Temmuz 4th, 2008 yapan Filiz Arıcan
Memorial Hastanesi İç Hastalıkları Bölüm Koordinatörü Prof. Dr. Yavuz Baykal, daha çok çocuk ve genç erişkinlerde rastlanan, boğaz ağrısı ve lenf bezlerinde büyümeyle kendini gösteren ”öpücük hastalığı”na dikkati çekerek, ”Çocuklarınızı çok öpmeyin, öptürmeyin” dedi.Baykal, yaptığı yazılı açıklamada, okullarda çok yaygın olan ”öpücük hastalığı”na vurgu yaparak, şunları kaydetti:”Öpücük hastalığı, yani infeksiyöz mononükleoz (İM), daha çok çocuk ve genç erişkinlerde rastlanan, boğaz ağrısı ve lenf bezlerinde büyümeyle kendini gösteren bir hastalıktır. Ebstein Barr virüsü (EBV) tarafından oluşturulan enfeksiyon, tükürük ve boğaz salgısıyla çıkarılır, yakın temasla (öpücük), kan yoluyla veya enfeksiyonlu eşyalarla kişiden kişiye geçer.”Kötü hijyene sahip ve kalabalık bölgelerde yaşayanlarda görülen öpücük hastalığının, annenin ağzında öğüttüğü gıdaları daha sonra bebeğine veren ailelerde daha kolay ortaya çıktığını da belirten Baykal, ”İnfeksiyöz mononükleoz, her iki cinsiyette ve yılın her mevsiminde görülür. Virüs, tükürük ve salyayla çıkarılarak ve yakın temas ile bulaştırılarak, boğaz mukozasından vücuda girer. Önce boğaza ve tükürük bezi hücrelerine, daha sonra da gırtlakta bulunan duyarlı B lenfositlere ulaşır” dedi.Baykal, hastalığa karşı, ”çocuklarınızı çok öpmeyin, öptürmeyin” uyarısında da bulundu.
BELİRTİLER
Hastalığın belirtilerine de işaret eden Baykal, şunları kaydetti:”Hastanın yaşı, klinik belirtilerde önemlidir. Özellikle çocukluk çağında; lenf bezlerinde büyüme, bademcik iltihabı gibi tipik bulguların yanı sıra boğaz iltihabı, kulak iltihabı, karın ağrısı ve ishal gibi belirtilere de neden olabilir. Genç ve erişkinlerde ise yüksek ateş, boğaz ağrısı, lenf bezlerinde şişme ve kanda atipik hücreler görülür. Genellikle 3-5 gün kadar süren halsizlik, iştahsızlık, bulantı, batında dolgunluk hissi, kas ağrıları, ateş basması, üşüme, titreme, terleme gibi belirtileri görülebilir. Hastalar en sık boğaz ağrısı şikayetiyle doktora başvururlar. Hastaların büyük bir çoğunluğunda öğleden sonra 40 dereceyi bulan ateş görülür. Ateşli dönem, ortalama 10-14 gün kadar sürer. Bademcikler büyük, boğaz kızarık görünümlü ve bezen beyaz zar ile kaplı olabilir. Boğaz ağrısı şikayeti 7-10 gün kadar devam eder.Bazı hastalarda yumuşak-sert damak birleşim yerinde kırmızı lekeler görülebilir. Bazı hastalarda göz etrafında şişlik görülebilir. Olguların çoğunda arka boyun kısmında lenf bezi büyümesi vardır. Bazı hastalarda karaciğer ve dalak büyümesi görülebilir. Bazı hastalarda ise gövde, el ve ayakların üst tarafında döküntüler görülebilir.”40 yaşın üzerindeki toplumun yüzde 6’sının EBV infeksiyonuna yatkın olduğunu da dile getiren Baykal, hastalığın tedavisinde istirahatin çok önemli olduğunu kaydetti.Baykal, hekim kontrolünün ve tedavinin de önemine vurgu yaptı.Hastalığın komplikasyonlarının oldukça nadir görüldüğünü, en sık görülenin ise bir nevi kansızlık olan otoimmün hemolitik anemi olduğunu anlatan Baykal, ”Bazı hastalarda, bademciklerde büyüme, boğazda lenfoid hiperplazi ve beyaz zar oluşumuna bağlı üst solunum yolu tıkanıklığı gelişebilir. Dalak yırtılması çok nadir ancak akılda tutulması gereken bir komplikasyonudur. Nörolojik komplikasyonlardan olan beyin iltihapları bu yolla ölümlerin en önemli nedeni olmasına rağmen, vakaların büyük kısmı iyileşmeyle sonlanır. Hastalıkla ilgili aşı çalışmaları vardır ancak henüz uygulanan bir bağışıklama yolu yoktur” dedi.Kaynak
Etiketler :?M, B lenfosit, bogaz agrisi, bogaz mukozasi, Ebstein Barr virüsü, EBV, infeksiyöz mononükleoz, lenf bezi, Sa?l?k, salya, tükürükbogaz salgisi, öpücük hastaligi
Haziran 27th, 2008 yapan Filiz Arıcan
Pişik, tanım olarak derinin üst tabakasının zedelenerek devamlılıgını kaybetmesi ve ardından özellikle mantar olmak üzere diğre enfeksiyon etkenlerine maruz kalmasıdır.Bebek bakımında amaç, doğal olarak pişiğin önlenmesi olmalıdır.Anne karnında, amniyo kesesi içerisindeki koruyucu bir ortamda büyüyen fetüsün cildi dış etkenlere maruz kalmadığı için incedir yani keratin dediğimiz cildi koruyan ölü tabakadan yoksundur.Bu nedenle bebek doğduğu anda dışarıdan gelen her türlü tramvaya açıktır.Yaşamın ilk yılında cildin ince ve tramvaya açık dönemi devam eder.Bu nedenle tüm ciltte belirgin olmak üzere özellikle bebek bezinin altında kalan bölgede idrar ve dışkının tamvatik etkisi sonucu kolaylıkla zedenlenme ve pişik oluşur.Bu bölgenin temiz kalması için kullanılan bebek bezleri ve temizlik ürünleri de (deterjan,sabun gibi…) pişik nedeni olabilir.
Bebeklerin cilt sağlığı için…
Cildimizde diğer bölgeler gibi vücudumuzun önemli bir organıdır.Bebeğib düzgün beslenmesi ve bu sayede gerekli mineral ve vitaminleri alması, cilt sağlığı için gerekli ilk adımdır.Bununla beraber cilde zarar verecek olumsuz etkenlerin önüne geçilmelidir.Bebek banyosunda su sıcaklığının fazla olmasından kaçınılmalıdır.Bebeğin kabul edebileceği en ılık su ayarlanmalıdır.Banyoda kullanılan sabun ve şampuan seçilirken çok köpürmesine daikkat edilmeli, uygun marklar tercih edilmelidir.Sabun ve şampuan üç günden sık kullanılmamalıdır.Her gün kullanılması, derinin koruyucu tabaka oluşturmasını engelleyecektir.Hassas ciltli bebeklerde banyo sıklığı azaltılmalı ve böylece cildin koruması engellenmelidir.Kuru cilt koruyuculuğu kaybetmiştir ve pişik gelişimi daha kolaydır.
Pişik oluşumu nasıl engellenir?
Pişik oluşumunu önlemek bölgenin idrar ve dışkıya mümkün olduğu kadar az maruz kalması gerekir.Özellikle ishal dönemlerinde sık dışkı çıkması pişik oluşumunu kolaylaştırır.Aynı şekilde idrar yolu enfeksiyonlarında da sık idrar çıkışı ve idrarın değişen niteliği pişik oluşumunu arttırır.Bu durumda ön tarafta gelişen pişiklerde idrar yolu enfeksiyonu da akla gelmelidir.Bebeğin bezinin sık sık kontrol edilmesi ve kuru kalmasının sağlanması, pişiğin engellenmesi için en önemli faktördür.Cilt bakımına gereken önemin verilmesi veya tedaviye rağmen iyileşmeyen pişiklerin olası nedenleri, çocuk doktorunuz tarafından araştırılmalıdır.Oluşan pişiğin tedavisindeki ilk adım, bölgenin bol suyla yıkanıp mümkünse ılık-soğuk arası hava akımıyla kurutulmalıdır.Her dışkılamadan sonra bölgeye aynı işlem uygulanmalıdır.Bölge temizliği için uygulanan solüsyonların su bazlı olması ve yabancı madde içermemesi özellikle hassas ciltlerde pişik gelişimini önler.Gün içimde birkaç kez cildi bir süre açık bırakıp bölgenin havalandırılması iyileşmeyi hızlandırır.Yine günde birkaç kez çinko içeren kremler veya koruyucu kremlerin kullanılmaya devam edilmesi iyileşmeyi sağlar.Pişik bölgesinde mantar enfeksiyonu gelişmişse antimikotik (mantar için) kremler kullanılmalıdır.Mantar enfeksiyonunda tedavi 15 günden önce kesilmemelidir.Kaynak\Prof.Dr. Barbaros Ilıkkan
Etiketler :Anneler ve bebekleri, antimikotik, bebek bezi, cilt, diski, enfeksiyon, idrar, keratin, mantar, pisik, Sa?l?k, tramva
Haziran 24th, 2008 yapan Filiz Arıcan

İstanbul İl Sağlık Müdürü Mehmet Bakar, önümüzdeki günlerde hava sıcaklığında yaşanabilecek artışların, nemdeki artışla birlikte daha fazla etkili olacağı ve gerekli önlemler alınmadığı takdirde insan sağlığını olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu. Mehmet Bakar, yaptığı açıklamada, Meteoroloji’den yapılan uyarılara göre, önümüzdeki günlerde hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerine çıkmasının beklendiğini anımsattı.“Hava sıcaklığında olabilecek artışın, nemdeki artışla birlikte daha fazla etkili olacağı, gerekli önlemler alınmadığı takdirde insan sağlığını olumsuz etkileyebileceği bilinmelidir” görüşünü bildiren Bakar, bu durumdan özellikle çocukların, yaşlıların, kalp ve akciğer hastalarının daha fazla etkilenebileceğine dikkati çekti. Bakar, yaz mevsimi ile birlikte artan hava sıcaklığının ve güneşin olumsuz etkilerinden korunmak için alınması gerekli tedbirlere ilişkin şu bilgileri verdi:Güneş ışınlarının etkisinin güçlü olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında güneş ışınlarından kaçınılmalı ve bu saatlerde uzun süre güneş altında kalınmamalıdır. Sıcak havalarda güneş yanıklarının yanı sıra sıcak çarpması için dikkatli olunmalı, bol sıvı alınmalı, haşlanmış sebze ve meyve tercih edilip, yağlı gıdalar ve alkolden kaçınılmalıdır.Kanser hastaları, kemoterapi hastaları ve değişik deri hastalığı olanların güneş ışınlarından korunmaya özellikle dikkat etmesi gerekir. Özellikle yaşlılar, kalp ve tansiyon hastaları sıcak günlerde efor harcamaktan kaçınmalıdırlar.Sık sık ılık su ile duş yapmakta fayda vardır. Havasız ve kapalı yerlerde uzun süre kalınmamalı ve bulunulan ortamda hava sirkülasyonu sağlanmalıdır. Açık renkli, pamuklu bol giysiler giyilmeli ve geniş kenarlı şapka takılmalıdır.Ultraviyole ışınlarından koruyucu gözlükler takılmalıdır. Güneşlenmeden veya güneşe çıkmadan önce cilde uygun koruyucu bir güneş kremi sürülmelidir. Güneşlenme sonrasında oluşabilecek güneş yanıklarında kesinlikle yoğurt ve benzeri maddeler sürülmemeli, bu durumda soğuk kompres uygulaması yapılmalıdır. Müdahale gereken durumlarda mutlaka hekime danışılmalıdır.Gözlerde ağrılı kızarıklıklar olması durumunda soğuk kompres yapılmalı ve bir hekime başvurulmalıdır. Sıcak çarpmalarında kişiler önce serin ve gölge bir yere alınmalı, vücudundaki sıkı giysiler çıkarılarak başı ve vücudu ıslatılmak sureti ile serinletilmelidir.Bilinç bulanıklığı olan sıcak çarpması durumlarında 112 Acil Sağlık Hizmeti hemen aranmalı veya güneş çarpmasına maruz kalındığında en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.Kaynak
Etiketler :bilinc bulanikligi, dus, günes isinlari, günes kremi, Haberler, hava sicakligi, Meteoroloji, nem, Sa?l?k, sapka, sicak carpasi, soguk kompres, Ultraviyole isinlari, Ya?am, yaz mevsimi
Haziran 23rd, 2008 yapan Filiz Arıcan
Hamile Eğitim Merkezleri’nin amacı, hamilelere doğum hakkında tüm bilgileri vererek anne adaylarının doğum korkusunu yenmesi ve sağlıklı bir doğumun gerçekleşmesine yardımcı olmaktır.Bu amaçla hamilelere; doğum başlangıç belirtileri, hastanaye gitme zamanı, doğum eylemini takip esnasında yaşananlar, doktor ve ebelerin doğum takibindeki uygulamaları gebenin anlayabileceği şekilde öğretilir.Ayrıca doğumda rahim kasılmaları esnasındaki uygun davranış, pozisyon ve ağrının baş edilebilmesi, doğum ağrısının giderilmesi için uygulanan yöntemler ve ilaçlar ile bebeğin doğurtulması esnasında yaşananlar, bu esnada anne adayının uygun davranışlarının neler olması gerektiği hakkında detaylı bilgiler verilir.Uygun egzersizler ile (relaksasyon, nefes alma teknikleri, pozisyonlar…) doğum eyleminin kabus olmaktan çıkarılmasını amaçlar.Hamile eğitim merkazlerinin doğumu gerçekleştirmekte, anne adayına va sağlık ekibine faydaları tartışmasız vardır.Kaynak
Etiketler :anne adayi, hamile egitim merkezleri, Hamilelik ve Do?um, nefes alma teknikleri, pozisyonlar, relaksasyon, Sa?l?k
Haziran 11th, 2008 yapan Filiz Arıcan
Annenin kan grubu Rh negatif, babanın kan grubu Rh pozitif olduğunda bebeğin kan grubunun pozitif olma ihtimali vardır.Bu durumda anne ve bebek, kan grupları farklı olacaklarından kan uyuşmazlığı riski taşır.Eğer herhangi bir şekilde (doğum, düşük, kürtaj gibi) anne kanına bebek kanı karışırsa, anne anne için farklı olan bu kan grubuna karşı vücudun savunma mekanizması harekete geçer ve antikor dediğimiz maddeler üretilir.Annede antikor oluşumu, ancak bebeğin kanı anne kanına sızdığında gerçekleşir.Birinci hamileliğinde Rh pozitif kana karşı duyarlı hale gelen anne, bundan sonraki hamileliklerinde bebek kanı Rh pozitif olursa bebeğe zarar verir.Anne adayında bulunan Rh pozitif kana karşı oluşan antikorlar göbek kordonundan bebeğe geçerek bebek kan hücrelerini tahrip eder.Bu durum bebeğin hayatını tehtid eden ciddi kansızlık ve kalp yetmezliği oluşturur.Bebekte aşırı şişme (ödem-Hidrops) gelişebilir.Korunma olarak ilk hamilelik muayenesinde anne kan grubu mutlaka tayin edilmeli ve Rh negatif olan hamilelerde antikor oluşup oluşmadığı test edilmelidir.Antikor testi hamileliğin 28′inci haftasında tekrarlanmalı ve eğer negatif ise anneye aşı yapılmalıdır.Her kan uyuşmazlığı olan hamileye, doğum (bebek kanı Rh pozitif ise) düşük veya kürtaj sonrası ilk 72 saat içinde kan uyuşmazlığı aşısı yapılır.Ayrıca hamilelik süresince amniosentez (bebeğin suyundan örnek alınarak genetik inceleme yapılması) ve doğum öncesi kanama gibi durumlarda da anneye aşı yapılması gerekir.
Kan uyuşmazlığı gelişen anne ve bebekte yapılacaklar:
Bebekte kansızlık, genel bir vücut ödemi, kalp yetmezliği ve bebek ölümü gibi ciddi probler doğurabilir.Bu durumun değerlendirilmesinde ve tedavisinde yapılacak olanlar şunlardır:Bebek eğer anne karnında kan uyuşmazlığından etkilenmiş ise etkilenme derecesine göre bebeğe anne karnında iken kan nakli veya acil doğum gibi girişim gerektiren tedaviler uzman doktor tarafından yapılır.Kaynak
Etiketler :amniosentez, Anneler ve bebekleri, antikor, kan grubu, Sa?l?k, ödem Hidrops
Haziran 2nd, 2008 yapan Filiz Arıcan

Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Klinik Bakteriyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haluk Vahapoğlu, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına neden olan kenelerin, özellikle 2000 yılından itibaren Orta ve Doğu Anadolu bölgelerinin dışına yayılma eğilimi gösterdiğini, bu nedenle diğer bölgelerde oturanların da dikkatli olması gerektiğini söyledi.Vahapoğlu, yaptığı açıklamada, genellikle mart ayı sonunda ortaya çıkan ve keneler yoluyla bulaşan KKKA hastalığına bağlı ölümlerin son yıllarda arttığını belirtti. Yaklaşık 850 kene türünden 30 kadarının KKKA hastalığına yol açtığını, hastalığın Türkiye’de daha çok kenelerin yoğun olarak bulunduğu Kelkit Vadisi, Orta ve Doğu Anadolu bölgelerinde görüldüğünü ifade eden Vahapoğlu, “Keneler, özellikle 2000 yılından itibaren Orta ve Doğu Anadolu bölgelerinin dışına yayılma eğilimi gösteriyor. Bu nedenle diğer bölgelerdeki vatandaşlarımızın da dikkatli olması gerekiyor” dedi. Hastalık için henüz bir aşı ya da ilaç geliştirilemediğini bildiren Vahapoğlu, ölüm oranlarına etkisi olduğu ileri sürülen “Ribavirin” etken maddeli ilaçların gerçekte bir etkisinin bulunmadığını, iyi bakım, kan ve kan ürünlerinin tedarikinin ölüm oranlarını düşürdüğünü belirtti. Vahapoğlu, Türkiye’nin, hastalığa karşı dünyada en sistematik örgütlenme ve mücadelenin yürütüldüğü ülkelerden biri olduğunu, dünyada ölüm oranlarının en düşük görüldüğü ülkeler arasında yer aldığını, hastalık nedeniyle İran’da ölüm oranının yüzde 50, Türkiye’de ise yüzde 7 seviyelerinde seyrettiğini kaydetti.
PİKNİĞE GİDENLER DE RİSK ALTINDA
Virüsün, sığır, koyun, keçi, yabani tavşan ve tilki gibi hayvanlardan da izole edildiğini, hayvanlarda belirtisiz infeksiyon yapabildiğini, insanlara, infekte kenelerin ısırması, hasta hayvanlar ya da kişilerle temas sırasında bulaşabildiğini dile getiren Vahapoğlu, şunları söyledi:”Hastalığa karşı en büyük risk grubunu, tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar, askerler, kamp yapanlar, piknik yapanlar ve deri fabrikası çalışanlarının oluşturuyor. Pikniğe gidenler örtü olmadan yere oturmamalı, çıplak ayakla arazide dolaşmamalı, tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar da vücutlarının büyük bölümünü giysileriyle kapatmalı.”
HASTALIK 1-13 GÜN ARASINDA BELİRTİ VERİYOR
Hastalığın keneyle temas olması halinde 1-3 gün, hastalıklı kan ya da dokuyla temas halinde 3-13 gün arasında ateş, halsizlik, ani kas ve baş ağrıları, bulantı kusma, iştahsızlık, ishal, ilerleyen safhalarda ise ağız ve deride kanamalar seklinde belirtiler verdiğini ifade eden Vahapoğlu, hastaların yüzde 90’ının hafif bir klinik seyir gösterdiğini dile getirdi.Vahapoğlu, hastalığı yapan virüsün dayanıksız olduğunu, konakçı dışında yaşayamadığını, güneşin yaydığı ultraviyole ışınları altında hızla öldüğünü, 56 derecede 30 dakikada aktivitesini kaybettiğini, çamaşır suyuyla ölebildiğini belirtti.
KENE SAĞLIK KURULUŞUNDA ÇIKARILMALI
İnsanların vücutlarına tutunan keneleri koparmamaları gerektiğine dikkati çeken Vahapoğlu, “Bilinçsizce koparılan kenenin kafası genellikle vücutta kalıyor, kafanın çıkarılması için cerrahi müdahale gerekiyor. Kenenin koparılması durumunda bile kişinin enfekte olma ihtimali yüksek. Bu nedenle kenelerin bir sağlık kuruluşunda, uzman kişi tarafından çıkarılması ve kişinin tedavi altına alınması gerekiyor” diye konuştu.Kaynak
Etiketler :Haberler, K?r?m Kongo Kanamal? Ate?i, kene, KKKA hastaligi, Sa?l?k