Ekim 6th, 2008 by Filiz Arıcan 2241 kez okunmus


Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genetik Anabilim Dalı Başkanlığı Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Elif Tuncer, melissa bitkisinin sinirsel kökenli çarpıntılarda, hafif depresyon, sıkıntı ve streslerde rahatlatıcı rol oynadığını, psikolojik rahatsızlıklardan kaynaklanan sıkıntı verici olayların düşüncelerini zihinden uzaklaştırmakta yararlı olduğunu belirtti.Çayın kasları gevşetici özelliği bulunduğunu dile getiren Tuncer, “Melissa, büyük bir huzur verir. Melisa bitkisi özü, sinir sistemini gevşetici ve uykuyu kolaylaştırıcıdır. Zaman’ın haberine göre uyku getirdiği bilinen yoğurtla bir araya gelince de bütün gece gözünü bile kırpamayanlar için birebirdir.” dedi.Sindirim sistemi ile ilgili rahatsızlıklarda, mide spazmında, sinir sistemi ve kalp rahatsızlıklarında tansiyonu düzenleyici olarak ağrı kesici ve rahatlatıcı olarak da kullanılan melissanın zekâyı artırdığı, mide ülserine iyi geldiği, kaynatılarak suyu vücuda sürüldüğünde ter kokusunu kestiği ve beyin damarlarını açtığı bilinirken, hiçbir yan etkisi de bulunmuyor.Yine, bilim adamlarına göre; sinirsel kökenli çarpıntılarda, hafif depresyon, sıkıntı ve streslerde rahatlatıcı rol oynamakta, psikolojik rahatsızlıklardan kaynaklanan sıkıntı verici olayların düşüncelerini zihinden uzaklaştırmaktadır. Melissa Latince’de ‘arı’ anlamına gelmektedir. 2000 yıldır Akdeniz ülkelerinde popüler bir arı bitkisidir. Bu bitkiyi almak isteyenler fakültemiz kantinlerine uğrayabilir.” Melissa Çayı, kurutulmuş yaprakların üzerine kaynamış su döküerek 5-10 dakika demlenmesiyle elde edilir. Bal veya şeker ilave edilerek içilir.Kaynak

Etiketler :, , , , , ,
Eylül 25th, 2008 by Filiz Arıcan 2113 kez okunmus

MACS yöntemi Dünya da ilk kez, Maya Tüp Bebek Merkezi Laboratuvar Sorumlusu Embriyolog Dr. E. Kerem Dirican ve Tıbbı Direktörü Op. Dr. Osman Denizhan Özgün tarafından geliştirilerek bilim dünyasına sunuldu.

Macs tekniği nasıl geliştirildi?

Erkek kısırlığının tek çözüm yöntemi olan ICSI işleminin uygulama ve başarı oranlarını değerlendirirken, sürekli aklımızda olan bir soru vardı.Neden aynı kriterlerle seçtiğimiz spermlerin döllediği yumurtalardan oluşan embriyoların bazıları gebelikle sonuçlanırken, bazılarında sonuç alınamıyor?Türkiye’de sadece Maya Tüp Bebek Merkezi’nin yürüttüğü çalışmalarda, spermlerin kullandığımız mikroskoplarla görülemeyen bazı özelliklerinin bulunduğunu saptadık. Bizim üzerine yoğunlaştığımız soruya da cevap teşkil edecek bu çalışmaların kanıtladığı ve bizi çok heyecanlandıran önemli bir sonuç vardı. Sperm değerleri düşük olan vakalarda spermler hücre intiharı diye nitelendirebileceğimiz bilimsel adı abortive apoptosis olan bir davranış gösteriyorlardı. Yani kendilerini yaşamaya değil öldürmeye kodluyorlardı. Neden bazı spermler bu davranışı gösteriyor sorusunun cevabı ise çok çarpıcıydı; bir sperm hücresi, bazı genetik faktörler nedeniyle veya bazı dış etkenlere bağlı olarak hasar gördüğünde, hasarlı yapısını, oluşacak bebeğe taşımamak için kendisini öldürme eğilimi geliştiriyordu. Böylece sağlıksız döllenme ve gebeliklerin önüne geçecek doğal bir filtreleme sistemi oluşuyordu.
MACS tekniği ne sağlar?

Bu kanıtlanan bulgulardan önce ICSI sırasında ölüme kodlanmış hasarlı spermler seçilebiliyordu, işte MACS yöntemi bu seçimi bilinçli ve başarılı hale getirmek amacı ile geliştirildi. Ekim 2007′den bu yana 122 hasta üzerinde uyguladığımız MACS yönteminin, klasik sperm seçme yöntemiyle karşılaştırıldığında, daha başarılı olduğu görüldü. MACS yöntemiyle saptanabilen ölüm sürecine girmemiş sağlıklı spermler anne adayından elde edilen yumurtalara enjekte edildiğinde ise gebelik oranlarında eskisine oranla %33′lük gibi büyük oranda bir artış sağlandı. MACS yönteminin ICSI işleminde kullanılarak gebelik oranlarını arttırması dünyada bir ilk olması açısından büyük önem taşımaktadır.
MACS tekniği nasıl seçim yapar?

Hücre ölümü sürecine girmiş spermleri, sağlıklı spermlerden ayırt etmek için nano partüküller ve özel protein moleküllerinden yararlanıyoruz. Çok küçük demir parçacıklarının etrafına kaplanan protein, sperm örneği ile aynı tüpe yerleştiriliyor ve ölüm sürecine girmiş ve dölleme yeteneğini kaybetmiş spermleri uzaklaştırıyor.
Sonuç

Son 20 yıldır sperm seçimi üzerine başarısı kanıtlanmış yeni bir teknik gelişme olmadığı gibi tüp bebek tedavisinde de başarıyı bu oranda etkileyen yeni bir uygulama da geliştirilemedi. MACS bu nedenle erkek kısırlığının çözümünde ICSI den sonra atılmış en önemli adımdır. Bu çalışma Dünya’da ilk kez merkezimizde gerçekleştirilmiş ve başarısı kanıtlanmıştır. Çalışmanın sonuçları uluslararası bilimsel camiada kabul görmüştür. Bu tedavi Tüp bebek tedavisinde embriyo oluşturma ve gebelik oranlarında % 33 başarı oranı ile anne baba adaylarının bebek sahibi olmalarını kolaylaştıracak bir tekniktir ve tedavi desteği ile anne baba olacak çiftler için gerçek bir umuttur. MACS tekniğini daha da ileri noktaya taşımaya yönelik ar-ge çalışmaları merkezimiz de TÜBİTAK destekli olarak devam etmektedir. Bu çalışmanın ekibimize ait olması ve dünyada takdirle karşılanması bizleri motive etmekte ve yeni araştırmalara yönlendirmektedir. Amacımız gelecekte sperm yapısından kaynaklanan erkek kısırlığını tamamen ortadan kaldıracak teknikler geliştirerek insanlığın hizmetine sunmaktır.Kaynak

Etiketler :,
Eylül 24th, 2008 by Filiz Arıcan 6437 kez okunmus


Ne çok kadının merak ettiği bir sorudur bu değil mi?Gelin bu konuyu bir bilen anlatsın…

Acıbadem Bursa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cemile Alçay, “Günde toplam en az 60 dakika süreyle emzirdiğiniz takdirde, yumurtlamanız oluşmaz. Emzirme ile korunmanızın doğumunuzdan ilk altı aydan sonra mümkün olmayacağını bilinmelisiniz” diyor.

Dr. Cemile Alçay, doğum kontrol yöntemlerini şöyle sıraladı:

Doğum kontrol hapı: Doğum kontrol hapları, doğal olarak vücudunuzda bulunan kadınlık hormonlarının ikisini (estrojen ve progesteron) içerir. Doğum kontrol hapları istenmeyen gebelikleri önlüyor. Yumurtalık kistleri, miyom (rahim uru) oluşumlarını, ağrılı adet görmeyi, endometriozisi (rahim içi dokusunun vücudun başka bölgelerinde odaklar oluşturması) azaltma, yumurtalık ve endometrium kanserlerinde azalmayı sağlar.

Aylık iğne: Aylık iğne, düzenli olarak ayda bir kez, kas içinize enjeksiyonla uygulanır. İçeriğinde doğal kadınlık hormonlarından ikisini (östrojen ve progesteron) barındırır. Yumurtlamanızı ve döllenmenizi engeller. Sadece progesteron içeren 3 aylık enjeksiyonlar bulunmaktadır, emziren anneler kullanabilir.
Deri altı kapsülleri: Deri altı kapsülleri, kolunuzun iç kısmına yerleştirilen ve kibrit çöpü büyüklüğünde olan silikon çubuklardır. Vücudunuzda doğal olarak bulunan, kadınlık hormonlarından yalnızca birini (progesteron) içerir. Türüne göre üç ya da beş yıl boyunca sizi hamilelikten korur.
Rahim içi araç: Rahmin içine yerleştirilen küçük, plastik bir araçtır. Bakır ve hormon içeren tipleri vardır. 10 yıla kadar koruma özelliğine sahiptir. Hamile olmadığınızdan emin olduğunuz herhangi bir zamanda uygulayabilirsiniz. Çıkartıldığınızda hemen hamile kalmanız mümkündür.
Kondom (Prezervatif, kılıf, kaput): Cinsel ilişki sırasında, meni içindeki erkek tohum hücrelerinin (sperm) vajinanıza geçmesini engeller. Doğru kullanıldığında oldukça etkilidir. Her cinsel ilişki için yeni bir kılıf kullanmalısınız. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmanızı sağlar ve hiçbir yan etkisi yoktur.
Kadın kondomu: Kadın kondomu, ince, şeffaf, yumuşak plastikten yapılmış, uçları halka ile gerilmiş kılıf şeklinde bir araçtır. Cinsel ilişki öncesinde, vajinanıza yerleştirmelisiniz. Böylece cinsel ilişki sırasında, meni içindeki spermlerin vajinanıza dökülmesi engellenir. Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara karşı korunursunuz.
Spermisitler (Sperm yok ediciler): Vajinanıza koyarak uygulayabileceğiniz jel, fitil ve köpüren tabletlerden ibarettir. Tabletlerin erimesi için cinsel ilişkiden 10–15 dakika önce vajinanızın derinine uygulamalısınız. Etkisini tam gösterebilmeniz için cinsel ilişkiden sonra da, en az 6 saat vajinanızı hiçbir sebeple yıkamamalısınız. Bu yöntem erkek tohum hücrelerini, vajinanız içinde etkisiz hale getirerek hamileliğinizi önler.
Kadında tüplerin bağlanması (Tüp ligasyonu): Artık kesinlikle çocuk istemiyorsanız, yumurtalık kanallarınız ameliyatla bağlanabilir. Tüplerinizi bağladığınızda yumurtanız, erkek tohum hücresi (sperm) ile karşılaşmaz. Böylece döllenmeniz engellenir.
Erkekte kanalların bağlanması (Vazektomi): Erkeklerin tohum (sperm) kanallarının bağlanması yöntemidir. Kanallar bağlandığı için erkek tohum hücreleri (spermler) boşalma sıvısına geçmez. Böylece döllenmeniz engellenir.
Doğurganlık belirtilerine dayalı yöntemler: Doğurgan olduğunuz yumurtlama döneminizi belirleyerek, bu süre dışında cinsel ilişkide bulunarak korunma yöntemidir. Rahim ağzınızdan gelen akıntının tipi ve miktarı, rahim ağzınızın sertliğinden ve düzeyindeki değişiklikler, vücut sıcaklığınız gibi unsurları değerlendirerek uygulayabilirsiniz.
Emzirme ile korunma (Laktasyon amenoresi): Doğumunuz sonrası ilk altı ay boyunca, bebeğinizi sadece anne sütü ile sık aralıklarla, günde toplam en az 60 dakika süreyle emzirerek beslediğiniz takdirde, yumurtlamanız oluşmaz. Emzirme ile korunmanızın doğumunuzdan ilk altı aydan sonra mümkün olmayacağını bilinmelisiniz.
Geri çekme (Dışarı boşalma): Cinsel ilişki sırasında boşalma olmadan önce, erkeğin penisini vajinanızdan çıkarması ve dışarı boşalması yöntemidir. Etkililiği tamamen size bağlıdır, her çift başarıyla uygulayamaz.

Korunma yöntemlerinin tehlikeleri:

-Korunma yöntemlerini doğru uygularsanız, sizin için hiçbir olumsuz risk teşkil etmeyecektir. Fakat damar tıkanıklığınız, geçirilmiş tromboembolik, iskemik kalp hastalığınız, akut karaciğer hastalığınız, hipertansiyonunuz varsa, yaşınız 35’in üzerinde ve sigara içiyorsanız doğum kontrol hapı sizin için uygun bir yöntem olmayacaktır.

-Genital enfeksiyonunuz, nedeni bilinmeyen vajinal kanamanız, şiddetli adet sancınız, aneminiz, bakır alerjiniz mevcutsa, korunma yöntemi olarak bakırlı rahim içi araç uygularsanız, ciddi sorunlarla karşılaşabilirsiniz.
-Korunma yöntemleri sonrası bebek sahibi olamamaktan korkuyorsanız, cerrahi sterilizasyon yöntemi dışında hiçbir yöntemde, böyle bir riskin olmadığını bilmelisiniz.Kaynak

Etiketler :,
Eylül 22nd, 2008 by Filiz Arıcan 3352 kez okunmus

 

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, risk altındaki kişilerin fazla gecikmeden grip aşısı yaptırması gerektiğini, grip aşısı için en uygun zamanın, eylül-ekim ayları olduğunu söyledi.
Yeni Nesil Grip Aşıları Satışta
Prof. Dr. Tevfik Özlü, gribin ağır seyreden ve ölüme neden olabilen bir hastalık olduğunu belirtti.Gribin asıl olarak solunum yollarında yerleşen ınfluenza A, B ve C virüslerinin neden olduğu, yüksek ateş ve yaygın kas ağrıları ve kırgınlık ile seyreden, toplumda aynı anda bir çok kişiyi hastalandırıp çok sayıda ölümlere yol açan, kolay yayılabildiğinden salgınlar yapan bulaşıcı bir hastalık olduğuna dikkati çeken Özlü, şöyle devam etti:
Grip, asıl olarak, virüsü taşıyan hasta kişilerin solunum yolu salgılarıyla ve bunlarla bulaşmış eşyalar vasıtasıyla yayılır. Çok kolay bulaşmakta ve hızla yayılmaktadır. Özellikle okullar, yurtlar, kışlalar, kahvehaneler, huzur evleri gibi kalabalık ve topluca yaşanan ortamlar hastalığın yayılmasında önemli rol oynar. Gripten korunmak için düzenli yaşamak, uyku ve dengeli beslenmeyi ihmal etmemek, alkol ve sigara alışkanlığını sınırlamak ve eğer varsa zemindeki kronik şeker, kalp, akciğer hastalıklarının bakım ve tedavisini usulüne göre yaptırmak gerekir.
GRİP AŞISI RİSK ALTINDAKİ KİŞİLERE ÖNERİLİR

Özlü, gripten korunma amacıyla aşılar da geliştirildiğini, ancak aşıların herkese değil, risk altındaki kişilere önerildiğini ifade ederek, şunları söyledi:
65 yaşını geçmiş, KOAH, astım gibi müzmin bir akciğer hastalığı ya da şeker, kalp, böbrek hastalığı gibi kronik rahatsızlığı olanlar, hastanede ve huzurevlerinde çalışanlar, kış veya bahar aylarında doğum yapacak gebeler, sık sık seyahat eden, insanlarla yoğun teması olan kişiler, daha fazla gecikmeden bir doz grip aşısı yaptırmalıdır. Bu riskleri taşımayanların grip aşısı yaptırmaları şart değildir.Eylül-ekim aylarının grip aşısı için en uygun zaman olduğuna dikkati çeken Özlü, grip aşısı bu dönemde yaptırıldığında, grip salgınlarının başladığı kış ayları içerisinde bağışıklığın en yüksek düzeyde olacağını söyledi. Özlü, grip aşısının her yıl tekrarlanması gerektiğini sözlerine ekledi.Kaynak

Etiketler :
Eylül 17th, 2008 by Filiz Arıcan 2634 kez okunmus

Normal yolla doğumun en güzel yöntem olduğunu bilmeme rağmen sezaryenle doğum uygulamasını seçen bir kadınım.Sonrasında da bu kararımdan pişmanlık duymadım.Ama bence de normal doğumun doktorlar tarafından gebelere daha çok telkin edilmesi gerektiğini düşünüyorum.Çünkü sezaryenle doğum doktorların da kolayına geliyor.Bilmem sizler bu konuda ne düşünürsünüz?
Sağlık Bakanlığı hastanelerin performans kriterleri arasına sezaryenle doğum oranlarını ekleme kararı aldı. Buna göre hastaneler ne kadar az sezaryenle doğum operasyonu yaparsa o kadar yüksek puan alacak. Zorunluluk durumunda başvurulması gereken bir doğum yöntemi olan sezaryen Türkiye’de özel hastanelerin arka arkaya açılmasıyla birlikte hızlı bir artış gösterdi ve sezaryenle doğum oranı yüzde 60′lara kadar çıktı.2006 yılında doğan bebeklerin yüzde 40′ı, 2007′de ise yüzde 32′si sezaryenle dünya geldi. Uluslararası standartlar ise sezaryen yönteminin doğumların yüzde 20′siyle sınırlı tutuluyor.Sezaryen doğum, 1 Eylül’den itibaren hayata geçecek “Sağlıkta Performans ve Kalite Yönergesi”ne eklenerek bu tür doğumların önüne geçilmesini gerektiriyor. Doktorlar uygulamanın doğru olduğunu ancak normal doğum için yeterli altyapının oluşmadığını vurguluyor. Normal doğumların doktorlar değil ebeler tarafından yapıldığını belirten uzmanlar yeterli ebe yetiştirilmediğini iddia ediyorlar.Bakanlığın yeni düzenlemesinde eğitim hastanelerinde sezaryenle doğum oranı yüzde 20′ye, devlet hastanelerinde yüzde 15′e, özel hastenelerde ise yüzde 30′a düşürmeyi hedefliyor.Kaynak

Etiketler :, , , , , ,
Eylül 13th, 2008 by Filiz Arıcan 2897 kez okunmus


Yeditepe Üniversitesi Göz Hastanesi’nden Yrd. Doç. Dr. Deniz Oral, herhangi bir sağlık problemi olmayan ve zamanında doğmuş bebeklerin yaklaşık olarak %5′ inde gözlerde sürekli sulanma ve çapaklanma görülebildiğini belirterek şunları söylüyor:

“Normalde göz yüzeyini nemlendirmek ve korumak için gözyaşı bezleri tarafından üretilen gözyaşının fazla kısmı gözyaşı kanalı tarafından burun boşluğuna aktarılır. Gözyaşı kanalı alt ve üst göz kapaklarının iç köşesinde iki küçük delik olarak başlar ve buradan aşağı doğru uzanarak burun boşluğuna açılır. Ağlarken burnumuzun akmasının nedeni çok miktarda gözyaşının bu kanaldan burun içine boşalmasıdır. Bazı bebeklerde gözyaşı kanalının gelişimi doğumda tamamlanmamıştır ve kanalın burun boşluğuna açıldığı noktada ince bir zar bulunur. Bu zarın neden olduğu tıkanıklık nedeniyle fazla gözyaşı ve içindeki artık maddeler göz yüzeyinde birikerek sürekli sulanma ve çapaklanmaya neden olur. Bu durum doğumsal gözyaşı kanalı tıkanıklığı olarak adlandırılır ve tek ya da her iki gözü beraber etkileyebilir. Sürekli sulanma ve çapaklanmanın yanısıra kanal tıkanıklığına bağlı olarak mikrobik enfeksiyon gelişmesi durumunda gözlerde kızarıklık ve kapaklarda şişme de görülebilir.”

Doğumsal gözyaşı kanalı tıkanıklıklarının %95’inin bebek 1 yaşına gelmeden kendiliğinden açıldığını da vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Oral, “Bu nedenle 1 yaşına kadar sadece gözyaşı kanalına masaj uygulanması ve gerektiğinde çapaklanmayı azaltmak için kısa süreli antibiyotikli damlalar kullanılması yeterlidir. Masaj uygulaması sırasında işaret parmağı gözün iç köşesi ile burnun birleştiği noktaya konur ve alttaki burun kemiği üzerine bastırılarak parmak aşağı doğru kaydırılır. Masaj uygulaması gözyaşı kanalı içinde basınç oluşturarak kanalın alt ucundaki tıkanıklığı açılmaya zorlar” diyor.Kaynak

Etiketler :, , , , , ,