Yurdakök, tüp bebek uygulaması yapılan anne ve baba adaylarına, tüp bebek uygulama merkezlerinde bilgilendirme çok iyi şekilde yapılmalı, çoğul gebeliğin riskleri iyice anlatılmalı. Ancak, bazen anlatılsa dahi uzun yıllar bebek sevdası yaşayan anne-baba adayları, bu riski görmezden gelmekte ve tüp bebek uygulamasında normalin çok üzerinde sayıda embriyonun transferini istemekteler dedi. Çoğul gebeliğin annenin hayatını da tehlikeye attığını belirten Yurdakök, tüp bebek uygulamalarında Sağlık Bakanlığının belirlediği standartlara bağlı kalınması gerektiğini vurguladı.Kaynak

 

Etiketler :, , , , , , , ,
Ağustos 9th, 2008 yapan Filiz Arıcan 646 kez okunmus


Cilt bakımı özen ister. Neler doğru neler yanlış. İşte uzman önerileri..
1. yanlış
Siz sigara içmiyorsunuz ama içen arkadaşlarınızla vakit geçiriyorsunuz.

Zararı: Bir başkasının sigarasından çıkmasına rağmen, sigara dumanı cildinizi mahveder. Sigara dumanındaki kimyasallar (karbon monoksit, katran, nikotin v.b.) direkt gözeneklerinize işler. Bu toksinler vücudunuzun hücreleriyle temas ettiğinde ise, cildinize yumuşaklık veren ve direnç kazandıran yapıyı bozup, erken yaşlanmayı tetikler. Ayrıca cildin kendi kendini yenileme özelliğine de zarar verir.

Yönteminizi değiştirin: Sigarasız ortamlarda kalmaya çalışın ama kendinizi bir duman bulutunun ortasında bulursanız da, içenlerden mümkün olduğu kadar uzak durun ve iyi havalandırılan yerlere yönelin (teraslı ya da dışarıda oturulabilen bar ya da restoranlar). Eve dönünce de duşa girip saçınızla cildinize bulaşmış artıkları çıkarın. Hemen ardından da, C ve E vitaminleri içeren antioksidan özellikli bir nemlendirici kullanın.

2. yanlış
Tatile çıkmadan önce birkaç kez solaryuma giriyorsunuz.

Zararı: Hoş bir bronzluk için ilk temelleri atıyor olabilirsiniz ama cildinize verdiğiniz hasar plajda yaşayabileceğiniz herhangi bir yanığa eşit, hatta daha da fazladır. En yeni modellerinin yaydığı UVA radyasyonu güneşin yaydığından 15 kat daha fazla. Bu aslında sizi yakmaz ama derinizden derinlere işleyerek dokulara ve hücrelere zarar verir ki bu da cilt kanseri riskinizi arttırır. Bir araştırma sonucuna göre; düzenli bir şekilde solaryuma girmenin, melanoma (cilt kanserinin en ölümcül türlerinden biri) yakalanma ihtimalini yüzde 55 arttırdığı belirlenmiş. 20-29 yaş arası kadınlarda melanom olasılığı, yapay güneşlenme tekniklerini kullanmayanlara göre yüzde 158 daha fazla bulunmuş.
Yönteminizi değiştirin: Yanmak için solaryuma girmekten başka birçok seçeneğiniz var. Mesela yeni bronzlaştırıcılar. Yüz ve göğüs için, aloe ve E vitamini katkılı Clarins Intense Bronze Self Tanning Tint ve vücut için de cilde hızla işleyen ve gliserin ile yumuşatan Avon Skin-So-Soft Glow Daily Body Moisturizer’ı deneyebilirsiniz.

3. yanlış
Cildinize her gün, hatta bazen günde iki kez peeling işlemi yapıyorsunuz.

Zararı: Evet, ölü hücrelerin atılmasını sağladığı için yararlı olabilir. Ancak fazlası, kesinlikle yarar sağlamak yerine zarar verir. Pek çok kadın baştan aşağa keselenir, gün içinde kimyasal bir dökücü olan alfa hidroksi asitlerini (AHA) içeren losyon kullanır ve gece de retinoid gibi dökücüleri içeren kremler sürer. Tüm bunlar, tek bir günde üç ayrı soyma işlemi demektir. Bu da cilde zarar verir. Çünkü bu işlemler, cildin doğal koruyucu lipid yağ bariyerini ortadan kaldırır ve cildin doğal yapısını bozar.
Yönteminizi değiştirin: Kendinize günde en fazla iki metodu kullanacak şekilde sınır koyun. Aynı günde hem peeling etkisi gösteren bir krem hem kese hem de retinoidleri kullanmayın ve kullandıklarınızın da içeriklerini mutlaka inceleyin. Yüzünüz için aşırı ovalama gerektirmeden ölü hücrelerin atılmasını sağlayan ve AHA içeren bir temizleyici kullanın. Ardından ölü hücreleri dökücü içeriğe sahip bir gece veya gündüz nemlendiricisi (ama her ikisini değil) edinin. Haftada bir olarak da, sakinleştirici jojoba özleri içeren bir temizleyiciyle cildinizi rahatlatın.

4. yanlış

 Bacaklarınızı tıraş ederken tıraş kremi yerine, sabun ya da vücut şampuanı kullanıyorsunuz.

Zararı: Tıraş jelleri ya da kremleri, jilete üstünde kayabileceği pürüzsüz bir yüzey sağlayarak cildin kızarmasını ve minik kesikler oluşmasını engeller. Pek çok sabunun etiketinde “nemlendiricidir” yazmasına rağmen, sabunlar cildi tıraş esnasında korumazlar bu yüzden de tıraş sonrasında bacaklarınız pul pul görünebilir.
Yönteminizi değiştirin: Mutlaka kadınlara özel bir tıraş kremi kullanın ama sakın bir erkek tıraş kremi kullanmayın. Kadın traş kremleri cildi dinlendiren ve nemlendiren; cildi pullanma ve yara bereye karşı koruyan bitkisel özler içerir. Örneğin bir sonraki traşınızda cildi tıraşa hazırlayan Gilette Satin Care’i tercih edebilirsiniz. Eğer acil bir durumda kalırsanız tıraş kremi yerine saç kremi kullanabilirsiniz. O bile bacağınızı eski klasik sabununuzdan daha iyi koruyacak ve cildinizin nem dengesini bozmayacaktır.

5. yanlış
Çenenizdeki o kocaman sivilceyi fark ettiğiniz an kendinizi tutamıyor ve sıkıyorsunuz.

Zararı: Dermatologlar hep bundan bahseder; sivilceleri patlatmak uzun vadede daha büyük sıkıntılara ve izlere yol açar. Sivilcenizi sıktığınızda, gözeneği tıkayan her ne ise dışarı çıkar ama büyük kısmı içerde, cildin altında kalır. Ama nedense her seferinde yine de sivilcenizi sıkmak, çirkin bir soruna güzel bir çözüm gibi gelir.

Yönteminizi değiştirin: Bunu yine de yapacaksanız, en azından doğru yöntemle yapın. Öncelikle sivilce ve siyah noktalar için özel tasarlanan metal çubuklardan birini alın. Aleti ve sivilceyi alkol ile silin. Ardından çıkıntıyı yumuşatmak için ılık bir kompres uygulayın (ıslak bir bez gibi). En sonunda çıkarıcı aletin deliği ile sivilceyi aynı hizaya getirin ve tam aşağıya doğru ittirin. Bu yöntemi sadece ucu görünen sivilceler ve siyah noktalarda kullanın. Derin kistlerde kullanmanız onları daha kötü hale getirecektir. Ama her zaman için en iyisi; bir dermatoloğa gidin ve o büyük sivilceyi uzmanın ellerine bırakın, bu sayede bir kaç saat içinde kaybolabilirler. Bir başka sivilceyle savaş yöntemi de yeni bir cihaz. Zeno adındaki bu cihaz pille çalışıyor ve ısı terapisi yöntemi ile sivilcedeki bakteri faaliyetini bitirip, beyaz uçlu sivilceye dönüşmesini engelliyor.

6. yanlış
Hamile olduğunuzu bildiğiniz halde cilt bakım rutininizi değiştirmiyorsunuz.

Zararı: Montclair, New Jersey’de dermatoloji uzmanı ve Shape dergisi uzman kurulu üyesi Jeanine Downie’nin ciddi bir uyarısı var: “Hamile olmayanlar için zararsız olan pek çok cilt bakım malzemesi fetüse zarar verebilir.” Bilinen ve sürekli kullanılan anti-aging ve akne bileşenleri, kırışıklara karşı kullanılan retinol ve aknelere karşı uygulanan benzoil peroksid gibi maddeler hamile kadınlar için güvenli bulunmuyor.

Yönteminizi değiştirin: Hamile kalmaya karar verdikten sonra ürünlerinizin içeriklerini okumaya başlayın. Hamilelik esnasında kullanımları güvenli olan meyve özlü ya da laktik (süt özlü] ürünleri tercih edin. Doğal cilt soyucu özlere sahip Clean & Clear Morning Burst Sunshine Control yüz temizleyici iyi bir çözüm olabilir. Aniden beliren cilt sorunları için düşük yoğunlukta salisilik asit içeren ürünler kullanın. Bunun için Dermalogica Overnight Clearing Gel’i ya da içinde söğüt kabuğu gibi doğal bir bileşen bulunduran Skyn Iceland Anti-Blemish Gel With Willow Bark gibi ürünleri de deneyebilirsiniz.
7. yanlış
Makyaj fırçalarınızı nadiren temizliyorsunuz. Bir tek siz kullanıyorsanız neden uğraşacaksınız ki?
Zararı: Fırçalar, zamanla tam bir bakteri yuvası olabilir. Fırçayı temizlemezseniz, bakteri birikimi direkt cildinize geri döner. Bütün o bakteriler hastalıklara yol açabilecek şekilde gözeneklere yerleşebilir. Bunun yanı sıra kirli fırçalar makyaj malzemesini kolaylıkla alamaz ve fırça, kılları birbirlerinin üstüne yığıldığından makyajınızda lekelere yol açar.
Yönteminizi değiştirin: Kiri ve bakteriyi atmak için, fırçaları temizleyici bir şampuanla haftada bir kez yıkayın. Makyaj fırçalarını yıkamaya zamanı olmayanlar için daha pratik çözümler de mevcut. Örneğin Clinique markasının bu probleme kökten çözüm getirmek için, anti mikrobik teknoloji kullanılarak geliştirdiği fırçalar.Kaynak

Etiketler :, , , , , , , , , , , , ,
Ağustos 7th, 2008 yapan Filiz Arıcan 773 kez okunmus

Süt dişlerinin tamamlanmasının ardından sağlıklı kalıcı dişlerin çıkmasına yardımcı olunması amacıyla çocukların ortodontist kontrolünden geçirilmesi gerektiği bildirildi.Oral Lazer Uygulamaları Derneği (OLUD) Başkanı ve Ortodonti Uzmanı Dr. Nükhet Berk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ortodontinin, diş, çene, yüz ve çevreleyen dokuların normal büyüme ve gelişimini inceleyen, gelişimi engelleyen faktörleri ortadan kaldıran ve oluşmuş bozuklukların tedavisini üstlenen bir bilim dalı olduğunu söyledi.Ortodontinin, halk arasında “eğri dişlerin tel takılarak düzeltilmesi” olarak bilindiğini belirten Berk, ortodonti tedavisinin her yaşta uygulanabildiğini anlattı.Berk, tedavi süresinin ise yaşa ve hastanın diş yapısına göre değişebildiğini, tedavi sonrasında dişlerin hem sağlıklı hem de estetik bir görünüm kazandığını dile getirdiTedavi süresinin genellikle 6 ay ile 3 yıl arasında değiştiğini ifade eden Berk, “Bu, kimi durumlarda dişlerin tamamlanma süresine bağlı olarak 4-5 yıl da sürebilir. Dişler düzeldikten hemen sonra etrafındaki kemik dokusu henüz eski sertliğine ulaşmamıştır. Bu nedenle apareyler çıkarılınca dişler eski yerlerine dönebilir. Bunu önlemek için düzelmiş dişleri yapılacak başka aygıtlarla yerlerinde pekiştirmek gerekir” diye konuştu.

Ortodonti tedavisi gerektiren durumlar :Berk, ortodonti tedavisinin, üst ya da alt çenenin ilerde olması, her iki çenenin birlikte önde veya geride olması, açık kapanışlar, erişkin hastada ön açık kapanış, süt dişleri döneminde sürekli parmak emmeye bağlı gelişen ön açık kapanış, kapanış bozukluğu nedeniyle alt ve üst ön dişlerin aşırı uzayarak üst dişlerin alt diş etlerini, alt dişlerin de üst damak yapısını bozması, çapraşık, aralık, gömülü ya da eksik dişlerin söz konusu olduğu durumlarda yapılması gerektiğini söyledi. Süt dişlerin, çocuğun gelişimine göre 3, 4 ya da 5 yaşında tamamlandığını belirten Berk, “Süt dişlerinin tamamlanmasının ardından yapılan muayene sonucunda uygulanan ortodonti tedavisi ile süt dişlerinin gelişimi ve yerini kalıcı dişlere bırakma süreci kontrol altına alınabilir ve sağlıklı kalıcı dişlerin çıkmasına yardımcı olunabilir” dedi.Kaynak

Etiketler :, , , , , , ,
Ağustos 1st, 2008 yapan Filiz Arıcan 960 kez okunmus


Sabahları yapılan sporun yağların erimesine yardımcı olduğunu biliyor muydunuz? Güne spor yaparak başlar ve kahvaltıda da aşırıya kaçmazsanız, yağ metabolizmanızı harekete geçirmiş olursunuz.Çünkü, vücudumuz gece boyunca pek çok enerji deposunu kullanıyor. Bir başka deyişle, karbonhidrat depolarının neredeyse tamamı boşalmış oluyor. Bu durumda vücudumuz yeterli enerji sarfı için yine yağ depolarına başvuruyor. Bunu da adrenalin ve “glukagon” gibi zayıflatıcı hormonlar aracılığıyla gerçekleştiriyor. Bu hormonlar,hücre reseptörlerine yapışarak biyokimyasal yıkım sürecini harekete geçiriyor. Yağ yakımını sağlayan en ideal spor türü ise yürüyüş yapmak ve yüzmek. Her iki spor türünde de geniş bir kas kümesi harekete geçiyor ve bunun sonucunda vücut çok fazla kalori yakıyor.Eğer daha fazla yağ yakmak isterseniz 2 şeye dikkat etmelisiniz: Her zaman, oksijeni bol bir ortamda spor yapın, çünkü organizmanız yağı yakabilmek için aynı zamanda yeterli oksijene de ihtiyaç duyar, ikincisi de, tempolu hareketler sırasında kısa aralarla sürekli derin nefes alın. Ayrıca yağ yakımı sonrasındaki süreci de lehinize değerlendirebilirsiniz. Aklınızda bulunsun, metabolizmanız egzersizden sonra uzun süre aktif kalır, Siz de, spor sonrası şekerli besinler yerine, yoğurt ve meyve gibi besinler tüketirseniz, vücudunuz birkaç saat daha yağ yakmaya devam eder.Kaynak

Etiketler :, , , , , , , , , , ,