Mart 13th, 2009 by Filiz Arıcan 3067 kez okunmus

Erken doğan çocukların yarısından fazlasının okuldaki derslerde zorluk çektiği ortaya çıktı.İngiltere’de 26 haftadan önce doğmuş 219 çocuk üzerinde yapılan araştırmada, bu çocukların en fazla matematik ve okumada zorluk çektikleri belirlendi.

University College London’dan bir ekibin yaptığı araştırmada, bu çocukların yüzde 13’ünün uzmanlar tarafından tam zamanlı eğitime ihtiyaç duydukları ortaya çıktı.”Archieves of Diseases in Childhood, Fetal and Neonatal” dergisinde yayımlanan araştırmada, bu çocukların 11 yaşındaykenki IQ’larına ve kuramsal yeteneklerine bakıldı. Bu çocukların performansları normal sürede doğan 153 sınıf arkadaşlarının durumuyla karşılaştırıldı.Erken doğan her üç çocuktan birinin okuma güçlüğü çektiği, çocukların yüzde 44’ünün de matematikte zorlandığı belirlendi. Ayrıca bu çocukların IQ seviyelerinin de yaşıtlarından düşük olduğu görüldü.Araştırmaya konu olan çocukların 29’unun özel okullarda eğitim aldıkları, diğerlerinin normal okullara gittikleri ancak bunların yüzde 57’sinin, bire bir ders almak gibi özel eğitime ihtiyaç duydukları ortaya çıktı.Prematüre doğan öğrencilerin yarısının kuramsal performansının, yaşlarından beklenenden düşük olduğunu, normal sürede doğanlar arasında ise bu oranın sadece yüzde 5 olduğu belirtildi.Araştırma başkanı Neil Marlow, aşırı erken doğumların bebekleri öğrenme yetenekleri açısından risk altında bıraktığını bunun da orta eğitimde çocukları zora soktuğunu söyledi.Kaynak

Etiketler :, , , , , , ,
Ocak 16th, 2009 by Filiz Arıcan 3631 kez okunmus


Bina girişlerindeki güvenlik kapılarının radyasyon içermediği açıklandı.İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Buyru, binaların girişindeki güvenlik kapılarının radyasyon içermediğini savunarak, bu sebeple erişkin, bebek ya da rahim içindeki fetuslara zararı olmadığını bildirdi.Prof. Dr. Buyru, konuyla ilgili AA muhabirine yaptığı açıklamada, yanlış bilindiği için anne adaylarının bebeklerine bir zarar geleceği endişesiyle alışveriş merkezleri, hastaneler gibi artık hemen hemen her kurum ve kuruluşta bulunan güvenlik noktalarından geçmediklerini belirtti.Buyru, oysa bu girişlerin sanıldığı gibi bir zararı olmadığını, hamilelerin alışveriş merkezi, hastane gibi binaların girişindeki güvenlik noktalarından rahatlıkla geçebileceklerini dile getirerek, binaların güvenliği için konulan bu cihazların aslında x-ray cihazı olmadığını kaydetti.

Buyru, şunları kaydetti:

”Güvenlik kapıları radyasyon içermediği için erişkin, bebek ya da rahim içindeki fetuslara zararı yoktur. Bazı yanlış bilgi ve inanışlar var. Güvenlik noktalarının zararlı olduğu ve hamilelerin geçmemesi gerektiği şeklindeki bilgi, bu yanlışa bir örnek. Valizlerin ve çantaların kontrolünü yapan cihazlar x-ray cihazlarıdır. Halbuki kapılarda insanların geçtiği cihazlar sadece manyetik alanın kapanmasına dayanan yöntemle çalışıyor. Yani radyasyon içermiyor. Üzerinizde metal bir cisim varsa manyetik alanı kapatıp ötmeye başlıyor.”Buyru, cep telefonu, bilgisayar monitörü ve televizyon gibi, çok düşük düzeyde radyasyon içeren cihazların zararlı olduğu bilgisinin de yanlış olduğunu anlattı.Cep telefonu, bilgisayar ve normal monitörlerin çok düşük düzeyde radyasyon içerdiklerini, bebek açısından ortaya konulmuş zararları bulunmadığını dile getiren Prof. Dr. Buyru, anne adaylarının röntgen ve tomografiden uzak durması gerektiğinin altını çizdi.Kaynak

Etiketler :, , ,
Ocak 12th, 2009 by Filiz Arıcan 3459 kez okunmus


Kadınların hassas dönemlerinden biri adet dönemidir. Sinirlilik, şişkinlik, tatlı krizleri iç içedir. Bu dönemi huzurlu ve kilo almadan atlatmak ise mümkün.Adet öncesi 1-2 haftalık süre boyunca kadınlarda duygusal gelgitler, yorgunluk, sinirlilik gibi belirtilerin yanı sıra su tutumuna bağlı ödem, göğüslerde hassasiyet, baş ağrıları, geçici kilo artışı ve aşın tatlı yeme isteği gibi fiziksel yakınmalar da görülebilir. Bu dönemde özellikle kafein, basit şeker, tuz veya sodyum, yağ ve alkolden kaçınmak yakınmaları azaltır. “Kompleks karbonhidratlar ve yüksek kalsiyum içeriği olan yiyecekler, tatlı yeme isteğini bastırır. Bu nedenle bol meyve-sebze, tam tahıl ürünleri, yağsız süt ve süt ürünlerinden faydalanmakta yarar var.Bal, reçel, pekmez, çikolata, pasta, dondurma, tatlı gibi basit karbonhidratlar yerine ekmek, pilav, makarna, patates gibi kompleks karbonhidratlara yönelin.B6 vitamininden zengin bir beslenme planı da adet öncesi dönemde yaşanan yakınmaları azaltır. Balık, tavuk, soya ürünleri, brokoli, muz havuç, yumurta, avokado, tahıllar ve ıspanak B6 vitamininden zengin yiyeceklerdir. *Ayrıca bu dönemde vücudunuzda magnezyum da azalır. Et, süt, balık, yumurta, kum baklagiller, kabak, tam tahıllar, çikolata, badem gibi magnezyum kaynaklarına yönelebilirsiniz.
Bol su için

Adet öncesi yaklaşık bir hafta boyunca metabolik hızınızda hafif bir artış olur. Bu da günlük enerjiye yaklaşık 200 kalori ekleyebileceğiniz anlamına gelir. Bu dönemde kilo anısı konusunda endişelenip daha az yemek yemeye çalışmayın. Kilo artışınızın, su tutumuna bağlı geçici bir durum olduğunu unutmayın.
Demir kaybı için: Kırmızı et ve yumurta

Adet döneminde kanamayla birlikte vücuttan demir kaybı olur. Demir eksikliği, yorgun ve güçsüz bırakacağı gibi, ileri düzeylerde kansızlığa da ne¬den olabilir. Bu nedenle adet dönemi boyunca kırmızı et, yumurta, tavuk, balık, domates, kırmızı biber ve yeşil yapraklı sebzeler yiyerek demirden zengin beslenmeye devam etmekte yarar var. Bu dönem boyunca tuz, alkol, kafein ve basit şekerlerden de uzak durmak gerekir.Kaynak

Etiketler :, , , , , ,
Ocak 8th, 2009 by Filiz Arıcan 4320 kez okunmus


Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tanju Besler, şişman bireylerin diyetlerine süt ve süt ürünleri eklendiği ve kalsiyum düzeyi yükseltildiğinde zayıflamanın etkin olduğunu gösteren birçok çalışma olduğunu söyledi.Prof. Dr. Besler, yaptığı açıklamada, kalsiyumun vücut ağırlığı denetimi konusunda etkin olduğuna yönelik bilimsel veriler olduğunu belirtti.Kalsiyum açısından ve kalsiyumun kullanılabilirliği açısından en zengin besinin süt ve süt ürünleri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Besler, şöyle konuştu:”ABD’de yapılmış bir seri çalışma var, hala da devam ediyor. Çok net olarak bir sonuç olmamakla birlikte genellikle süt tüketiminin, yani kalsiyum sütten geldiği zaman vücut ağırlığı denetiminin çok daha iyi olduğu belirtiliyor. Şişman bireylerin diyetlerine süt ve süt ürünleri eklediğimiz ve kalsiyum düzeyini yükselttiğimiz zaman zayıflamanın etkin olduğunu gösteren birçok çalışma var.Şişman bireylerde vücut ağırlığının düşmesinde kontrollü bir diyet içinde süt ve süt ürünlerini arttırılması ve yüksek kalsiyum seviyesinin sağlanmasının zayıflamaya neden olduğu ve vücut yağ oranını düşürdüğünü gösteren çalışmalar mevcut.”Prof. Dr. Besler, süt ve süt ürünlerinin beslenme açısından son derece önemli olduğunu belirterek, çalışmaların özellikle sağlık bozucu bir kavram, bir sorun olması nedeniyle şişmanlıktan korunmada da süt ve süt ürünlerinin önemli bir besin grubu olduğunu gösterdiğini kaydetti.

SÜTÜ SÜT OLARAK TÜKETMELİYİZ’
Prof. Dr. Besler, sütün bazen sade olarak değil içine katılan, bal pekmez, kakao ve meyve püreleriyle tüketildiğini belirtti. İçine farklı ürünler katılmış sütü beklemeden içmek gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Besler, şöyle konuştu:”Biz aslında sütü süt olarak tüketmeyi öneriyoruz. Ancak süt tüketimi istediğimiz oranda değil. Sütü daha fazla içmek için bazen içine farklı ürünler katıyoruz. Böylelikle sütün içine çoğunlukla karbonhidrat kaynağı ekliyoruz. Bu sütü bekletmekle bakteri üremesine zemin hazırlayacak bir ortam oluşturuluyor. Bu nedenle bu karışımları yaptığımız zaman sütü bekletmeden tüketmeliyiz. Süte karıştırılan bu ürünler sütün besin değerini etkilemiyor.” Prof. Dr. Besler, sağlıklı olmak ve hastalıklardan korunmak için mutlaka süt içmek gerektiğini kaydetti.Kaynak

Etiketler :, , , , ,
Ocak 5th, 2009 by Filiz Arıcan 3426 kez okunmus

İçerisinde kafein bulunan kolanın sodyum açısından da zengin olduğu, bir miktar kafein ve aşırı miktarda sodyumun kemik kırılmalarına yol açtığı vurgulandı.Sağlıklı bir yaşamın güvenli besinlerle sürdürülebileceğini belirten Erciyes Üniversitesi Atatürk Sağlık Yüksek Okulu Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Neriman İnanç, sıklıkla tüketilen kolanın kemik düşmanı olduğunu söyledi. Güvenli besinin öncelikle besleyici değerini kaybetmemiş olması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Neriman İnanç, kolanın özellikle kemik sağlığını olumsuz etkilediğini söyledi:İçerisinde kafein bulunan kola, sodyum açısından da zengindir. Bir miktar kafein ve aşırı miktarda sodyum, kemik kırılmalarına neden olur. Bir taraftan süt içirelim kemikleri koruyalım derken kola tüketimine göz yummak doğru değil.Yasaklansın demeyi istiyorum ama yasaklar da doğru yere götürmüyor. Mümkün olduğu kadar tüketilmemesi gerekiyor. Sağlıklı beslenmede kolaya yer yok. Hele hele sporcuların kemikleri çok daha önemli. Kemiklerinizin kırılmasına razıysanız kola içebilirsiniz.
KARBONHİDRAT VE PROTEİN BİRLİKTE TÜKETİLMELİ

Doğru ve dengeli beslenmeyle ilgili açıklamalar yapan Prof. İnanç, önyargıların aksine karbonhidrat ve proteinlerin aynı anda tüketilmesinin zararlı olmadığını, doğal besinlerin içerisinde protein, karbonhidrat, vitamin ve minerallerin birlikte bulunduğunu belirtti. Bunların boşuna bir arada yaratılmadığını ifade ederek, Bunları böyle almak lazım. karbonhidrat ve proteini bir arada kullanmamak bilimsel olarak doğru değil. Çünkü, sütte de ette de protein var. Yanında yediğimizi ekmekte de karbonhidrat var dedi.Besinlerin hem fiziksel hem kimyasal hem de mikrobiyolojik açıdan temiz ve bozulmamış olması gerektiğini belirten Prof. Dr. İnanç, besinlerin virüsleri, bakterileri ve zararlı mikroorganizmaları taşıyabildiğini vurguladı.Bunlar bazen vücudumuzun bazı bölgelerine yerleşerek felç, menenjit gibi hastalıklara neden olabiliyor. Ülkemizdeki bu hastalıklarla ilgili veri yok ama ABD’de her yıl 76 milyon insan bu bakterilerden hastalanıyor, 5 bin insan ise ölüyor diye konuştu.

BESİNLERİ DOĞRU SAKLAMAK ÖNEMLİ

Gıdaların cam parçası, metal, kıymık, saç gibi bazı fiziki maddelerle de kirlenebildiğine dikkati çeken İnanç, şunları kaydetti:

Besinleri sakladığımız kaplar, çözülme sonucu oluşan bazı metaller, tarım ilaçları, iyi durulanmayan bazı kaplardan geçen deterjanlar, ambalajlarda kullanılan renkli plastikler, kimyasal olarak besinlerin kirlenmesine neden oluyor. Belki de en önemlisi besinin bileşiminde doğal olarak bulunan zehirli maddelerdir. Örneğin, yeşillenmiş patateste bulunan solanim maddesinin toksik, zararlı etkisi var. Besinlerin uygun koşullarda saklanamaması veya hijyenik koşulların yeterince sağlanamaması sonucu oluşan virüsler, küfler de biyolojik kirlenmeye neden oluyor. Bu kirlenmelerden arınmış besinleri almak zorundayız.Prof. İnanç, bir şeker hastasının, kullanacağı besindeki şeker oranını bilmesinin sağlık için gerekli olduğunu belirterek, bunun için de etiketlemenin yaygınlaştırılması gerektiğini bildirdi.Bir ürünün güvenliği ile kalitesinin farklı şeyler olduğuna dikkati çeken Prof. İnanç, güvenlikten taviz vermenin mümkün olmadığını ancak kalitenin tüketicinin tercihine göre değişebileceğini kaydetti.Kaynak

Etiketler :
Aralık 26th, 2008 by Filiz Arıcan 2107 kez okunmus


Anne sütünde bulunan melatonin hormonunun, bebeklerde uykusuzluk, sancılanma ve alerji problemlerini azalttığı, stressiz ve bolca gülen annelerin sütünde melatonin hormonunun daha fazla olduğu bildirildi. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, yaptığı açıklamada, anne sütünün bebeğin gelişimi için büyük önem taşıdığını, anne ve bebeğin mutlu olması için doğumla birlikte yakın temas sağlanması, annenin bebeğiyle yakından ilgilenmesi ve bebeğe yeterince anne sütü verilmesi gerektiğini belirtti. Doğumla birlikte anne, bebek ilişkilerinin yeterli ve uygun sağlanması ve sürdürülmesinin hem anne, hem de bebek sağlığı açısından önemli olduğunu vurgulayan Kurtoğlu, bu ilişkinin sağlıklı yürütülmesinde anne sütünün öneminin vazgeçilmezliğine işaret etti. Anne sütünün bilinen bir dizi yararının yanı sıra, içeriğindeki melatonin isimli hormonun bazı faydalarının da ortaya çıktığını ifade eden Kurtoğlu, şunları söyledi: ”Melatonin beyinden salgılanan ve insanda biyolojik ritmi sağlayan bir hormondur. Bu hormon, bebeklerde uyku düzeninin sağlanmasına yardımcı oluyor, bağırsak sancılarını önlüyor ve alerji problemlerini azaltıyor. Ancak, bebeklerde yeterli miktarda ve ritmik olarak melatonin salgılanması yaklaşık 3 aydan sonra ortaya çıkıyor. Bu nedenle, bebeklerin 3 aya kadar anne sütünden aldığı melatonin hormonunun önemi artıyor. Yapılan araştırmalara göre, bu hormon anne sütünde akşam saatlerinde gündüze oranla daha fazla artıyor. Anne sütünde bulunan melatonin hormonu, bebeklerde sancılanma, uykusuzluk ve alerji problemlerini azaltıyor.”
GÜLEN ANNELERİN BEBEĞİ DAHA MUTLU

Melatonin hormonu salgısının stres, sıkıntı ve huzursuzluk ile birlikte azaldığına dikkati çeken Kurtoğlu, bu nedenle bebeklerini emziren annelerin stres ve sıkıntıdan uzak durmalarının faydalı olacağını belirtti. Japonya’da yapılan bir araştırmaya göre gülmenin de annelerin sütündeki melatonin hormonu düzeyini etkilediğini belirten Kurtoğlu, şöyle devam etti: ”Melatonin salgısının fazla olması için annelerin doğumdan sonra gergin olmaması ve bolca gülmesi gerekmektedir. Japonya’da yapılan bir araştırmada, bolca gülen annelerin sütünde melatonin düzeyinin arttığı ve bebeklerde alerjik problemlerin azaldığı belirlenmiştir. Araştırmaya göre, huzurlu, stressiz ve bolca gülen annelerin sütünde melatonin hormonu daha fazla salgılanıyor. Bunun yanında, doğum yapmış annelerin bebeklerini emzirirken melatonin salgısını artıracak gıdalar yemesi tavsiye ediliyor. Kızılcık, deve dikeni, rezene, anason, kereviz, ayçiçeği, çemen, hardal ve sarı kantaron gibi gıda maddeleri melatonin salgısını artırıyor” Magnezyum ve çinko bakımından zengin gıdaların da melatonin salgısını artırdığını kaydeden Kurtoğlu, yatakta elektrikli battaniye kullanılması, yoğun ışık altında, televizyon ve bilgisayar ekranı başında uzun süre kalınması ve kahve içilmesinin de melatonin salgısını azaltacağını söyledi. Sonuç olarak, bolca gülen annelerde melatonin salgısının fazla olacağını hatırlatan Kurtoğlu, bu durumun anneyi mutlu edeceği gibi bebekte de bağırsak sancısı, uykusuzluk ve alerjik problemlerin önüne geçeceğini sözlerine ekledi.Kaynak

Etiketler :, , , , , , , , , , , , , , , ,