Ocak 8th, 2009 yapan Filiz Arıcan 1578 kez okunmus

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tanju Besler, şişman bireylerin diyetlerine süt ve süt ürünleri eklendiği ve kalsiyum düzeyi yükseltildiğinde zayıflamanın etkin olduğunu gösteren birçok çalışma olduğunu söyledi.Prof. Dr. Besler, yaptığı açıklamada, kalsiyumun vücut ağırlığı denetimi konusunda etkin olduğuna yönelik bilimsel veriler olduğunu belirtti.Kalsiyum açısından ve kalsiyumun kullanılabilirliği açısından en zengin besinin süt ve süt ürünleri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Besler, şöyle konuştu:”ABD’de yapılmış bir seri çalışma var, hala da devam ediyor. Çok net olarak bir sonuç olmamakla birlikte genellikle süt tüketiminin, yani kalsiyum sütten geldiği zaman vücut ağırlığı denetiminin çok daha iyi olduğu belirtiliyor. Şişman bireylerin diyetlerine süt ve süt ürünleri eklediğimiz ve kalsiyum düzeyini yükselttiğimiz zaman zayıflamanın etkin olduğunu gösteren birçok çalışma var.Şişman bireylerde vücut ağırlığının düşmesinde kontrollü bir diyet içinde süt ve süt ürünlerini arttırılması ve yüksek kalsiyum seviyesinin sağlanmasının zayıflamaya neden olduğu ve vücut yağ oranını düşürdüğünü gösteren çalışmalar mevcut.”Prof. Dr. Besler, süt ve süt ürünlerinin beslenme açısından son derece önemli olduğunu belirterek, çalışmaların özellikle sağlık bozucu bir kavram, bir sorun olması nedeniyle şişmanlıktan korunmada da süt ve süt ürünlerinin önemli bir besin grubu olduğunu gösterdiğini kaydetti.
SÜTÜ SÜT OLARAK TÜKETMELİYİZ’
Prof. Dr. Besler, sütün bazen sade olarak değil içine katılan, bal pekmez, kakao ve meyve püreleriyle tüketildiğini belirtti. İçine farklı ürünler katılmış sütü beklemeden içmek gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Besler, şöyle konuştu:”Biz aslında sütü süt olarak tüketmeyi öneriyoruz. Ancak süt tüketimi istediğimiz oranda değil. Sütü daha fazla içmek için bazen içine farklı ürünler katıyoruz. Böylelikle sütün içine çoğunlukla karbonhidrat kaynağı ekliyoruz. Bu sütü bekletmekle bakteri üremesine zemin hazırlayacak bir ortam oluşturuluyor. Bu nedenle bu karışımları yaptığımız zaman sütü bekletmeden tüketmeliyiz. Süte karıştırılan bu ürünler sütün besin değerini etkilemiyor.” Prof. Dr. Besler, sağlıklı olmak ve hastalıklardan korunmak için mutlaka süt içmek gerektiğini kaydetti.Kaynak
Etiketler :Diyet, Haberler, kalsiyum düzeyi, Sa?l?k, süt, süt ürünleri
Ocak 5th, 2009 yapan Filiz Arıcan 1137 kez okunmus

İçerisinde kafein bulunan kolanın sodyum açısından da zengin olduğu, bir miktar kafein ve aşırı miktarda sodyumun kemik kırılmalarına yol açtığı vurgulandı.Sağlıklı bir yaşamın güvenli besinlerle sürdürülebileceğini belirten Erciyes Üniversitesi Atatürk Sağlık Yüksek Okulu Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Neriman İnanç, sıklıkla tüketilen kolanın kemik düşmanı olduğunu söyledi. Güvenli besinin öncelikle besleyici değerini kaybetmemiş olması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Neriman İnanç, kolanın özellikle kemik sağlığını olumsuz etkilediğini söyledi:İçerisinde kafein bulunan kola, sodyum açısından da zengindir. Bir miktar kafein ve aşırı miktarda sodyum, kemik kırılmalarına neden olur. Bir taraftan süt içirelim kemikleri koruyalım derken kola tüketimine göz yummak doğru değil.Yasaklansın demeyi istiyorum ama yasaklar da doğru yere götürmüyor. Mümkün olduğu kadar tüketilmemesi gerekiyor. Sağlıklı beslenmede kolaya yer yok. Hele hele sporcuların kemikleri çok daha önemli. Kemiklerinizin kırılmasına razıysanız kola içebilirsiniz.
KARBONHİDRAT VE PROTEİN BİRLİKTE TÜKETİLMELİ
Doğru ve dengeli beslenmeyle ilgili açıklamalar yapan Prof. İnanç, önyargıların aksine karbonhidrat ve proteinlerin aynı anda tüketilmesinin zararlı olmadığını, doğal besinlerin içerisinde protein, karbonhidrat, vitamin ve minerallerin birlikte bulunduğunu belirtti. Bunların boşuna bir arada yaratılmadığını ifade ederek, Bunları böyle almak lazım. karbonhidrat ve proteini bir arada kullanmamak bilimsel olarak doğru değil. Çünkü, sütte de ette de protein var. Yanında yediğimizi ekmekte de karbonhidrat var dedi.Besinlerin hem fiziksel hem kimyasal hem de mikrobiyolojik açıdan temiz ve bozulmamış olması gerektiğini belirten Prof. Dr. İnanç, besinlerin virüsleri, bakterileri ve zararlı mikroorganizmaları taşıyabildiğini vurguladı.Bunlar bazen vücudumuzun bazı bölgelerine yerleşerek felç, menenjit gibi hastalıklara neden olabiliyor. Ülkemizdeki bu hastalıklarla ilgili veri yok ama ABD’de her yıl 76 milyon insan bu bakterilerden hastalanıyor, 5 bin insan ise ölüyor diye konuştu.
BESİNLERİ DOĞRU SAKLAMAK ÖNEMLİ
Gıdaların cam parçası, metal, kıymık, saç gibi bazı fiziki maddelerle de kirlenebildiğine dikkati çeken İnanç, şunları kaydetti:
Besinleri sakladığımız kaplar, çözülme sonucu oluşan bazı metaller, tarım ilaçları, iyi durulanmayan bazı kaplardan geçen deterjanlar, ambalajlarda kullanılan renkli plastikler, kimyasal olarak besinlerin kirlenmesine neden oluyor. Belki de en önemlisi besinin bileşiminde doğal olarak bulunan zehirli maddelerdir. Örneğin, yeşillenmiş patateste bulunan solanim maddesinin toksik, zararlı etkisi var. Besinlerin uygun koşullarda saklanamaması veya hijyenik koşulların yeterince sağlanamaması sonucu oluşan virüsler, küfler de biyolojik kirlenmeye neden oluyor. Bu kirlenmelerden arınmış besinleri almak zorundayız.Prof. İnanç, bir şeker hastasının, kullanacağı besindeki şeker oranını bilmesinin sağlık için gerekli olduğunu belirterek, bunun için de etiketlemenin yaygınlaştırılması gerektiğini bildirdi.Bir ürünün güvenliği ile kalitesinin farklı şeyler olduğuna dikkati çeken Prof. İnanç, güvenlikten taviz vermenin mümkün olmadığını ancak kalitenin tüketicinin tercihine göre değişebileceğini kaydetti.Kaynak
Etiketler :Sa?l?k
Aralık 26th, 2008 yapan Filiz Arıcan 723 kez okunmus

Anne sütünde bulunan melatonin hormonunun, bebeklerde uykusuzluk, sancılanma ve alerji problemlerini azalttığı, stressiz ve bolca gülen annelerin sütünde melatonin hormonunun daha fazla olduğu bildirildi. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, yaptığı açıklamada, anne sütünün bebeğin gelişimi için büyük önem taşıdığını, anne ve bebeğin mutlu olması için doğumla birlikte yakın temas sağlanması, annenin bebeğiyle yakından ilgilenmesi ve bebeğe yeterince anne sütü verilmesi gerektiğini belirtti. Doğumla birlikte anne, bebek ilişkilerinin yeterli ve uygun sağlanması ve sürdürülmesinin hem anne, hem de bebek sağlığı açısından önemli olduğunu vurgulayan Kurtoğlu, bu ilişkinin sağlıklı yürütülmesinde anne sütünün öneminin vazgeçilmezliğine işaret etti. Anne sütünün bilinen bir dizi yararının yanı sıra, içeriğindeki melatonin isimli hormonun bazı faydalarının da ortaya çıktığını ifade eden Kurtoğlu, şunları söyledi: ”Melatonin beyinden salgılanan ve insanda biyolojik ritmi sağlayan bir hormondur. Bu hormon, bebeklerde uyku düzeninin sağlanmasına yardımcı oluyor, bağırsak sancılarını önlüyor ve alerji problemlerini azaltıyor. Ancak, bebeklerde yeterli miktarda ve ritmik olarak melatonin salgılanması yaklaşık 3 aydan sonra ortaya çıkıyor. Bu nedenle, bebeklerin 3 aya kadar anne sütünden aldığı melatonin hormonunun önemi artıyor. Yapılan araştırmalara göre, bu hormon anne sütünde akşam saatlerinde gündüze oranla daha fazla artıyor. Anne sütünde bulunan melatonin hormonu, bebeklerde sancılanma, uykusuzluk ve alerji problemlerini azaltıyor.”
GÜLEN ANNELERİN BEBEĞİ DAHA MUTLU
Melatonin hormonu salgısının stres, sıkıntı ve huzursuzluk ile birlikte azaldığına dikkati çeken Kurtoğlu, bu nedenle bebeklerini emziren annelerin stres ve sıkıntıdan uzak durmalarının faydalı olacağını belirtti. Japonya’da yapılan bir araştırmaya göre gülmenin de annelerin sütündeki melatonin hormonu düzeyini etkilediğini belirten Kurtoğlu, şöyle devam etti: ”Melatonin salgısının fazla olması için annelerin doğumdan sonra gergin olmaması ve bolca gülmesi gerekmektedir. Japonya’da yapılan bir araştırmada, bolca gülen annelerin sütünde melatonin düzeyinin arttığı ve bebeklerde alerjik problemlerin azaldığı belirlenmiştir. Araştırmaya göre, huzurlu, stressiz ve bolca gülen annelerin sütünde melatonin hormonu daha fazla salgılanıyor. Bunun yanında, doğum yapmış annelerin bebeklerini emzirirken melatonin salgısını artıracak gıdalar yemesi tavsiye ediliyor. Kızılcık, deve dikeni, rezene, anason, kereviz, ayçiçeği, çemen, hardal ve sarı kantaron gibi gıda maddeleri melatonin salgısını artırıyor” Magnezyum ve çinko bakımından zengin gıdaların da melatonin salgısını artırdığını kaydeden Kurtoğlu, yatakta elektrikli battaniye kullanılması, yoğun ışık altında, televizyon ve bilgisayar ekranı başında uzun süre kalınması ve kahve içilmesinin de melatonin salgısını azaltacağını söyledi. Sonuç olarak, bolca gülen annelerde melatonin salgısının fazla olacağını hatırlatan Kurtoğlu, bu durumun anneyi mutlu edeceği gibi bebekte de bağırsak sancısı, uykusuzluk ve alerjik problemlerin önüne geçeceğini sözlerine ekledi.Kaynak
Etiketler :anason, anne sütü, Anneler ve bebekleri, ayçiçe?i, çemen, deve dikeni, gülen anneler, Haberler, Hamilelik ve Do?um, hardal ve sar? kantaron, K?z?lc?k, kereviz, melatonin hormonu, rezene, Sa?l?k, sanc?lanma, uykusuzluk
Aralık 4th, 2008 yapan Filiz Arıcan 781 kez okunmus

Uzmanlar, et tüketiminin arttığı Kurban Bayramı öncesi vatandaşlara, etin tüketimi konusunda bazı uyarılarda bulundu.
Adana İl Sağlık Müdürlüğünde görevli Diyetisyen Serpil Demiray, yazılı açıklamasında, kurban bayramında aşırı et tüketiminin sağlık sorunlarına yol açabileceğini ifade etti.
Etin, sindirimi zor bir yiyecek olduğunu belirten Demiray, özellikle yeni kesilmiş etin dinlendirilmeden tüketilmesi durumunda, midede şişkinlik ve hazımsızlık gibi şikayetlere yol açabileceğini vurguladı. Fazla et tüketiminin kolesterolü olanlar ile kalp ve karaciğer hastaları için sakıncalı durumlar yaratacağını ifade eden Demiray, bayramlarda özellikle diyet yapan kişilerin diyetlerini bozmamaları gerektiğini bildirdi.
Demiray, kurban bayramında et tüketilirken görünen yağ kısımlarının mutlaka temizlenmesi gerektiğini belirterek, şunları kaydetti: “Çünkü doymuş yağ oranı yüksek olan hayvansal gıdalar, kalp damar hastalıklarına davetiye çıkarır. Etler hazırlanırken görünen yağ temizlendikten sonra, soğutucuda bir iki gün dinlendirilmeli, pişirileceği zaman ayrıca yağ eklenmemeli. Etler haşlama veya fırında pişirilirse daha sağlıklı olur. Izgara yapılan etlerde etin yanmasından dolayı oluşan kanserojen maddeler sağlık için olumsuzluklar yaratır.
Bayram ziyaretlerinde şeker, çikolata, hamur tatlıları ve beraberinde tüketilen et, hem kolesterolün yükselmesine hem de kilo alımına neden olur. Bayramlarda sebze ve meyve tüketimi arttırılmalı, posadan zengin kuru baklagil ve kepekli ekmek tüketimine önem verilmeli.”
Demiray, sağlıklı yaşamanın temel koşullarından biri olan “fiziksel aktivite”nin bayram süresince yapılarak, günde 2,5 litre su tüketilmesini de önerdi.
Kahvaltı öğününün de atlanmaması gerektiğine dikkati çeken Demiray, şöyle devam etti: “Ev ziyaretlerine gidilirken düşük kalorili çorba, yoğurt, meyve, salata gibi yiyecekler yenerek evden çıkılmalı. Böylece ikramlara ’hayır’ deme şansı doğar. Ayrıca çay ve kahve gibi, içeceklerin tüketimi fazla olursa kalp ritim bozuklukları, uykusuzluk ve mide şikayetleri artabilir. Bu içeceklerin tüketim miktarını sınırlamak gerekir. Şerbetli hamur tatlıları yerine de sütlü tatlılar tercih edilebilir.”Kaynak
Etiketler :doymus yag, et tüketimi, fiziksel aktivite, Haberler, hayvansal gida, kanserojen, kurban bayrami, Sa?l?k
Kasım 28th, 2008 yapan Filiz Arıcan 873 kez okunmus

Miniklerin en büyük korkularından dişçi koltuğu ve ideal hekim – çocuk ilişkilerinin sağlanamadığı durumlar tedavi aşamalarında zorluklar yaşanmasına sebep oluyor… Genellikle bu endişelerin sebebi çevresel ve ailesel faktörler ile kötü deneyimler… Uzman diş hekimleri tedaviye uyum göstermeyen, aşırı endişeli çocuklara temel yönetim teknikleri uygulayarak müdahale edebiliyor. Fakat psikolojik yöntemlerin yetersiz kaldığı durumlar da yaşanıyor. BeşOnbeş Özel Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği uzman doktorlarından Gözde Işıksal, aşırı endişe ve korkunun olduğu vakalarda, ağrı ve acının hissedilmeyeceği, anestezi olmadan, sedatif ilaçların kullanıldığı, ‘SEDASYON’ yöntemine başvurulabildiğini ve bu yöntemin genel anestezi uzmanları ile sağlıklı bir klinik ortamında gerçekleştirildiği takdirde başarılı ve sağlıklı bir yöntem olduğunu belirtiyor…
‘SEDASYON’ nedir?
Psikolojik telkinlerin de yetersiz kaldığı, aşırı endişeli vakalarda uygulanabilen, farklı yöntemler kullanılarak hastanın santral sinir sisteminin baskılanması sonucu çevre ile ilişkisinin ve bilincinin azaltılması yöntemine ‘SEDASYON’ deniyor…
Çocuklarda ‘SEDASYON’…
Çocuğun diş tedavileri sırasında daha uyumlu ve rahat olmasını sağlayan bir teknik olan ‘SEDASYON’, doğru klinik ve uzman eller tarafından uygulandığında oldukça güvenilir bir yöntem! Dr. Dt. Gözde Işıksal, yöntemin tüm çocuklarda uygulanabildiğini, BeşOnbeş Özel Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği’nde diş tedavilerinden korkanların yanı sıra bir seansta birden fazla işlem gerektiren vakalarda yada özürlü çocukların tedavisinde de tercih edildiğini belirtiyor…
SEDASYON nasıl uygulanıyor?
BeşOnbeş Özel Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği, uzman hekimleri tarafından uygulanan bu yöntem oldukça basit ve pratik olma özelliğine sahip… Genel anestezi uzmanı, işlemi çocuğa telkinler vererek, bazı ilaçların kullanıldığı uyutma yöntemi ile bir ameliyathanede değil klinikte rahatlıkla gerçekleştirebiliyor…
SEDASYON’da nelere dikkat edilmelidir?
BeşOnbeş Özel Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği uzmanlarından Gözde Işıksal, dikkat edilecek unsurların başında ailenin uygulama hakkında bilgilendirilmesi gerektiğini belirtiyor. ‘SEDASYON’ öncesi bazı hastalarda idrar ve kan tahlillerin yapılması gerekebiliyor. Bu testlerin gerekli olduğu takdirde gerçekleştirilmesi diğer önemli bir unsur…‘SEDASYON’ uygun klinik şartlarında ve deneyimli hekimler tarafından yapıldığında oldukça güvenilir bir yöntemdir. ‘SEDASYON’ öncesi ve sonrası yapılması ve yapılmaması gereken tüm işlemleri doktorunuz size anlatacaktır.Kaynak
Etiketler :Anneler ve bebekleri, cocuklarda disci korkusu, dis hekimi, dis sagligi, Sa?l?k, sedasyon
Kasım 27th, 2008 yapan Filiz Arıcan 764 kez okunmus

Bir araştırmaya göre, çocukların bebek arabalarında sürülürken ebeveynlerinin yüzünü görmesi uzun dönemde duygusal ve dil gelişimi açısından olumlu rol oynuyor.İskoçya’daki Dundee Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada, bebek arabalarını iten kişinin yüzünü görmeyen çocukların, görenlere nazaran daha az konuştuğunu, güldüğünü ve etkileşime girdiğini ortaya koydu.2722 ebeveyn ve çocuk üzerinde yapılan araştırma, bebek arabasındaki çocuğun, ebeveyninin yüzünü görünce kendini daha güvende hissettiğini ve kolayca uykuya daldığını da gösterdi. Araştırmacılar, günümüzde bebek arabalarının birçok çocukta stres yarattığını belirterek, stresli çocukların ilerde endişeli yetişkinlere döndüğünü ifade ettiler.Kaynak
Etiketler :Anneler ve bebekleri, bebek arabasi, duygusal ve dil gelisimi, ebeveyn, Haberler, Sa?l?k