Eylül 17th, 2008 yapan Filiz Arıcan

Normal yolla doğumun en güzel yöntem olduğunu bilmeme rağmen sezaryenle doğum uygulamasını seçen bir kadınım.Sonrasında da bu kararımdan pişmanlık duymadım.Ama bence de normal doğumun doktorlar tarafından gebelere daha çok telkin edilmesi gerektiğini düşünüyorum.Çünkü sezaryenle doğum doktorların da kolayına geliyor.Bilmem sizler bu konuda ne düşünürsünüz?
Sağlık Bakanlığı hastanelerin performans kriterleri arasına sezaryenle doğum oranlarını ekleme kararı aldı. Buna göre hastaneler ne kadar az sezaryenle doğum operasyonu yaparsa o kadar yüksek puan alacak. Zorunluluk durumunda başvurulması gereken bir doğum yöntemi olan sezaryen Türkiye’de özel hastanelerin arka arkaya açılmasıyla birlikte hızlı bir artış gösterdi ve sezaryenle doğum oranı yüzde 60′lara kadar çıktı.2006 yılında doğan bebeklerin yüzde 40′ı, 2007′de ise yüzde 32’si sezaryenle dünya geldi. Uluslararası standartlar ise sezaryen yönteminin doğumların yüzde 20’siyle sınırlı tutuluyor.Sezaryen doğum, 1 Eylül’den itibaren hayata geçecek “Sağlıkta Performans ve Kalite Yönergesi”ne eklenerek bu tür doğumların önüne geçilmesini gerektiriyor. Doktorlar uygulamanın doğru olduğunu ancak normal doğum için yeterli altyapının oluşmadığını vurguluyor. Normal doğumların doktorlar değil ebeler tarafından yapıldığını belirten uzmanlar yeterli ebe yetiştirilmediğini iddia ediyorlar.Bakanlığın yeni düzenlemesinde eğitim hastanelerinde sezaryenle doğum oranı yüzde 20′ye, devlet hastanelerinde yüzde 15′e, özel hastenelerde ise yüzde 30′a düşürmeyi hedefliyor.Kaynak

Etiketler :, , , , , ,
Eylül 3rd, 2008 yapan Filiz Arıcan


Ülkemizde ve İslam Dünyası için Ramazan ayı ayrı bir önem taşıyor. Orucun ruh ve beden üzerinde olumlu etkileri, vücut sağlığı bakımından faydalı sonuçları tıbben de kanıtlanmış bir gerçek. Oruç tutarken tüm vücut organları dinleniyor. İnsanın iradesine hakim olarak yaşaması da kendine olan öz güveni arttırıyor.Oruç insanı sağlıklı yaparken yanlış beslenme alışkanlıkları sağlıklı insanların bile ciddi problemler yaşamasına yol açabiliyor. Hamilelikte oruç tutmak isteyen anne adaylarına oruçluyken alınan gıdaların anne ve bebeğin ihtiyaçlarını mutlaka karşılaması gerekmektedir.
Hamileler Oruç Tutarken Hangi Sorunlar İle Karşılaşabilir?

Özellikle günlerin kısa olduğu sonbahar ve kış ayları hamileler için oruç tutabilecekleri en elverişli aylar. Yaz ayları özellikle oruç ve açlık süresinin daha uzun olması nedeniyle aşırı sıvı kaybının yaratacağı sorunlar daha sıklıkla görülebiliyor. Oruç tutan hamilelerde meydana gelebilecek başlıca sorunlar dehidratasyon olarak adlandırılan vücudun aşırı sıvı kaybı, aşırı kan şekeri düşmesi ve uzun süren açlığa bağlı yağ dokularının yıkılması ile meydana gelen ketosis durumudur. Oruç tutan anne adaylarında özellikle 5 aydan sonra bebeğin büyümesi ile kalori ihtiyacı ve anneden bebeğe geçen şeker miktarı artar. Eğer bebeğe geçen bu madde (şeker) yerine konamazsa o zaman anne adayında ani şeker düşmesi yani hipoglisemi meydana gelebilir. Bu durum anne adayında -en azından şekerli bir sıvı içirilmezse- olumsuz sonuçlar doğurabilir. Annedeki kan şekeri düşmesi bebeğin de sıkıntıya girmesine neden olabilir. Oruç gibi uzun süre aç kalmak var olan yağ depolarındaki yağların yıkılmasına ve keton denen artık maddelerin kana karışmasına neden olur. Ketonlar rahatlıkla plasentayı geçerek bebeğe ulaşır. Anne adayı uygun beslenme şartlarını yerine getirmezse sürekli ketonların kanda olması bebeğin başta beyin olmak üzere birçok sistemi olumsuz etkiler.
Hamilelik Aylarına Göre Orucun Etkisi Nelerdir? Hamileler Ne Zaman Oruç Tutabilir?
Hamilelik aylarına göre orucun etkisini ve oruç tutan anne adaylarının dikkat etmesi gereken durumları şöyledir:
İlk 3 ayda genelde bulantı ve kusmayla birlikte anne adayı yeterince beslenemez. Ayrıca hamilelerin oruç tutmasıyla birlikte özellikle sıvı yetersizliği, hipoglisemi ve ona bağlı bayılma veya aşırı halsizlik çok daha belirginleşir. 3. ve 5.aylar arasında daha rahat hamilelik yaşanması nedeniyle oruç için en uygun hamilelik ayları 3 ve 5. dir.Son aylar bebeğin hızlı büyüdüğü ve kilo aldığı dönemlerdir. Bu aylar da uzun süren açlıklar hem bebeğin az kilo almasına, hem şeker düşmesine, aşırı sıvı kaybına bağlı olarak bebekte sıkıntı ve bazen bebek kaybı olabilir. Bu dönemde özellikle dikkat edilmelidir.Anne adayının hamilelikle birlikte ilave bazı tıbbi sorunları da mevcutsa oruç tutmak ciddi sorunları tetikleyebilir. Bunlar şeker hastalığı, hipertansiyon, aşırı kansızlık ve erken doğum tehdidi gibi durumlardır. Bu sorunlar varsa oruç tutmak oldukça zararlı ve tehlikeli sonuçlar doğurabilir.Oruç tutan anne adayları; özellikle aşırı baş dönmesi, baygınlık hissi veya bayılma gibi belirtiler gösterirse mutlaka uzanmalı ve şekerli bir sıvı almalıdırlar. Eğer tedbir alınmazsa ve gerekli sıvı ve şeker desteği sağlanmazsa annede beyinle ilgili sorunlar ve halisünasyon görülebilir. Bebekte ise ani kan şekeri düşmesine bağlı kalp ritminde bozulma ve bazen bebek kaybına neden olabilir.
Oruç Tutan Anne Adayları Nelere Dikkat Etmeli, Hangi Gıdaları Almalı ?

• Oruç tutan anneler yeterli sıvı almalıdırlar. Ortalama 2 litre sıvı alınması gerekir. Bu sıvının tamamına yakını mutlaka su olmalı ve buna ilaveten soda alınarak kaybolan elektrolitler yerine konulabilir. Kafeinden uzak durulmalıdır.
• Yemeklerdeki yağ miktarı düşük olmalıdır. Kızartmalardan uzak durmak gerekir. Özellikle taze sebze ve meyvelerin tüketilmesine önem verilmelidir.
• Günlük kalori ihtiyacı mutlaka alınmalı ve gün içinde alınması gereken kalori ihtiyacı iftar ve sahur arasında dağıtılmalıdır. • Ramazan süresince mutlaka istirahata önem verilmeli, aşırı egzersizden kaçınılmalıdır.Özellikle son aylarda eğer bebek hareketlerinde azalma olursa mutlaka kadın doğum uzmanı bilgilendirilmeli ve gerekirse bebeğin sağlığı kontrol edilmelid.ir
• Son aylarda oruç tutan anne adaylarının hamilelik kontrolleri daha sık aralıklarda yapılmalıdır.
Anne adaylarının özellikle alması gereken gıdalar:
Demir
Özellikle C vitamini içeren gıdalarla alınırsa emilimi artar. Demirden zengin gıdalar
• Karaciğer, kırmızı et ve hindi eti
• Kuru baklagiller, lifli yeşil sebzeler, kuru üzüm, erik ve kayısı
• Fındık ve badem
Folik asitden zengin besinler
Ispanak, pancar, şalgam, böbrek ve karaciğer, kırmızı et, beyaz unlu ürünler ve yumurta
Kalsiyum
Kalsiyumdan zengin besinler – süt, yoğurt, peynir, balık ve kemikleri, brokoli, baklagiller, tahin, badem ve tahıllar
Ramazan ayında oruç tutmak isteyen anne adaylarının hamileliklerini takip eden doktorları ile bu durumu görüşmeli ve mutlaka fikirlerini almaları gerekir.Kaynak

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Hüseyin Mutlu

Etiketler :, , , , , , , ,
Ağustos 12th, 2008 yapan Filiz Arıcan


Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Remzi Aydın , “Hamilelik Döneminde Güneşin Yararlı ve Zararlı Etkileri” hakkında bilgi verdi. Sıcak ve nemli günler, hamileliğin özellikle son aylarında anne adayına sıkıntılı günler yaşatsa da yapılan araştırmalar, güneş ışığının hamile kadınlar için çok yararlı olduğunu gösteriyor.
HAMİLELİKTE GÜNEŞ IŞIĞI FAYDALI MIDIR?
Güneş ışığı içerdiği ultraviyole ışınları sayesinde cilt altı yağ dokusunda aktif D vitamini oluşmasını sağlar. D vitamini esas olarak bağırsaklardan kalsiyum emilimini arttırarak, hamilelikte artan kalsiyum ihtiyacının karşılanmasını sağlar. Bu sayede bebek için gereken kalsiyum, anne adayının kemiklerindeki depolar yerine, yiyeceklerden karşılanmış olur. Bu da annenin, ileri yaşlarda kemik erimesi riskini azaltan bir faktördür.
GEBELİK DÖNEMİNDE GÜNEŞLENMEK, BEBEKTE ŞEKER HASTALIĞINI ENGELLER Mİ?

Kalsiyum eksikliğini önlemeyerek ‘Autoimmun’ denilen, bağışıklık sistemi hastalıklarının da (Çocukluk dönemi şeker hastalığı, tiroid yetmezliği gibi) engellendiği öne sürülmüştür. Her ne kadar teorik olarak doğru olabileceği düşünülse de, ileriye dönük çalışmalar ile gerçekliği kanıtlanmış değildir.
“GÜNEŞLENMEK” HAMİLELİK DÖNEMİNDE NE KADAR GÜVENLİDİR?

Son yıllarda güneş ışığının cilt kanserine yol açma riskini gösteren bilimsel araştırmalar ile birlikte ‘bronz ten’ artık sağlık ve güzellik göstergesi olmaktan çıkmıştır. Üstelik hamilelikte, hormonların etkisi ile güneş lekelerinin arttığı, gebeliğin son aylarında alın, burun ve elmacık kemiklerinin üstünde ortaya çıkan kırmızılığın (yani gebelik maskesi) belirginleştiği bilinmektedir. Gebelik dönemlerinde güneşlenmenin bir diğer sakıncası da anne adayının su kaybına duyarlılığının artmasıdır. Yazın aşırı sıcaklar ve güneş, bol miktarda sıvı kaybına, bu durumun da ‘güneş çarpması’ denilen hastalığa yol açması ihtimali daha sıktır. Fazla sıvı kaybı, bebeğe giden kan miktarını azaltmaya yol açması nedeniyle oldukça önemlidir. Bu nedenle hamilelerin, bu günlerde sıvı alımını normalin en az iki katına çıkarması gerekmektedir.
GÜNEŞLENMENİN SAKINCALARI VARSA, D VİTAMİNİ İHTİYACI NEREDEN KARŞILANMALIDIR?

Eğer mevsimlerden kışsa veya ev dışına hiç çıkılmıyorsa, kalsiyum tabletleri ile beraber az bir miktar D vitamini takviyesi uygundur. Yoksa günde 2 defa 15 dakikalık yüz ve kolların açıkta olduğu şekilde güneş banyosu yapmak yeterlidir.
GÜNEŞTEN KORUNMAK İÇİN KULLANILAN KREMLER, HAMİLELİKTE ZARARLI MIDIR?

Bu tür kremlerde kullanılan kimyasalların hepsinin, gebelerde kullanım için güvenli olduğu kanıtlanmış değildir. Bunun için prensip olarak, mümkün olduğunca güneş koruyucu kremler kullanmaktan (özellikle ilk 3 ay) kaçınmak gereklidir. Fakat her şeye rağmen, eğer güneş altında uzun süre kalınması gerekli ise, yüksek koruma faktörlü kremleri kullanmak hiç kullanmamaktan daha iyidir.Kaynak

Etiketler :, , , , ,
Ağustos 11th, 2008 yapan Filiz Arıcan


Tüp bebek uygulamalarında çoğul gebeliklerin erken doğum ve buna bağlı sakatlık ve zeka geriliği riskini beraberinde getirirken, aynı zamanda uzun yıllardır bebek isteyen anne-baba adaylarının bu riski görmezden geldiği vurgulandı. Gazi Üniversitesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Bülent Tıraş, tüp bebek uygulamasının, çocuk sahibi olamayan çiftlerin sıkça başvurduğu bir yöntem olduğuna dikkat çekti. Türk Jinekoloji ve Obstetrik (hamilelik ve doğumla ilgili bilim dalı) Derneği Başkanı ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Tıraş, tüp bebek uygulamasında, anne adayına Sağlık Bakanlığı’nın belirlediği standart olan ortalama 3 embriyo transfer edildiğini belirtti ve şöyle konuştu: Ancak, eğer hastanın yaşının ileri olması gibi nedenlerle gebe kalma ihtimali azsa, embriyo sayısı artırılabilir. Embriyo sayısı artırımı, söz konusu özel durumlarda yapılmalıdır. Ancak, ihtiyaç olmadığı halde, yalnızca gebelik ihtimalini yükseltmek amacıyla embriyo sayısını artırmak, beraberinde önemli sorunları getirebilir.Embriyo sayısının artırılmasının, çoğul gebelik ihtimalini yükselttiğini söyleyen Tıraş, çoğul gebelik, iki ve fazla fetusun geliştiği gebeliktir. Tüp bebek yöntemiyle nakledilen embriyo sayısı ne kadar çok olursa, rahme düşecek embriyo sayısı da artacaktır. Yani ikiz, üçüz, dördüz, hatta daha fazla sayıda fetus aynı anda gelişmeye başlayacaktır dedi.
ÇOĞUL GEBELİĞİN RİSKLERİ

Türk Neonatoloji (yeni doğan hastalıkları) Derneği Başkanı Prof. Dr. Murat Yurdakök de çoğul gebeliğin tüp bebek uygulamasında başarı olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Anne rahminin en fazla 2 bebek için uygun olduğunu, daha fazla sayının erken doğumlara, bebeklerde sakatlığa veya zeka geriliği gibi kalıcı sorunlara neden olabileceğini ifade eden Yurdakök, tüp bebek uygulaması yapılan anne ve baba adaylarına, tüp bebek uygulama merkezlerinde bilgilendirme çok iyi şekilde yapılmalı, çoğul gebeliğin riskleri iyice anlatılmalı. Ancak, bazen anlatılsa dahi uzun yıllar bebek sevdası yaşayan anne-baba adayları, bu riski görmezden gelmekte ve tüp bebek uygulamasında normalin çok üzerinde sayıda embriyonun transferini istemekteler dedi. Çoğul gebeliğin annenin hayatını da tehlikeye attığını belirten Yurdakök, tüp bebek uygulamalarında Sağlık Bakanlığının belirlediği standartlara bağlı kalınması gerektiğini vurguladı.Kaynak

 

Etiketler :, , , , , , , ,
Temmuz 21st, 2008 yapan Filiz Arıcan


Toxoplazma Gondii adı verilen parazitin yaptığı enfeksiyona toxoplazmozis adı verilir. Çoğunlukla toxoplazma diye anılır.Bulaşması kedi dışkısı ile bulaşmış besinler ve topraktan olur. Parazit bulaşmış hayvanların etlerinin pişirilmeden yenmesi de bu etle temas etmiş besinlerin yenmesi de diğer bulaşma şeklidir. Hamile olmayan kişilerde hafif halsizlik ve belli belirsiz ateş ile kendini gösterir. Özellikle bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde bu bulgulara ilave olarak yaygın lenf bezi büyümeleri görülebilir. Hamilelikte ise toxoplazma enfeksiyonu anne karnındaki bebeği de enfekte edebilir ve bebekte ağır sorunlara neden olabilir. Düşük, anne karnında ölüm, toxoplazma bebeğe bulaşmışsa gözlerde körlüğe kadar götüren göz hasarı, beyin kanallarının tıkanmasına bağlı hidrosefali, mikrosefali (başın küçük kalması) ve beyinde kireçlenme ile sonucunda ağır nörolojik problemlere neden olabilir. Toxoplazma enfeksiyonu olan hamilelerin yüzde 40’ında bebekte de enfeksiyon görülebilir. Gebelik haftası ne kadar erken ise enfeksiyonun şiddeti de o kadar fazladır. 20. haftanın altında etkilenen bebeklerin yüzde 25’inde şiddetli enfeksiyon izlenir. Çoğunlukla düşük veya anne karnında ölüm ile sonuçlanabilir. 20 gebelik haftasından sonra geçirilen enfeksiyonlarda ise bebekte yüzde 10 oranında hafif bir enfeksiyon görülür; yüzde 90’ında subklinik yani sessiz seyreder. En önemli konu ise toxoplazma enfeksiyonu geçirmiş olan bebeğin normal olarak dünyaya gelmesine rağmen, sonraki yaşlarda sessiz toxoplazma enfeksiyonunun ortaya çıkarak sorunlara neden olmasıdır. Op.Dr.Hüseyin Mutlu Kaynak

Etiketler :, , , , , , , , , , , , ,
Temmuz 15th, 2008 yapan Filiz Arıcan

New York Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, dişeti hastalıkları olan hamile bayanlarda gebelik diyabeti görülme riskinin, sağlıklı dişetine sahip diğer hamile bayanlara göre çok daha yüksek olduğu belirlendi.Epidemiyoloji profesörü Dr. Ananda P. Dasanayake başkanlığında yürütülen çalışmada, 256 hamile bayana yer verildi. Katılımcıların üçte ikisinde gebelik diyabetinin olduğu, ve bu kadınlarda yüksek seviyede periodontal bakteri ve iltihaplanma olduğu tespit edildi.Yapılan bu çalışmayla dişeti hastalıklarının gebelik diyabetine neden olduğunun kanıtlandığını belirten Dasanayake ekliyor: “Bebek sahibi olmak isteyen bayanlar, hamilelikten önce mutlaka diş hekimiyle görüşmeli. Ancak hamilelik döneminde de dişeti tedavisi yapılabilir, ve bu şekilde muhtemel risklerin azalması sağlanabilir.”Gebelik diyabeti hamilelik döneminde ortaya çıkan, ve hücrelere glikoz geçişinin kısıtlanmasıyla karakterize bir hastalıktır. Gebelik diyabeti genellikle hamilelikle beraber son bulur, ancak hamilelik sonrasında tip 2 diyabet görülme riskinin büyük ölçüde artmasına neden olur. Araştırmacılar, dişeti hastalıklarında ortaya çıkan iltihaplanmanın, glikoz metabolizmasını düzenleyen insülin hormonunu etkilediğini, ve bu durumun gebelik diyabetinin ortaya çıkışında çok büyük rol oynadığını belirtiyorlar.

Journal of Dental Research’ın Nisan 2008 sayısında bu çalışmaya yer verilmiştir.Kaynak

Etiketler :, , , , , , , , , ,