Nisan 1st, 2009 by Filiz Arıcan
İzmir’de 250 hamile kadın üzerinde yapılan bir araştırmada, gebelerin yüzde 41’inin haftada bir kez, yüzde 20’sinin bazen balık tükettiği, yüzde 4’ünün ise bu ürünü hiç tüketmediği sonucu ortaya çıktı.Kent Hastanesi Kadın Sağlığı Merkezi Başkanı Prof. Dr. Namık Demir, yaptığı açıklamada, kıyı kenti olan İzmir’de özellikle hamile kadınların balık tüketim davranışını belirlemek amacıyla hastanelerinin kadın doğum bölümünde çalışma yaptıklarını söyledi.Deniz ürünlerinin beyin gelişimi için önemine dikkati çeken Prof. Dr. Demir, balığın vücut tarafından üretilemeyen ve dışarıdan alınması gerekli olan Omega 3 yağ asitlerinin de ana kaynağı olduğunu belirtti.
“BALIK TÜKETİMİ FAZLA DEĞİL”
Yapılan çalışmaların gebelik sırasında haftada 340 gram ve üzeri balık tüketiminin doğum sonrası bebeğin motor-mental gelişim, IQ skorları ve sosyal gelişimde daha iyi sonuçlar sağladığı sonucunu ortaya koyduğunu kaydeden Prof. Dr. Demir, şöyle dedi:
“Bizim yaptığımız çalışmaya katılan gebelerin çoğu Omega 3 yağ asitleri ve beyin gelişimi üzerine olan etkilerini bilmekle birlikte, çalışmaya katılanların ancak yarısı haftada bir kez balık tüketmektedir. Bu durum balık bulmanın kolay olduğu İzmir gibi deniz kenarı bir şehir için yüksek bir oran değildir.”
ARAŞTIRMA
Takipleri yapılan 12 ile 40. gebelik haftası arasında olan 250 gebenin balık tüketim davranışlarıyla yapılan ankete katılanların yaş ortalamasının 30 olduğunu bildiren Prof. Dr. Demir, hamile kadınların yüzde 41’inin haftada bir kez, yüzde 20’sinin bazen, yüzde 12’sinin haftada iki kez, yüzde 12’sinin nadiren balık tükettiğinin belirlendiğini ifade etti. Ankete katılanların yüzde 4’ünün hiç balık tüketmediği yüzde 3’ünün ise haftada 3 kez balık yediğini belirten Prof. Dr. Demir şöyle konuştu:
“Gebelerin yüzde 78’i beyaz etli balıkları, yüzde 19’u siyah etli balıkları, yüzde 3’ü ise kabuklu deniz canlılarını tüketmekte. Gebelerin yüzde 46’sı balığı ızgara olarak tüketirken, yüzde 32’si kızartılmış olarak yemeği fırında veya buğulama olarak yemeğe tercih etmekte.Balık tüketmeyen yüzde 46’lık grup bunun nedenini balık yemeği sevmemek olarak belirtmiştir. Katılımcıların yüzde 91’i Omega 3 yağ asitleri hakkında bilgi sahibi olduğunu belirtmiş, yüzde 86’sı Omega 3’ün beyin gelişimine etkisini bildiklerini belirtmişler ve yine yüzde 85’lik bir kesim Omega 3 için ana besin kaynağının balık olduğunu bildiklerini doğrulamışlardır.”Kaynak
Etiketler :Hamile, Hamilelik ve Do?um, hamilelikte balik yeme, IQ skorlari, motor mental gelisim, omega 3, Sa?l?k
Mart 24th, 2009 by Filiz Arıcan


Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Kılınç, bebeklerde tamamlayıcı besinlere erken başlanmasının hastalık riskini arttırdığını, geç başlanmasının ise bebeğin gelişimini yavaşlattığını söyledi.Kılınç AA muhabirine yaptığı açıklamada, tamamlayıcı beslenmenin bebeklere 6 ila 18-24 ay arasında yalnızca anne sütüne ev yemeklerinin eklendiği bir dönem olduğunu belirtti. Tamamlayıcı besinlere erken başlanmasının da, geç başlanmasının da, bebeğin gelişimi ve sağlığı açısından çeşitli olumsuzluklar doğurabileceğini dile getiren Kılınç, şöyle konuştu:”Tamamlayıcı besinlere erken başlanması durumunda anne sütü alımı azaldığı ve sıvı gıdaların kalorisi düşük olduğu için bebeğin kilo alımı yavaşlayabilir. Bu dönemde antikor geçişi azaldığı için hastalanma riski artar. İlk 6 ayda bağırsak geçirgenliği fazla olduğu için besin alerjileri daha sık görülür. Bebek sık ishal olur. Bu besinlere geç başlanması durumunda ise sadece anne sütü bebeğin gereksinimini karşılamaz hale gelir. Bu durum bebeğin kilo alımı ve büyümesini yavaşlatır ya da durdurur. Besin eksikliklerine bağlı olumsuzluklar ortaya çıkabilir. Bebeğin çiğnemeyi öğrenmesi zorlanabilir.”Kılınç, anne sütü alan bebeklere 6. ayda, yapay mama ile beslenen bebeklerde ise 4. ayda ek besinlere başlanması gerektiğini vurguladı.
Kaynak
Etiketler :anne sütü, Anneler ve bebekleri, beslenme, ek gida, ishalantikor geçi?i, Sa?l?k, sivi gida, yapay mama
Mart 13th, 2009 by Filiz Arıcan

Erken doğan çocukların yarısından fazlasının okuldaki derslerde zorluk çektiği ortaya çıktı.İngiltere’de 26 haftadan önce doğmuş 219 çocuk üzerinde yapılan araştırmada, bu çocukların en fazla matematik ve okumada zorluk çektikleri belirlendi.
University College London’dan bir ekibin yaptığı araştırmada, bu çocukların yüzde 13’ünün uzmanlar tarafından tam zamanlı eğitime ihtiyaç duydukları ortaya çıktı.”Archieves of Diseases in Childhood, Fetal and Neonatal” dergisinde yayımlanan araştırmada, bu çocukların 11 yaşındaykenki IQ’larına ve kuramsal yeteneklerine bakıldı. Bu çocukların performansları normal sürede doğan 153 sınıf arkadaşlarının durumuyla karşılaştırıldı.Erken doğan her üç çocuktan birinin okuma güçlüğü çektiği, çocukların yüzde 44’ünün de matematikte zorlandığı belirlendi. Ayrıca bu çocukların IQ seviyelerinin de yaşıtlarından düşük olduğu görüldü.Araştırmaya konu olan çocukların 29’unun özel okullarda eğitim aldıkları, diğerlerinin normal okullara gittikleri ancak bunların yüzde 57’sinin, bire bir ders almak gibi özel eğitime ihtiyaç duydukları ortaya çıktı.Prematüre doğan öğrencilerin yarısının kuramsal performansının, yaşlarından beklenenden düşük olduğunu, normal sürede doğanlar arasında ise bu oranın sadece yüzde 5 olduğu belirtildi.Araştırma başkanı Neil Marlow, aşırı erken doğumların bebekleri öğrenme yetenekleri açısından risk altında bıraktığını bunun da orta eğitimde çocukları zora soktuğunu söyledi.Kaynak
Etiketler :Anneler ve bebekleri, egitim, erken dogum, Haberler, Hamilelik ve Do?um, IQ, prematüre, ögrenme yetenekleri
Ocak 16th, 2009 by Filiz Arıcan

Bina girişlerindeki güvenlik kapılarının radyasyon içermediği açıklandı.İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Buyru, binaların girişindeki güvenlik kapılarının radyasyon içermediğini savunarak, bu sebeple erişkin, bebek ya da rahim içindeki fetuslara zararı olmadığını bildirdi.Prof. Dr. Buyru, konuyla ilgili AA muhabirine yaptığı açıklamada, yanlış bilindiği için anne adaylarının bebeklerine bir zarar geleceği endişesiyle alışveriş merkezleri, hastaneler gibi artık hemen hemen her kurum ve kuruluşta bulunan güvenlik noktalarından geçmediklerini belirtti.Buyru, oysa bu girişlerin sanıldığı gibi bir zararı olmadığını, hamilelerin alışveriş merkezi, hastane gibi binaların girişindeki güvenlik noktalarından rahatlıkla geçebileceklerini dile getirerek, binaların güvenliği için konulan bu cihazların aslında x-ray cihazı olmadığını kaydetti.
Buyru, şunları kaydetti:
”Güvenlik kapıları radyasyon içermediği için erişkin, bebek ya da rahim içindeki fetuslara zararı yoktur. Bazı yanlış bilgi ve inanışlar var. Güvenlik noktalarının zararlı olduğu ve hamilelerin geçmemesi gerektiği şeklindeki bilgi, bu yanlışa bir örnek. Valizlerin ve çantaların kontrolünü yapan cihazlar x-ray cihazlarıdır. Halbuki kapılarda insanların geçtiği cihazlar sadece manyetik alanın kapanmasına dayanan yöntemle çalışıyor. Yani radyasyon içermiyor. Üzerinizde metal bir cisim varsa manyetik alanı kapatıp ötmeye başlıyor.”Buyru, cep telefonu, bilgisayar monitörü ve televizyon gibi, çok düşük düzeyde radyasyon içeren cihazların zararlı olduğu bilgisinin de yanlış olduğunu anlattı.Cep telefonu, bilgisayar ve normal monitörlerin çok düşük düzeyde radyasyon içerdiklerini, bebek açısından ortaya konulmuş zararları bulunmadığını dile getiren Prof. Dr. Buyru, anne adaylarının röntgen ve tomografiden uzak durması gerektiğinin altını çizdi.Kaynak
Etiketler :Anneler ve bebekleri, Haberler, Hamilelik ve Do?um, Sa?l?k
Ocak 12th, 2009 by Filiz Arıcan

Kadınların hassas dönemlerinden biri adet dönemidir. Sinirlilik, şişkinlik, tatlı krizleri iç içedir. Bu dönemi huzurlu ve kilo almadan atlatmak ise mümkün.Adet öncesi 1-2 haftalık süre boyunca kadınlarda duygusal gelgitler, yorgunluk, sinirlilik gibi belirtilerin yanı sıra su tutumuna bağlı ödem, göğüslerde hassasiyet, baş ağrıları, geçici kilo artışı ve aşın tatlı yeme isteği gibi fiziksel yakınmalar da görülebilir. Bu dönemde özellikle kafein, basit şeker, tuz veya sodyum, yağ ve alkolden kaçınmak yakınmaları azaltır. “Kompleks karbonhidratlar ve yüksek kalsiyum içeriği olan yiyecekler, tatlı yeme isteğini bastırır. Bu nedenle bol meyve-sebze, tam tahıl ürünleri, yağsız süt ve süt ürünlerinden faydalanmakta yarar var.Bal, reçel, pekmez, çikolata, pasta, dondurma, tatlı gibi basit karbonhidratlar yerine ekmek, pilav, makarna, patates gibi kompleks karbonhidratlara yönelin.B6 vitamininden zengin bir beslenme planı da adet öncesi dönemde yaşanan yakınmaları azaltır. Balık, tavuk, soya ürünleri, brokoli, muz havuç, yumurta, avokado, tahıllar ve ıspanak B6 vitamininden zengin yiyeceklerdir. *Ayrıca bu dönemde vücudunuzda magnezyum da azalır. Et, süt, balık, yumurta, kum baklagiller, kabak, tam tahıllar, çikolata, badem gibi magnezyum kaynaklarına yönelebilirsiniz.
Bol su için
Adet öncesi yaklaşık bir hafta boyunca metabolik hızınızda hafif bir artış olur. Bu da günlük enerjiye yaklaşık 200 kalori ekleyebileceğiniz anlamına gelir. Bu dönemde kilo anısı konusunda endişelenip daha az yemek yemeye çalışmayın. Kilo artışınızın, su tutumuna bağlı geçici bir durum olduğunu unutmayın.
Demir kaybı için: Kırmızı et ve yumurta
Adet döneminde kanamayla birlikte vücuttan demir kaybı olur. Demir eksikliği, yorgun ve güçsüz bırakacağı gibi, ileri düzeylerde kansızlığa da ne¬den olabilir. Bu nedenle adet dönemi boyunca kırmızı et, yumurta, tavuk, balık, domates, kırmızı biber ve yeşil yapraklı sebzeler yiyerek demirden zengin beslenmeye devam etmekte yarar var. Bu dönem boyunca tuz, alkol, kafein ve basit şekerlerden de uzak durmak gerekir.Kaynak
Etiketler :adet dönemi, çikolata, Haberler, Kad?n ve güzellik, makarna, regli, Sa?l?k
Ocak 8th, 2009 by Filiz Arıcan

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tanju Besler, şişman bireylerin diyetlerine süt ve süt ürünleri eklendiği ve kalsiyum düzeyi yükseltildiğinde zayıflamanın etkin olduğunu gösteren birçok çalışma olduğunu söyledi.Prof. Dr. Besler, yaptığı açıklamada, kalsiyumun vücut ağırlığı denetimi konusunda etkin olduğuna yönelik bilimsel veriler olduğunu belirtti.Kalsiyum açısından ve kalsiyumun kullanılabilirliği açısından en zengin besinin süt ve süt ürünleri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Besler, şöyle konuştu:”ABD’de yapılmış bir seri çalışma var, hala da devam ediyor. Çok net olarak bir sonuç olmamakla birlikte genellikle süt tüketiminin, yani kalsiyum sütten geldiği zaman vücut ağırlığı denetiminin çok daha iyi olduğu belirtiliyor. Şişman bireylerin diyetlerine süt ve süt ürünleri eklediğimiz ve kalsiyum düzeyini yükselttiğimiz zaman zayıflamanın etkin olduğunu gösteren birçok çalışma var.Şişman bireylerde vücut ağırlığının düşmesinde kontrollü bir diyet içinde süt ve süt ürünlerini arttırılması ve yüksek kalsiyum seviyesinin sağlanmasının zayıflamaya neden olduğu ve vücut yağ oranını düşürdüğünü gösteren çalışmalar mevcut.”Prof. Dr. Besler, süt ve süt ürünlerinin beslenme açısından son derece önemli olduğunu belirterek, çalışmaların özellikle sağlık bozucu bir kavram, bir sorun olması nedeniyle şişmanlıktan korunmada da süt ve süt ürünlerinin önemli bir besin grubu olduğunu gösterdiğini kaydetti.
SÜTÜ SÜT OLARAK TÜKETMELİYİZ’
Prof. Dr. Besler, sütün bazen sade olarak değil içine katılan, bal pekmez, kakao ve meyve püreleriyle tüketildiğini belirtti. İçine farklı ürünler katılmış sütü beklemeden içmek gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Besler, şöyle konuştu:”Biz aslında sütü süt olarak tüketmeyi öneriyoruz. Ancak süt tüketimi istediğimiz oranda değil. Sütü daha fazla içmek için bazen içine farklı ürünler katıyoruz. Böylelikle sütün içine çoğunlukla karbonhidrat kaynağı ekliyoruz. Bu sütü bekletmekle bakteri üremesine zemin hazırlayacak bir ortam oluşturuluyor. Bu nedenle bu karışımları yaptığımız zaman sütü bekletmeden tüketmeliyiz. Süte karıştırılan bu ürünler sütün besin değerini etkilemiyor.” Prof. Dr. Besler, sağlıklı olmak ve hastalıklardan korunmak için mutlaka süt içmek gerektiğini kaydetti.Kaynak
Etiketler :Diyet, Haberler, kalsiyum düzeyi, Sa?l?k, süt, süt ürünleri