Nisan 3rd, 2009 yapan Filiz Arıcan

Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan ”Aile Eğitim Rehberi”nde anne-babanın yüzüne bakamayan ve gülümsemeyen 6-8 haftalık bebeklerde görme özründen şüphelenilmesi gerektiği bildirildi.Rehberde, göz ve görme işlevleri, ailenin görme özürlü bireye karşı tutum ve davranışları, karşılaştıkları sorunlarla baş etme yolları, özürlü bireyin eğitimi, hakları ve ulaşabilecekleri kaynaklar konularında bilgiler veriliyor.Bütün çocukların doğumda görme düzeyinin düşük olduğu belirtilen rehberde, görmenin doğumdan sonra gelişimini sürdürdüğü, 6 yaşında olgun görme seviyesine ulaşıldığı anlatılıyor.Görme işlevinin insan bilgi ve öğrenmesinin yüzde 80′ini sağladığı anlatılan rehberde, göz organının gelişmesini doğumdan sonra 3 yaşında tamamladığı, bebeklerin hareketli, parlak sarı renkli ve çizgili resimleri takip edebildiği ifade ediliyor.Rehberde, bebeklerin görerek ve bakarak görmeyi öğrendiği ve temel göz kullanımının öğrenilen bir gelişme olduğu vurgulanırken, beyin dokumuzun yüzde 40′ının görme bilgilerinin birleştirilmesi için kullanılmasının görmenin çok temel bir duyu olduğunu ispatladığı belirtiliyor.

ÇOCUKTA GÖRME ÖZRÜNÜN ALGILANMASI

Çocuğun görmesinin gelişmesinin doğum sonrası devam ettiği, kullanılabilir düzeye gelmesi için de sürekli ve kaliteli uyarılmaya ihtiyacı olduğu ifade edilen rehberde, görme için algılama yeteneklerinin de gelişmesi ve görüntülerin beyinde anlamlandırılmasının gerektiği kaydediliyor.Rehberde, ”Yeni doğan bebeğin göz bebeklerinin siyah olması gerekirken beyaz olması, gözün alışılmışın dışında küçük, çok büyük veya gelişmemiş olması, çocuğun yüzünü ışık kaynağına dönmemesi ve 6-8 haftalık bebeğin anne-babasının yüzüne bakamaması ve gülümsememesi” gibi durumlarda çocuklarda görme özründen şüphelenilmesi gerektiğine dikkat çekiliyor.

NORMAL VE ÖZÜRLÜ ÇOCUKLARDA GÖRME DUYUSUNUN GELİŞİMİ
Görme duyusunun gelişim aşamalarının da sıralandığı rehberde, şu bilgiler veriliyor:

”Normal çocuklarda 0-1 ayda başını ve gözünü ışık kaynağına döndürme; 6-8 haftada gözün içine bakış ”Sosyal Gülüşme”, 3-6 ayda kendi ellerini seyretme, ileri uzanma; 1-2 yaşında ise yüz ifadeleri ve vücut dili, sesli uyaranlara bağlanma, olayların akışına bağlantı kurma gibi bazı davranışların sergilenmesi gerekir. Görme özürlü çocuklarda ise 0-3 ayda göz bebeğinin titreşmesi; 3-6 ayda şaşılık, göz tembelliği, başını tutamama, emekleyememe; 7-12 ayda görsel takip yapamama; 1-2 yaşında ise görsel haberleşme eksikliği gibi bazı durumlar gözlenebilir.”Rehberde, çocuğun görme özrünün birçok sebebi olabileceği, ülkemizde genetik-kalıtım ve akraba evliliğinin göz hastalıklarının temel sebebi olduğu, bilgisi verilirken, göz hastalıklarının erken teşhis edilerek tedavisine ve rehabilitasyonuna başlanması gerektiği belirtiliyor.Kaynak

Etiketler :, ,
Nisan 1st, 2009 yapan Filiz Arıcan

 

İzmir’de 250 hamile kadın üzerinde yapılan bir araştırmada, gebelerin yüzde 41’inin haftada bir kez, yüzde 20’sinin bazen balık tükettiği, yüzde 4’ünün ise bu ürünü hiç tüketmediği sonucu ortaya çıktı.Kent Hastanesi Kadın Sağlığı Merkezi Başkanı Prof. Dr. Namık Demir, yaptığı açıklamada, kıyı kenti olan İzmir’de özellikle hamile kadınların balık tüketim davranışını belirlemek amacıyla hastanelerinin kadın doğum bölümünde çalışma yaptıklarını söyledi.Deniz ürünlerinin beyin gelişimi için önemine dikkati çeken Prof. Dr. Demir, balığın vücut tarafından üretilemeyen ve dışarıdan alınması gerekli olan Omega 3 yağ asitlerinin de ana kaynağı olduğunu belirtti.

“BALIK TÜKETİMİ FAZLA DEĞİL”

Yapılan çalışmaların gebelik sırasında haftada 340 gram ve üzeri balık tüketiminin doğum sonrası bebeğin motor-mental gelişim, IQ skorları ve sosyal gelişimde daha iyi sonuçlar sağladığı sonucunu ortaya koyduğunu kaydeden Prof. Dr. Demir, şöyle dedi:

“Bizim yaptığımız çalışmaya katılan gebelerin çoğu Omega 3 yağ asitleri ve beyin gelişimi üzerine olan etkilerini bilmekle birlikte, çalışmaya katılanların ancak yarısı haftada bir kez balık tüketmektedir. Bu durum balık bulmanın kolay olduğu İzmir gibi deniz kenarı bir şehir için yüksek bir oran değildir.”
ARAŞTIRMA

Takipleri yapılan 12 ile 40. gebelik haftası arasında olan 250 gebenin balık tüketim davranışlarıyla yapılan ankete katılanların yaş ortalamasının 30 olduğunu bildiren Prof. Dr. Demir, hamile kadınların yüzde 41’inin haftada bir kez, yüzde 20’sinin bazen, yüzde 12’sinin haftada iki kez, yüzde 12’sinin nadiren balık tükettiğinin belirlendiğini ifade etti. Ankete katılanların yüzde 4’ünün hiç balık tüketmediği yüzde 3’ünün ise haftada 3 kez balık yediğini belirten Prof. Dr. Demir şöyle konuştu:

“Gebelerin yüzde 78’i beyaz etli balıkları, yüzde 19’u siyah etli balıkları, yüzde 3’ü ise kabuklu deniz canlılarını tüketmekte. Gebelerin yüzde 46’sı balığı ızgara olarak tüketirken, yüzde 32’si kızartılmış olarak yemeği fırında veya buğulama olarak yemeğe tercih etmekte.Balık tüketmeyen yüzde 46’lık grup bunun nedenini balık yemeği sevmemek olarak belirtmiştir. Katılımcıların yüzde 91’i Omega 3 yağ asitleri hakkında bilgi sahibi olduğunu belirtmiş, yüzde 86’sı Omega 3’ün beyin gelişimine etkisini bildiklerini belirtmişler ve yine yüzde 85’lik bir kesim Omega 3 için ana besin kaynağının balık olduğunu bildiklerini doğrulamışlardır.”Kaynak

Etiketler :, , , , , ,
Mart 13th, 2009 yapan Filiz Arıcan

Erken doğan çocukların yarısından fazlasının okuldaki derslerde zorluk çektiği ortaya çıktı.İngiltere’de 26 haftadan önce doğmuş 219 çocuk üzerinde yapılan araştırmada, bu çocukların en fazla matematik ve okumada zorluk çektikleri belirlendi.

University College London’dan bir ekibin yaptığı araştırmada, bu çocukların yüzde 13’ünün uzmanlar tarafından tam zamanlı eğitime ihtiyaç duydukları ortaya çıktı.”Archieves of Diseases in Childhood, Fetal and Neonatal” dergisinde yayımlanan araştırmada, bu çocukların 11 yaşındaykenki IQ’larına ve kuramsal yeteneklerine bakıldı. Bu çocukların performansları normal sürede doğan 153 sınıf arkadaşlarının durumuyla karşılaştırıldı.Erken doğan her üç çocuktan birinin okuma güçlüğü çektiği, çocukların yüzde 44’ünün de matematikte zorlandığı belirlendi. Ayrıca bu çocukların IQ seviyelerinin de yaşıtlarından düşük olduğu görüldü.Araştırmaya konu olan çocukların 29’unun özel okullarda eğitim aldıkları, diğerlerinin normal okullara gittikleri ancak bunların yüzde 57’sinin, bire bir ders almak gibi özel eğitime ihtiyaç duydukları ortaya çıktı.Prematüre doğan öğrencilerin yarısının kuramsal performansının, yaşlarından beklenenden düşük olduğunu, normal sürede doğanlar arasında ise bu oranın sadece yüzde 5 olduğu belirtildi.Araştırma başkanı Neil Marlow, aşırı erken doğumların bebekleri öğrenme yetenekleri açısından risk altında bıraktığını bunun da orta eğitimde çocukları zora soktuğunu söyledi.Kaynak

Etiketler :, , , , , , ,
Ocak 16th, 2009 yapan Filiz Arıcan


Bina girişlerindeki güvenlik kapılarının radyasyon içermediği açıklandı.İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Buyru, binaların girişindeki güvenlik kapılarının radyasyon içermediğini savunarak, bu sebeple erişkin, bebek ya da rahim içindeki fetuslara zararı olmadığını bildirdi.Prof. Dr. Buyru, konuyla ilgili AA muhabirine yaptığı açıklamada, yanlış bilindiği için anne adaylarının bebeklerine bir zarar geleceği endişesiyle alışveriş merkezleri, hastaneler gibi artık hemen hemen her kurum ve kuruluşta bulunan güvenlik noktalarından geçmediklerini belirtti.Buyru, oysa bu girişlerin sanıldığı gibi bir zararı olmadığını, hamilelerin alışveriş merkezi, hastane gibi binaların girişindeki güvenlik noktalarından rahatlıkla geçebileceklerini dile getirerek, binaların güvenliği için konulan bu cihazların aslında x-ray cihazı olmadığını kaydetti.

Buyru, şunları kaydetti:

”Güvenlik kapıları radyasyon içermediği için erişkin, bebek ya da rahim içindeki fetuslara zararı yoktur. Bazı yanlış bilgi ve inanışlar var. Güvenlik noktalarının zararlı olduğu ve hamilelerin geçmemesi gerektiği şeklindeki bilgi, bu yanlışa bir örnek. Valizlerin ve çantaların kontrolünü yapan cihazlar x-ray cihazlarıdır. Halbuki kapılarda insanların geçtiği cihazlar sadece manyetik alanın kapanmasına dayanan yöntemle çalışıyor. Yani radyasyon içermiyor. Üzerinizde metal bir cisim varsa manyetik alanı kapatıp ötmeye başlıyor.”Buyru, cep telefonu, bilgisayar monitörü ve televizyon gibi, çok düşük düzeyde radyasyon içeren cihazların zararlı olduğu bilgisinin de yanlış olduğunu anlattı.Cep telefonu, bilgisayar ve normal monitörlerin çok düşük düzeyde radyasyon içerdiklerini, bebek açısından ortaya konulmuş zararları bulunmadığını dile getiren Prof. Dr. Buyru, anne adaylarının röntgen ve tomografiden uzak durması gerektiğinin altını çizdi.Kaynak

Etiketler :, , ,
Aralık 26th, 2008 yapan Filiz Arıcan


Anne sütünde bulunan melatonin hormonunun, bebeklerde uykusuzluk, sancılanma ve alerji problemlerini azalttığı, stressiz ve bolca gülen annelerin sütünde melatonin hormonunun daha fazla olduğu bildirildi. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, yaptığı açıklamada, anne sütünün bebeğin gelişimi için büyük önem taşıdığını, anne ve bebeğin mutlu olması için doğumla birlikte yakın temas sağlanması, annenin bebeğiyle yakından ilgilenmesi ve bebeğe yeterince anne sütü verilmesi gerektiğini belirtti. Doğumla birlikte anne, bebek ilişkilerinin yeterli ve uygun sağlanması ve sürdürülmesinin hem anne, hem de bebek sağlığı açısından önemli olduğunu vurgulayan Kurtoğlu, bu ilişkinin sağlıklı yürütülmesinde anne sütünün öneminin vazgeçilmezliğine işaret etti. Anne sütünün bilinen bir dizi yararının yanı sıra, içeriğindeki melatonin isimli hormonun bazı faydalarının da ortaya çıktığını ifade eden Kurtoğlu, şunları söyledi: ”Melatonin beyinden salgılanan ve insanda biyolojik ritmi sağlayan bir hormondur. Bu hormon, bebeklerde uyku düzeninin sağlanmasına yardımcı oluyor, bağırsak sancılarını önlüyor ve alerji problemlerini azaltıyor. Ancak, bebeklerde yeterli miktarda ve ritmik olarak melatonin salgılanması yaklaşık 3 aydan sonra ortaya çıkıyor. Bu nedenle, bebeklerin 3 aya kadar anne sütünden aldığı melatonin hormonunun önemi artıyor. Yapılan araştırmalara göre, bu hormon anne sütünde akşam saatlerinde gündüze oranla daha fazla artıyor. Anne sütünde bulunan melatonin hormonu, bebeklerde sancılanma, uykusuzluk ve alerji problemlerini azaltıyor.”
GÜLEN ANNELERİN BEBEĞİ DAHA MUTLU

Melatonin hormonu salgısının stres, sıkıntı ve huzursuzluk ile birlikte azaldığına dikkati çeken Kurtoğlu, bu nedenle bebeklerini emziren annelerin stres ve sıkıntıdan uzak durmalarının faydalı olacağını belirtti. Japonya’da yapılan bir araştırmaya göre gülmenin de annelerin sütündeki melatonin hormonu düzeyini etkilediğini belirten Kurtoğlu, şöyle devam etti: ”Melatonin salgısının fazla olması için annelerin doğumdan sonra gergin olmaması ve bolca gülmesi gerekmektedir. Japonya’da yapılan bir araştırmada, bolca gülen annelerin sütünde melatonin düzeyinin arttığı ve bebeklerde alerjik problemlerin azaldığı belirlenmiştir. Araştırmaya göre, huzurlu, stressiz ve bolca gülen annelerin sütünde melatonin hormonu daha fazla salgılanıyor. Bunun yanında, doğum yapmış annelerin bebeklerini emzirirken melatonin salgısını artıracak gıdalar yemesi tavsiye ediliyor. Kızılcık, deve dikeni, rezene, anason, kereviz, ayçiçeği, çemen, hardal ve sarı kantaron gibi gıda maddeleri melatonin salgısını artırıyor” Magnezyum ve çinko bakımından zengin gıdaların da melatonin salgısını artırdığını kaydeden Kurtoğlu, yatakta elektrikli battaniye kullanılması, yoğun ışık altında, televizyon ve bilgisayar ekranı başında uzun süre kalınması ve kahve içilmesinin de melatonin salgısını azaltacağını söyledi. Sonuç olarak, bolca gülen annelerde melatonin salgısının fazla olacağını hatırlatan Kurtoğlu, bu durumun anneyi mutlu edeceği gibi bebekte de bağırsak sancısı, uykusuzluk ve alerjik problemlerin önüne geçeceğini sözlerine ekledi.Kaynak

Etiketler :, , , , , , , , , , , , , , , ,
Eylül 24th, 2008 yapan Filiz Arıcan


Ne çok kadının merak ettiği bir sorudur bu değil mi?Gelin bu konuyu bir bilen anlatsın…

Acıbadem Bursa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cemile Alçay, “Günde toplam en az 60 dakika süreyle emzirdiğiniz takdirde, yumurtlamanız oluşmaz. Emzirme ile korunmanızın doğumunuzdan ilk altı aydan sonra mümkün olmayacağını bilinmelisiniz” diyor.

Dr. Cemile Alçay, doğum kontrol yöntemlerini şöyle sıraladı:

Doğum kontrol hapı: Doğum kontrol hapları, doğal olarak vücudunuzda bulunan kadınlık hormonlarının ikisini (estrojen ve progesteron) içerir. Doğum kontrol hapları istenmeyen gebelikleri önlüyor. Yumurtalık kistleri, miyom (rahim uru) oluşumlarını, ağrılı adet görmeyi, endometriozisi (rahim içi dokusunun vücudun başka bölgelerinde odaklar oluşturması) azaltma, yumurtalık ve endometrium kanserlerinde azalmayı sağlar.

Aylık iğne: Aylık iğne, düzenli olarak ayda bir kez, kas içinize enjeksiyonla uygulanır. İçeriğinde doğal kadınlık hormonlarından ikisini (östrojen ve progesteron) barındırır. Yumurtlamanızı ve döllenmenizi engeller. Sadece progesteron içeren 3 aylık enjeksiyonlar bulunmaktadır, emziren anneler kullanabilir.
Deri altı kapsülleri: Deri altı kapsülleri, kolunuzun iç kısmına yerleştirilen ve kibrit çöpü büyüklüğünde olan silikon çubuklardır. Vücudunuzda doğal olarak bulunan, kadınlık hormonlarından yalnızca birini (progesteron) içerir. Türüne göre üç ya da beş yıl boyunca sizi hamilelikten korur.
Rahim içi araç: Rahmin içine yerleştirilen küçük, plastik bir araçtır. Bakır ve hormon içeren tipleri vardır. 10 yıla kadar koruma özelliğine sahiptir. Hamile olmadığınızdan emin olduğunuz herhangi bir zamanda uygulayabilirsiniz. Çıkartıldığınızda hemen hamile kalmanız mümkündür.
Kondom (Prezervatif, kılıf, kaput): Cinsel ilişki sırasında, meni içindeki erkek tohum hücrelerinin (sperm) vajinanıza geçmesini engeller. Doğru kullanıldığında oldukça etkilidir. Her cinsel ilişki için yeni bir kılıf kullanmalısınız. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmanızı sağlar ve hiçbir yan etkisi yoktur.
Kadın kondomu: Kadın kondomu, ince, şeffaf, yumuşak plastikten yapılmış, uçları halka ile gerilmiş kılıf şeklinde bir araçtır. Cinsel ilişki öncesinde, vajinanıza yerleştirmelisiniz. Böylece cinsel ilişki sırasında, meni içindeki spermlerin vajinanıza dökülmesi engellenir. Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara karşı korunursunuz.
Spermisitler (Sperm yok ediciler): Vajinanıza koyarak uygulayabileceğiniz jel, fitil ve köpüren tabletlerden ibarettir. Tabletlerin erimesi için cinsel ilişkiden 10–15 dakika önce vajinanızın derinine uygulamalısınız. Etkisini tam gösterebilmeniz için cinsel ilişkiden sonra da, en az 6 saat vajinanızı hiçbir sebeple yıkamamalısınız. Bu yöntem erkek tohum hücrelerini, vajinanız içinde etkisiz hale getirerek hamileliğinizi önler.
Kadında tüplerin bağlanması (Tüp ligasyonu): Artık kesinlikle çocuk istemiyorsanız, yumurtalık kanallarınız ameliyatla bağlanabilir. Tüplerinizi bağladığınızda yumurtanız, erkek tohum hücresi (sperm) ile karşılaşmaz. Böylece döllenmeniz engellenir.
Erkekte kanalların bağlanması (Vazektomi): Erkeklerin tohum (sperm) kanallarının bağlanması yöntemidir. Kanallar bağlandığı için erkek tohum hücreleri (spermler) boşalma sıvısına geçmez. Böylece döllenmeniz engellenir.
Doğurganlık belirtilerine dayalı yöntemler: Doğurgan olduğunuz yumurtlama döneminizi belirleyerek, bu süre dışında cinsel ilişkide bulunarak korunma yöntemidir. Rahim ağzınızdan gelen akıntının tipi ve miktarı, rahim ağzınızın sertliğinden ve düzeyindeki değişiklikler, vücut sıcaklığınız gibi unsurları değerlendirerek uygulayabilirsiniz.
Emzirme ile korunma (Laktasyon amenoresi): Doğumunuz sonrası ilk altı ay boyunca, bebeğinizi sadece anne sütü ile sık aralıklarla, günde toplam en az 60 dakika süreyle emzirerek beslediğiniz takdirde, yumurtlamanız oluşmaz. Emzirme ile korunmanızın doğumunuzdan ilk altı aydan sonra mümkün olmayacağını bilinmelisiniz.
Geri çekme (Dışarı boşalma): Cinsel ilişki sırasında boşalma olmadan önce, erkeğin penisini vajinanızdan çıkarması ve dışarı boşalması yöntemidir. Etkililiği tamamen size bağlıdır, her çift başarıyla uygulayamaz.

Korunma yöntemlerinin tehlikeleri:

-Korunma yöntemlerini doğru uygularsanız, sizin için hiçbir olumsuz risk teşkil etmeyecektir. Fakat damar tıkanıklığınız, geçirilmiş tromboembolik, iskemik kalp hastalığınız, akut karaciğer hastalığınız, hipertansiyonunuz varsa, yaşınız 35’in üzerinde ve sigara içiyorsanız doğum kontrol hapı sizin için uygun bir yöntem olmayacaktır.

-Genital enfeksiyonunuz, nedeni bilinmeyen vajinal kanamanız, şiddetli adet sancınız, aneminiz, bakır alerjiniz mevcutsa, korunma yöntemi olarak bakırlı rahim içi araç uygularsanız, ciddi sorunlarla karşılaşabilirsiniz.
-Korunma yöntemleri sonrası bebek sahibi olamamaktan korkuyorsanız, cerrahi sterilizasyon yöntemi dışında hiçbir yöntemde, böyle bir riskin olmadığını bilmelisiniz.Kaynak

Etiketler :,