Eylül 22nd, 2008 by Filiz Arıcan 1970 kez okunmus

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, risk altındaki kişilerin fazla gecikmeden grip aşısı yaptırması gerektiğini, grip aşısı için en uygun zamanın, eylül-ekim ayları olduğunu söyledi.
Yeni Nesil Grip Aşıları Satışta
Prof. Dr. Tevfik Özlü, gribin ağır seyreden ve ölüme neden olabilen bir hastalık olduğunu belirtti.Gribin asıl olarak solunum yollarında yerleşen ınfluenza A, B ve C virüslerinin neden olduğu, yüksek ateş ve yaygın kas ağrıları ve kırgınlık ile seyreden, toplumda aynı anda bir çok kişiyi hastalandırıp çok sayıda ölümlere yol açan, kolay yayılabildiğinden salgınlar yapan bulaşıcı bir hastalık olduğuna dikkati çeken Özlü, şöyle devam etti:
Grip, asıl olarak, virüsü taşıyan hasta kişilerin solunum yolu salgılarıyla ve bunlarla bulaşmış eşyalar vasıtasıyla yayılır. Çok kolay bulaşmakta ve hızla yayılmaktadır. Özellikle okullar, yurtlar, kışlalar, kahvehaneler, huzur evleri gibi kalabalık ve topluca yaşanan ortamlar hastalığın yayılmasında önemli rol oynar. Gripten korunmak için düzenli yaşamak, uyku ve dengeli beslenmeyi ihmal etmemek, alkol ve sigara alışkanlığını sınırlamak ve eğer varsa zemindeki kronik şeker, kalp, akciğer hastalıklarının bakım ve tedavisini usulüne göre yaptırmak gerekir.
GRİP AŞISI RİSK ALTINDAKİ KİŞİLERE ÖNERİLİR
Özlü, gripten korunma amacıyla aşılar da geliştirildiğini, ancak aşıların herkese değil, risk altındaki kişilere önerildiğini ifade ederek, şunları söyledi:
65 yaşını geçmiş, KOAH, astım gibi müzmin bir akciğer hastalığı ya da şeker, kalp, böbrek hastalığı gibi kronik rahatsızlığı olanlar, hastanede ve huzurevlerinde çalışanlar, kış veya bahar aylarında doğum yapacak gebeler, sık sık seyahat eden, insanlarla yoğun teması olan kişiler, daha fazla gecikmeden bir doz grip aşısı yaptırmalıdır. Bu riskleri taşımayanların grip aşısı yaptırmaları şart değildir.Eylül-ekim aylarının grip aşısı için en uygun zaman olduğuna dikkati çeken Özlü, grip aşısı bu dönemde yaptırıldığında, grip salgınlarının başladığı kış ayları içerisinde bağışıklığın en yüksek düzeyde olacağını söyledi. Özlü, grip aşısının her yıl tekrarlanması gerektiğini sözlerine ekledi.Kaynak
Etiketler :Sa?l?k
Eylül 17th, 2008 by Filiz Arıcan 1396 kez okunmus
Normal yolla doğumun en güzel yöntem olduğunu bilmeme rağmen sezaryenle doğum uygulamasını seçen bir kadınım.Sonrasında da bu kararımdan pişmanlık duymadım.Ama bence de normal doğumun doktorlar tarafından gebelere daha çok telkin edilmesi gerektiğini düşünüyorum.Çünkü sezaryenle doğum doktorların da kolayına geliyor.Bilmem sizler bu konuda ne düşünürsünüz?
Sağlık Bakanlığı hastanelerin performans kriterleri arasına sezaryenle doğum oranlarını ekleme kararı aldı. Buna göre hastaneler ne kadar az sezaryenle doğum operasyonu yaparsa o kadar yüksek puan alacak. Zorunluluk durumunda başvurulması gereken bir doğum yöntemi olan sezaryen Türkiye’de özel hastanelerin arka arkaya açılmasıyla birlikte hızlı bir artış gösterdi ve sezaryenle doğum oranı yüzde 60′lara kadar çıktı.2006 yılında doğan bebeklerin yüzde 40′ı, 2007′de ise yüzde 32′si sezaryenle dünya geldi. Uluslararası standartlar ise sezaryen yönteminin doğumların yüzde 20′siyle sınırlı tutuluyor.Sezaryen doğum, 1 Eylül’den itibaren hayata geçecek “Sağlıkta Performans ve Kalite Yönergesi”ne eklenerek bu tür doğumların önüne geçilmesini gerektiriyor. Doktorlar uygulamanın doğru olduğunu ancak normal doğum için yeterli altyapının oluşmadığını vurguluyor. Normal doğumların doktorlar değil ebeler tarafından yapıldığını belirten uzmanlar yeterli ebe yetiştirilmediğini iddia ediyorlar.Bakanlığın yeni düzenlemesinde eğitim hastanelerinde sezaryenle doğum oranı yüzde 20′ye, devlet hastanelerinde yüzde 15′e, özel hastenelerde ise yüzde 30′a düşürmeyi hedefliyor.Kaynak
Etiketler :ebe, Haberler, Hamilelik ve Do?um, normal dogum, Sa?l?k, saglik bakanligi, sezaryenle dogum
Eylül 13th, 2008 by Filiz Arıcan 1731 kez okunmus

Yeditepe Üniversitesi Göz Hastanesi’nden Yrd. Doç. Dr. Deniz Oral, herhangi bir sağlık problemi olmayan ve zamanında doğmuş bebeklerin yaklaşık olarak %5′ inde gözlerde sürekli sulanma ve çapaklanma görülebildiğini belirterek şunları söylüyor:
“Normalde göz yüzeyini nemlendirmek ve korumak için gözyaşı bezleri tarafından üretilen gözyaşının fazla kısmı gözyaşı kanalı tarafından burun boşluğuna aktarılır. Gözyaşı kanalı alt ve üst göz kapaklarının iç köşesinde iki küçük delik olarak başlar ve buradan aşağı doğru uzanarak burun boşluğuna açılır. Ağlarken burnumuzun akmasının nedeni çok miktarda gözyaşının bu kanaldan burun içine boşalmasıdır. Bazı bebeklerde gözyaşı kanalının gelişimi doğumda tamamlanmamıştır ve kanalın burun boşluğuna açıldığı noktada ince bir zar bulunur. Bu zarın neden olduğu tıkanıklık nedeniyle fazla gözyaşı ve içindeki artık maddeler göz yüzeyinde birikerek sürekli sulanma ve çapaklanmaya neden olur. Bu durum doğumsal gözyaşı kanalı tıkanıklığı olarak adlandırılır ve tek ya da her iki gözü beraber etkileyebilir. Sürekli sulanma ve çapaklanmanın yanısıra kanal tıkanıklığına bağlı olarak mikrobik enfeksiyon gelişmesi durumunda gözlerde kızarıklık ve kapaklarda şişme de görülebilir.”
Doğumsal gözyaşı kanalı tıkanıklıklarının %95’inin bebek 1 yaşına gelmeden kendiliğinden açıldığını da vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Oral, “Bu nedenle 1 yaşına kadar sadece gözyaşı kanalına masaj uygulanması ve gerektiğinde çapaklanmayı azaltmak için kısa süreli antibiyotikli damlalar kullanılması yeterlidir. Masaj uygulaması sırasında işaret parmağı gözün iç köşesi ile burnun birleştiği noktaya konur ve alttaki burun kemiği üzerine bastırılarak parmak aşağı doğru kaydırılır. Masaj uygulaması gözyaşı kanalı içinde basınç oluşturarak kanalın alt ucundaki tıkanıklığı açılmaya zorlar” diyor.Kaynak
Etiketler :Anneler ve bebekleri, bebeklerde göz sulanmasi, capaklanma, dogumsal gözyasi tikanikligi, göz sulanmasi, gözyasi bezleri, Sa?l?k
Eylül 3rd, 2008 by Filiz Arıcan 1576 kez okunmus

Ülkemizde ve İslam Dünyası için Ramazan ayı ayrı bir önem taşıyor. Orucun ruh ve beden üzerinde olumlu etkileri, vücut sağlığı bakımından faydalı sonuçları tıbben de kanıtlanmış bir gerçek. Oruç tutarken tüm vücut organları dinleniyor. İnsanın iradesine hakim olarak yaşaması da kendine olan öz güveni arttırıyor.Oruç insanı sağlıklı yaparken yanlış beslenme alışkanlıkları sağlıklı insanların bile ciddi problemler yaşamasına yol açabiliyor. Hamilelikte oruç tutmak isteyen anne adaylarına oruçluyken alınan gıdaların anne ve bebeğin ihtiyaçlarını mutlaka karşılaması gerekmektedir.
Hamileler Oruç Tutarken Hangi Sorunlar İle Karşılaşabilir?
Özellikle günlerin kısa olduğu sonbahar ve kış ayları hamileler için oruç tutabilecekleri en elverişli aylar. Yaz ayları özellikle oruç ve açlık süresinin daha uzun olması nedeniyle aşırı sıvı kaybının yaratacağı sorunlar daha sıklıkla görülebiliyor. Oruç tutan hamilelerde meydana gelebilecek başlıca sorunlar dehidratasyon olarak adlandırılan vücudun aşırı sıvı kaybı, aşırı kan şekeri düşmesi ve uzun süren açlığa bağlı yağ dokularının yıkılması ile meydana gelen ketosis durumudur. Oruç tutan anne adaylarında özellikle 5 aydan sonra bebeğin büyümesi ile kalori ihtiyacı ve anneden bebeğe geçen şeker miktarı artar. Eğer bebeğe geçen bu madde (şeker) yerine konamazsa o zaman anne adayında ani şeker düşmesi yani hipoglisemi meydana gelebilir. Bu durum anne adayında -en azından şekerli bir sıvı içirilmezse- olumsuz sonuçlar doğurabilir. Annedeki kan şekeri düşmesi bebeğin de sıkıntıya girmesine neden olabilir. Oruç gibi uzun süre aç kalmak var olan yağ depolarındaki yağların yıkılmasına ve keton denen artık maddelerin kana karışmasına neden olur. Ketonlar rahatlıkla plasentayı geçerek bebeğe ulaşır. Anne adayı uygun beslenme şartlarını yerine getirmezse sürekli ketonların kanda olması bebeğin başta beyin olmak üzere birçok sistemi olumsuz etkiler.
Hamilelik Aylarına Göre Orucun Etkisi Nelerdir? Hamileler Ne Zaman Oruç Tutabilir?
Hamilelik aylarına göre orucun etkisini ve oruç tutan anne adaylarının dikkat etmesi gereken durumları şöyledir:
İlk 3 ayda genelde bulantı ve kusmayla birlikte anne adayı yeterince beslenemez. Ayrıca hamilelerin oruç tutmasıyla birlikte özellikle sıvı yetersizliği, hipoglisemi ve ona bağlı bayılma veya aşırı halsizlik çok daha belirginleşir. 3. ve 5.aylar arasında daha rahat hamilelik yaşanması nedeniyle oruç için en uygun hamilelik ayları 3 ve 5. dir.Son aylar bebeğin hızlı büyüdüğü ve kilo aldığı dönemlerdir. Bu aylar da uzun süren açlıklar hem bebeğin az kilo almasına, hem şeker düşmesine, aşırı sıvı kaybına bağlı olarak bebekte sıkıntı ve bazen bebek kaybı olabilir. Bu dönemde özellikle dikkat edilmelidir.Anne adayının hamilelikle birlikte ilave bazı tıbbi sorunları da mevcutsa oruç tutmak ciddi sorunları tetikleyebilir. Bunlar şeker hastalığı, hipertansiyon, aşırı kansızlık ve erken doğum tehdidi gibi durumlardır. Bu sorunlar varsa oruç tutmak oldukça zararlı ve tehlikeli sonuçlar doğurabilir.Oruç tutan anne adayları; özellikle aşırı baş dönmesi, baygınlık hissi veya bayılma gibi belirtiler gösterirse mutlaka uzanmalı ve şekerli bir sıvı almalıdırlar. Eğer tedbir alınmazsa ve gerekli sıvı ve şeker desteği sağlanmazsa annede beyinle ilgili sorunlar ve halisünasyon görülebilir. Bebekte ise ani kan şekeri düşmesine bağlı kalp ritminde bozulma ve bazen bebek kaybına neden olabilir.
Oruç Tutan Anne Adayları Nelere Dikkat Etmeli, Hangi Gıdaları Almalı ?
• Oruç tutan anneler yeterli sıvı almalıdırlar. Ortalama 2 litre sıvı alınması gerekir. Bu sıvının tamamına yakını mutlaka su olmalı ve buna ilaveten soda alınarak kaybolan elektrolitler yerine konulabilir. Kafeinden uzak durulmalıdır.
• Yemeklerdeki yağ miktarı düşük olmalıdır. Kızartmalardan uzak durmak gerekir. Özellikle taze sebze ve meyvelerin tüketilmesine önem verilmelidir.
• Günlük kalori ihtiyacı mutlaka alınmalı ve gün içinde alınması gereken kalori ihtiyacı iftar ve sahur arasında dağıtılmalıdır. • Ramazan süresince mutlaka istirahata önem verilmeli, aşırı egzersizden kaçınılmalıdır.Özellikle son aylarda eğer bebek hareketlerinde azalma olursa mutlaka kadın doğum uzmanı bilgilendirilmeli ve gerekirse bebeğin sağlığı kontrol edilmelid.ir
• Son aylarda oruç tutan anne adaylarının hamilelik kontrolleri daha sık aralıklarda yapılmalıdır.
Anne adaylarının özellikle alması gereken gıdalar:
Demir
Özellikle C vitamini içeren gıdalarla alınırsa emilimi artar. Demirden zengin gıdalar
• Karaciğer, kırmızı et ve hindi eti
• Kuru baklagiller, lifli yeşil sebzeler, kuru üzüm, erik ve kayısı
• Fındık ve badem
Folik asitden zengin besinler
Ispanak, pancar, şalgam, böbrek ve karaciğer, kırmızı et, beyaz unlu ürünler ve yumurta
Kalsiyum
Kalsiyumdan zengin besinler – süt, yoğurt, peynir, balık ve kemikleri, brokoli, baklagiller, tahin, badem ve tahıllar
Ramazan ayında oruç tutmak isteyen anne adaylarının hamileliklerini takip eden doktorları ile bu durumu görüşmeli ve mutlaka fikirlerini almaları gerekir.Kaynak
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Hüseyin Mutlu
Etiketler :dehidratasyon, Haberler, Hamile, Hamilelik ve Do?um, hipoglisemi, ketosis, oruc tutmak, Sa?l?k, sivi kaybi
Eylül 2nd, 2008 by Filiz Arıcan 1118 kez okunmus
Beslenme uzmanları, sindirimi kolay olduğu için iftarda ramazan pidesi, sahurda ise uzun süreli tokluk hissi veren kepekli ekmeklerin tüketilmesini önerdi. Diyetisyen Gülen Akboyar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 13 saate yakın süre aç ve susuz kalacak olan oruçluların, iftarda ve sahurda yediklerine, içtiklerine çok dikkat etmeleri gerektiğini, aksi takdirde ciddi sağlık sorunları yaşayabileceklerini söyledi. Havaların da sıcak seyrettiği şu günlerde oruç tutacakların günde 2-3 litre suyu mutlaka tüketmesi gerektiğine değinen Akboyar, yiyecek konusunda da seçici ve dikkatli olunması halinde sorunsuz bir ramazan geçirilebileceğini vurguladı. Akboyar, iftarda, ramazanın geleneksel yiyeceklerinden olan ve sindirimi kolay pidenin tüketilebileceğini, sahurda ise uzun süre tokluk hissi veren kepekli ekmeklerin tercih edilebileceğini, bunun yanı sıra yemeğin çorbayla başlamasının önem taşıdığını belirtti. Ramazan sofralarında aşırı yağlı kırmızı etten kaçınılması gerektiğini bildiren Akboyar, şunları kaydetti: ”Sofralar sebze ve salata ağırlıklı olmalı. Tavuk ve balık da sofralarda yer alabilir. Ramazan süresince pilav, makarna gibi ürünleri çok önermiyoruz. Oruç süresi yaklaşık 13 saat olduğundan özellikle sahurda başta kepekli ekmek olmak üzere uzun süre tokluk hissi veren yiyecekler tüketilmeli. Ramazan pidesini ise fazla aşırıya kaçmamak kaydıyla iftar sofralarında öneriyoruz.”
TATLI YERİNE DONDURMA
Gülen Akboyar, ağır tatlıların hem kilo alımı hem de ani şeker yüklemesi nedeniyle bazı sıkıntılar yaratabildiğini, bunun yerine ramazanda dondurma veya sütlü tatlıların tüketilmesi gerektiğini söyledi. Tatlı yerine meyve tüketiminin daha ideal bir beslenme şekli olduğuna işaret eden Akboyar, ”Unlu, nişastalı tatlılar çok ağır gelir. Yerine hem gün boyu susuzluk ve açlık çeken vücudumuzu serinletecek hem de şeker ihtiyacımızı karşılayacak dondurma veya sütlü tatlılar tercih edilmeli. Eğer tatlı yerine meyve tercih ediliyorsa, kavun ve karpuz da aşırı tüketilmemeli” diye konuştu.
Etiketler :beslenme, dondurma, Haberler, iftar.sahur, kepek ekmegi, oruc, ramazan pidesi, Sa?l?k
Ağustos 29th, 2008 by Filiz Arıcan 1085 kez okunmus

Çocuklarda paylaşma duygusunun 8 yaşına doğru gelişmeye başladığı ortaya çıktı.İsviçre’nin Zürih Üniversitesi’nden Ernst Fehr ve ekibi, 3-8 yaşındaki 229 çocuğun davranışlarını inceledi.Araştırma sonunda “bencilliğin” 3-4 yaşındakilerde daha ağır bastığı, 8 yaşına doğru çocukların “arkadaşlarını düşünmeye” ve paylaşmaya meyilli olmaya başladıkları görüldü.İkili gruplara ayrılan çocuklara, verilen şekerlemeleri “bir bana, sana yok” ya da “bir sana, bir bana” şeklinde arkadaşlarına paylaştırma seçenekleri sunuldu.3-4 yaşındaki çocukların çoğunun arkadaşlarına şeker vermediği, 7-8 yaşındakilerinse “eşitlikten yana olduğu ve arkadaşlarının iyiliğini düşündüğü” görüldü.Araştırmada, paylaşmadan yana olan çocukların sınıf ya da okul arkadaşlarıyla şekerlemeleri daha çok paylaştıkları, başka gruptan çocuklarla paylaşmaya pek yanaşmadıkları da gözlendi. Araştırmacılar paylaşma konusundaki bu davranış değişikliğinin sadece sosyal şartlanmayla değil, gelişme sürecinde de edinildiğini, bunun genlere bağlı olabileceğini belirttiler.Araştırmanın ilginç noktalarından biri ise çocukların büyüdükçe daha cömert olmalarının yanı sıra birşeyin adil olup olmadığına ilişkin sezilerinin de gelişmesi oldu. Bu gelişmenin başka türlerde görülmediğini vurgulayan bilim adamları, hayvanların aksine, toplumların, birbirinden genetik olarak farklı gruplardaki ayrıntılı iş bölümü ve işbirliğine dayalı olduğunu belirttiler. Araştırma İngiliz Nature dergisinde yayımlandı.Kaynak
Etiketler :bencillik, Çocuk egitimi, Haberler, paylasmak, Sa?l?k