Eylül 13th, 2008 by Filiz Arıcan


Yeditepe Üniversitesi Göz Hastanesi’nden Yrd. Doç. Dr. Deniz Oral, herhangi bir sağlık problemi olmayan ve zamanında doğmuş bebeklerin yaklaşık olarak %5′ inde gözlerde sürekli sulanma ve çapaklanma görülebildiğini belirterek şunları söylüyor:

“Normalde göz yüzeyini nemlendirmek ve korumak için gözyaşı bezleri tarafından üretilen gözyaşının fazla kısmı gözyaşı kanalı tarafından burun boşluğuna aktarılır. Gözyaşı kanalı alt ve üst göz kapaklarının iç köşesinde iki küçük delik olarak başlar ve buradan aşağı doğru uzanarak burun boşluğuna açılır. Ağlarken burnumuzun akmasının nedeni çok miktarda gözyaşının bu kanaldan burun içine boşalmasıdır. Bazı bebeklerde gözyaşı kanalının gelişimi doğumda tamamlanmamıştır ve kanalın burun boşluğuna açıldığı noktada ince bir zar bulunur. Bu zarın neden olduğu tıkanıklık nedeniyle fazla gözyaşı ve içindeki artık maddeler göz yüzeyinde birikerek sürekli sulanma ve çapaklanmaya neden olur. Bu durum doğumsal gözyaşı kanalı tıkanıklığı olarak adlandırılır ve tek ya da her iki gözü beraber etkileyebilir. Sürekli sulanma ve çapaklanmanın yanısıra kanal tıkanıklığına bağlı olarak mikrobik enfeksiyon gelişmesi durumunda gözlerde kızarıklık ve kapaklarda şişme de görülebilir.”

Doğumsal gözyaşı kanalı tıkanıklıklarının %95’inin bebek 1 yaşına gelmeden kendiliğinden açıldığını da vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Oral, “Bu nedenle 1 yaşına kadar sadece gözyaşı kanalına masaj uygulanması ve gerektiğinde çapaklanmayı azaltmak için kısa süreli antibiyotikli damlalar kullanılması yeterlidir. Masaj uygulaması sırasında işaret parmağı gözün iç köşesi ile burnun birleştiği noktaya konur ve alttaki burun kemiği üzerine bastırılarak parmak aşağı doğru kaydırılır. Masaj uygulaması gözyaşı kanalı içinde basınç oluşturarak kanalın alt ucundaki tıkanıklığı açılmaya zorlar” diyor.Kaynak

Etiketler :, , , , , ,
Ağustos 11th, 2008 by Filiz Arıcan


Tüp bebek uygulamalarında çoğul gebeliklerin erken doğum ve buna bağlı sakatlık ve zeka geriliği riskini beraberinde getirirken, aynı zamanda uzun yıllardır bebek isteyen anne-baba adaylarının bu riski görmezden geldiği vurgulandı. Gazi Üniversitesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Bülent Tıraş, tüp bebek uygulamasının, çocuk sahibi olamayan çiftlerin sıkça başvurduğu bir yöntem olduğuna dikkat çekti. Türk Jinekoloji ve Obstetrik (hamilelik ve doğumla ilgili bilim dalı) Derneği Başkanı ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Tıraş, tüp bebek uygulamasında, anne adayına Sağlık Bakanlığı’nın belirlediği standart olan ortalama 3 embriyo transfer edildiğini belirtti ve şöyle konuştu: Ancak, eğer hastanın yaşının ileri olması gibi nedenlerle gebe kalma ihtimali azsa, embriyo sayısı artırılabilir. Embriyo sayısı artırımı, söz konusu özel durumlarda yapılmalıdır. Ancak, ihtiyaç olmadığı halde, yalnızca gebelik ihtimalini yükseltmek amacıyla embriyo sayısını artırmak, beraberinde önemli sorunları getirebilir.Embriyo sayısının artırılmasının, çoğul gebelik ihtimalini yükselttiğini söyleyen Tıraş, çoğul gebelik, iki ve fazla fetusun geliştiği gebeliktir. Tüp bebek yöntemiyle nakledilen embriyo sayısı ne kadar çok olursa, rahme düşecek embriyo sayısı da artacaktır. Yani ikiz, üçüz, dördüz, hatta daha fazla sayıda fetus aynı anda gelişmeye başlayacaktır dedi.
ÇOĞUL GEBELİĞİN RİSKLERİ

Türk Neonatoloji (yeni doğan hastalıkları) Derneği Başkanı Prof. Dr. Murat Yurdakök de çoğul gebeliğin tüp bebek uygulamasında başarı olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Anne rahminin en fazla 2 bebek için uygun olduğunu, daha fazla sayının erken doğumlara, bebeklerde sakatlığa veya zeka geriliği gibi kalıcı sorunlara neden olabileceğini ifade eden Yurdakök, tüp bebek uygulaması yapılan anne ve baba adaylarına, tüp bebek uygulama merkezlerinde bilgilendirme çok iyi şekilde yapılmalı, çoğul gebeliğin riskleri iyice anlatılmalı. Ancak, bazen anlatılsa dahi uzun yıllar bebek sevdası yaşayan anne-baba adayları, bu riski görmezden gelmekte ve tüp bebek uygulamasında normalin çok üzerinde sayıda embriyonun transferini istemekteler dedi. Çoğul gebeliğin annenin hayatını da tehlikeye attığını belirten Yurdakök, tüp bebek uygulamalarında Sağlık Bakanlığının belirlediği standartlara bağlı kalınması gerektiğini vurguladı.Kaynak

 

Etiketler :, , , , , , , ,
Ağustos 7th, 2008 by Filiz Arıcan

Süt dişlerinin tamamlanmasının ardından sağlıklı kalıcı dişlerin çıkmasına yardımcı olunması amacıyla çocukların ortodontist kontrolünden geçirilmesi gerektiği bildirildi.Oral Lazer Uygulamaları Derneği (OLUD) Başkanı ve Ortodonti Uzmanı Dr. Nükhet Berk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ortodontinin, diş, çene, yüz ve çevreleyen dokuların normal büyüme ve gelişimini inceleyen, gelişimi engelleyen faktörleri ortadan kaldıran ve oluşmuş bozuklukların tedavisini üstlenen bir bilim dalı olduğunu söyledi.Ortodontinin, halk arasında “eğri dişlerin tel takılarak düzeltilmesi” olarak bilindiğini belirten Berk, ortodonti tedavisinin her yaşta uygulanabildiğini anlattı.Berk, tedavi süresinin ise yaşa ve hastanın diş yapısına göre değişebildiğini, tedavi sonrasında dişlerin hem sağlıklı hem de estetik bir görünüm kazandığını dile getirdiTedavi süresinin genellikle 6 ay ile 3 yıl arasında değiştiğini ifade eden Berk, “Bu, kimi durumlarda dişlerin tamamlanma süresine bağlı olarak 4-5 yıl da sürebilir. Dişler düzeldikten hemen sonra etrafındaki kemik dokusu henüz eski sertliğine ulaşmamıştır. Bu nedenle apareyler çıkarılınca dişler eski yerlerine dönebilir. Bunu önlemek için düzelmiş dişleri yapılacak başka aygıtlarla yerlerinde pekiştirmek gerekir” diye konuştu.

Ortodonti tedavisi gerektiren durumlar :Berk, ortodonti tedavisinin, üst ya da alt çenenin ilerde olması, her iki çenenin birlikte önde veya geride olması, açık kapanışlar, erişkin hastada ön açık kapanış, süt dişleri döneminde sürekli parmak emmeye bağlı gelişen ön açık kapanış, kapanış bozukluğu nedeniyle alt ve üst ön dişlerin aşırı uzayarak üst dişlerin alt diş etlerini, alt dişlerin de üst damak yapısını bozması, çapraşık, aralık, gömülü ya da eksik dişlerin söz konusu olduğu durumlarda yapılması gerektiğini söyledi. Süt dişlerin, çocuğun gelişimine göre 3, 4 ya da 5 yaşında tamamlandığını belirten Berk, “Süt dişlerinin tamamlanmasının ardından yapılan muayene sonucunda uygulanan ortodonti tedavisi ile süt dişlerinin gelişimi ve yerini kalıcı dişlere bırakma süreci kontrol altına alınabilir ve sağlıklı kalıcı dişlerin çıkmasına yardımcı olunabilir” dedi.Kaynak

Etiketler :, , , , , , ,
Temmuz 30th, 2008 by Filiz Arıcan

Yaş olarak olmasa da, 1 yaşından beri göz tembelliği olan oğlumun gözlük takma sorunu nedeni ile yazı dikkatimi çekti ve bu sorunu yaşayan ailelere de yardımcı olacağını düşündüğüm için sizlerle paylaşmak istedim.Çocuklar doğumlarından yetişkinliğe kadar farklı hız ve yapıda değişim ve gelişim içindedirler. Fiziksel, sosyal, zihinsel gelişimleri birbirleriyle ilişki ve etkileşim halindedir. Sağlıklı psikolojik gelişim için çocuğun benlik saygısını yani kendini olumlu algılama biçimini kazanması, geliştirmesi, koruması ve artırması gereklidir. Bu algılar davranışlarına, duygularına, kişisel özelliklerine, yeteneklerine, becerilerine, toplumun onu kabul ediş şekline ve görünümüne ait algılardır. Bu algılar aile, yakın çevre, öğretmenleri ve yaşıtlarının bakış ve yaklaşımları ile beslenerek zamanla öz beğeniye dönüşür. Özbeğeni de ise çocuk, özelliklerini değerlendirmeye başlar. Ya bu özelliklerini kabul eder ya da etmez. Sağlıklı özbeğenisi olan çocuklar sosyal ilişkilerinde, öğrenme süreçlerinde kendilerini daha yeterli hissederler.Çocukluk ve gençlik döneminde gözlük ve diş teli takma zorunluluğu onların değişen görünümlerine uyum ve rahat kullanımlarını sağlamaları, olumlu destekle mümkündür. Bu desteği verecek ilk kişiler ana-babalardır. İkinci etki öğretmenler sonra da yaşıtlarından gelmektedir.Gözlük kullanımı okul öncesi çocuklarında özbeğeni açısından değil kullanımın sağlanması ve rahatlığı açısından değerlendirilmelidir. Anne-baba veya çevrede gözlük takanların örneklendirilmesi, bu konuya aşırı odaklanılmaması, doğal aktarılması, göz kusurunu giderecek bir gereklilik olduğu, devamlı takılmasının yararı, oyun oynarken ve spor yaparken dikkatli ve tedbirli davranılması aktarılmalıdır. Özellikle göz tembelliği nedeniyle sağlam gözünün bantla 1 saatten 1 haftaya kadar sürekli kapatılması okul öncesi yaş ve aileler için zorlayıcıdır. Bu konuda da gerekliliği anlatıldıktan sonra, ailenin ve okulun desteklemesi ve ödüllendirme işe yarar. Yaşıtların alay etmelerini önlemek için okula bilgi vermek, önlenemeyen “dört göz” alaylarını göz ardı edebilmeleri için çocuğu bilgilendirmek ve önemsemez davranmakla ve karşısındakine duygularını söyleyerek alayları önleyebileceği öğretilebilir. Okul dönemindeki gözlük kullanımı konusunda aynı örnek ve modellemeler verilmeli, gözlük takmanın daha iyi görmesi sonucu vurgulanmalı, derslerini takip edebilmesine etkileri anlatılmalı, gözlük takma sürecinin ergenlik yıllarında lens takabilme alternatifleri olduğu, daha sonraları göz kusurunu ortadan tamamen kaldıracak teknolojilerin bulunduğu aktarılmalıdır. Aile büyüklerinin ve yakınların beğenilerini belirtmeleri kendilerinde farklı algılayabilmelerini engeller. Cazip renk, kırılmayan, camı parlamayan modeller de çocukların gözlüğe uyum sağlamalarına destekleyicidir. Ergenler için durum biraz daha farklıdır. Kimlik arayışı içindeki gencin benlik kavramı değişkenlikler gösterir. Kendini acımasızca eleştirdiği, ayna karşısında daha çok zaman harcadığı, karşı cinse kendini daha çok beğendirme çabasında olduğundan gözlük takmak sorun olabilir. Bulduğu özdeşim modellerine, beğendiği kişilere benzeme çabasında olan genç için de aynı yaklaşım ve süreçler kullanılır. Kendini bedensel özellik ve farklılıklarla kabul edebilme, yaşıtlarının kendince güzel bulduğu özelliklerini (saçını, gözünü, kilosunu, boyunu, spor, müzik yeteneklerini, ekonomik durumunu, aile yaşantısını v.s.) kıskanma kendilik algısının özbeğeniye dönüştürülmesi desteğini ebeveynler vermeye devam etmelidirler.”Güzel gözlüm”, “güzelim”, “yakışıklım” desteğini sürekli alan çocuk zaten o özelliğini beğeniyle algılayacaktır. Diş teli kullanımı, çocuğun diş gelişimine bağlı olarak 7 yaşından ya da 12 yaşından başlayarak ergenliğe kadar sürebilecek uzun ve zahmetli bir tedavi sürecidir. Geçici ve sabit ağız içi aperelere uyum sağlama konusunda ailelerin yaklaşımı önemlidir. Ağız bakımında diş fırçalama alışkanlığını kazandırmanın yanında geçici apereleri temizleme, fırçalama, genişletme, kutusunda saklama sorumluluğu da devreye girer. Diş doktorları kullanımı cazip hale getirmek için renkli, yıldızlı apereler, alternatif kutular sunmaktadırlar Sabit diş teli kullanımının yaygın olması ise çocuklara bu konuda akran desteği sağlamaktadır. Okulun diş sağlığı konusunda bu noktada da eğitim vermesi, tedavi öncesi ve sonrası karşılaştırmaları göstermesi yararlı olacaktır. Küçük yaşta tedaviye başlayan çocuklar daha kolay uyum sağlamaktadırlar. Yemek yeme alışkanlıkları ve şeklini de etkileyen diş teli gülerken özellikle ağzını kapatmak, gülmemeye çalışmak, konuşurken teli göstermemek için ağzının içinde konuşmaya neden oluyorsa beğeniyle ilgili bize ipucu veriyor demektir.Tuttuğu takımın ya da sevdiği renklerde tele takılan lastikler beğeniyi sağlamaya yardımcıdır.
Gözlük ve diş teli kullanımını bir özbeğeni problemi olarak tespit etmek ;
• Durumu şikayet ediyorsa, “Neden sanki bunu takmak zorundayım.”
• Bu konuda öfke, üzüntü, kızgınlık duygularını belirtiyorsa,
• Kıyaslamalar yapıyorsa, “Keşke Deniz gibi gözlüksüz olsaydım.”
• Farklı durum kişilerden beğeniyle söz ediyorsa, “Ahmet ‘in ne güzel diş teli yok!”
• Kendini sürekli eleştiriyorsa, “çok çirkin oldum.”
• Davranış sorunları gösteriyorsa, (Saldırganlık)
• Akademik sorunlar varsa, (okuldaki bazı dikkat sorunları )
• Sosyal İlişkiler de bozuluyorsa, (içe kapanma ve kaygı)
NELER YAPABİLİRSİNİZ ?
• Hazırlayıcı ön bilgiler vermek. (Ailede anne baba ya da kardeşlerde görme bozukluğu, benzer diş bakımı alan varsa bu ihtimalin bulunduğunu önceden anlatabilirsiniz)
• Ebeveyn olarak bakış açınızı gözden geçirirseniz. Yaklaşımınızda o kadar olumlu gelişecektir.
• Neden gerekli olduğunu uyum sağlamanın olumlu sonuçlarını anlatınız.
• Çevrenizden örnek modeller gösteriniz.
• Doğal, heyecansız, rahat davranınız.
• Alaylar konusunda nasıl karşı durması ya da önemsememesi gerektiğini aktarınız.
• Aile büyüklerinizin olumlu desteğini isteyiniz.Kaynak

Etiketler :, , , , , ,
Temmuz 22nd, 2008 by Filiz Arıcan


Anneler olarak biliyoruz ki çocuklarımız her dönemde büyümelerini fark etmeleri ile orantılı olarak farklı davranışlar içine giriyorlar.Bunu yakın çevremden de bu yaştaki oğlumdan da gözlemliyorum.Ve hazır bu konuyla ilgili bir yazı bulmuşken bizlere yararı olduğunu düşündüğüm için sizlerle de paylaşmak istiyorum…
Davranış Bilimleri Enstitüsü Çocuk ve Genç Bölümü Psikolog Şeyda Özdalga, 3 – 4 yaş çocuklarının genel özelliklerini şöyle sıralıyor: “Bilişsel, duygusal ve sosyal gelişim olarak 3-4 yaşı kapsayan iki yıllık yelpaze deki farklılıklarla birlikte bu yaş çocukları büyük ölçüde ben merkezcidir. Genelde neşeli olduğu yaşlardan daha bağımsız, inatçı ve kendi isteği ile hareket etme değişimi gözlenir. Aile içinde geçerli olan bazı kuralları, yavaş yavaş paylaşmayı, isteklerinin yerine getirilmesi için sabırlı olmayı öğrenmeye de başlar. Yaşıtlarını veya yetişkinleri sürekli taklit eder, onların davranışlarını ve sözlerini tekrarlar. Çevresi ile sözlü iletişim kurabilen, yaşıtlarıyla kısa süreli de olsa oynayabilecek şekildeki birlikteliği onun sosyalleşme yolundaki ilk gerçek deneyimleridir. Genellikle kendi isteklerinin yerine getirilmesi ile ilgili, talepler nedeniyle çıkacak çocukların arasındaki çatışmalar için bir yetişkinin rehberliğine her zaman ihtiyaç vardır. Bu çatışmalarda arkadaşlarına kabadayılık taslar, gözdağı verip sürekli böbürlenir. Dili kullanması çevresi tarafından sunulan dil ortamı ile ilişkili olarak gelişir. Kullanılan dilin kalitesi, çocukla konuşma sıklığı, sorulara cevap verme veya soru sorma yoğunluğu, emir cümleleri değil, sıfatlar, zamirler gibi tanımlayıcı sözcüklerin kullanılması dil gelişimi için önemlidir. Yetişkinlerden duyduğu, gördüğü iyi-kötü her şeyi taklit eder. Dili bozuktur, küfredip, kötü sözler söyleyebilir. Başkalarına isim takar, arkalarından bağırır. Yakın geçmişteki olayları, deneyimleri, olup bitenler arasında ilişki kurarak anlatır. Özellikle sevdiği insanlara karşı çelişkili duygular içindedir. Bu nedenle zaman zaman hem bedeniyle hem de sözle kızgın ve saldırgan olabilir. Toplum içinde bazen olumlu bazen olumsuz davranır. Bu yaşlardaki çocuklar, yetişkinin isteklerini mantıklı olarak açıklamasını ister, kendi davranışlarını, yetişkinleri çekinmeden eleştirir, zaman zaman küfür sayılabilecek kelimeleri kullandığı, yetişkine karşı çıktığı gözlenebilir.”
Neden kötü söz söylerler?

Çocuklar çevrelerine söyledikleri kötü sözleri, kızmak, engellenmek, öfke duygularının ifadesi yanında, tepkileri takip ederek dikkat çekmek, ilgi ihtiyacı, yetişkinliğe ulaşma kriteri olarak görme, yetişkinleri taklit etme, kendini güçlü, özgür hissetme ve tepki gösterme aracı olarak kullanırlar. Genel küfür ve kötü söz kategorileri kızgınlık öfke ile zeka, diğer özürler ya da hayvan isimleri ile söylenen aşağılama kelimeleriyle kişiye yönelik, karşı tarafa zarar vermeyi uman beddua şeklinde ya da cinsel içeriklidir. Bu yaş çocuklarında ise sarsmak, şok etmek, ağızdan kaçan, kendini savunmak, zevk almak amacıyla söylenmiş daha masumane sözlerdir. “Pis Kaya”, “kötü çocuk”, “eşek”, “kakasın sen” gibi kelimeler yanında daha ileri yaşlarda bazı organ isimleri(meme, pipi) ile duruma heyecan katarak tepkileri izleyen sözcüklerdir.
Çocuk kötü sözleri nereden öğrenir, duyar?

Öncelikle yakın çevresi olan ailesi tarafından sunulan dil ortamı model olmaktadır. Ayrıca bu dili kullanan çocuğun aile tarafından desteklenmesi, şirinlik olarak görülüp kabul edilmesi de devamını sağlar. oyun çevresinden, arkadaşlarından, televizyondan ya da bir şarkı sözünden de öğrenebilir.
Kötü sözler kullanan bir çocuğa ebeveynler nasıl yaklaşmalıdır?

Öfke ve düşmanlık dolu sözlerle model olmayıp, örnek olunuz.
Çevreden duymasını engelleyiniz.
Söylenen sözün anlamını ona açıklayınız.
Bu kelimeleri duymaktan dolayı rahatsızlığınızı dile getiriniz.
Duygularını başka türlü ifade etmesini sağlayınız.
Dikkat çekmek amacını taşıyorsa görmezden geliniz.
Şaşkınlıkla, kızarak ya da gülerek tepki vermeyiniz.
Başka aktivitelere yönlendiriniz.
Zaman ayırarak, olumlu ilişki kurun, cesaretlendiriniz.
Güzel konuşmalarını takdir edip, güzel konuşmalarının artmasını sağlayınız.Kaynak

 

Etiketler :, , , , , , , , , ,
Temmuz 21st, 2008 by Filiz Arıcan


Toxoplazma Gondii adı verilen parazitin yaptığı enfeksiyona toxoplazmozis adı verilir. Çoğunlukla toxoplazma diye anılır.Bulaşması kedi dışkısı ile bulaşmış besinler ve topraktan olur. Parazit bulaşmış hayvanların etlerinin pişirilmeden yenmesi de bu etle temas etmiş besinlerin yenmesi de diğer bulaşma şeklidir. Hamile olmayan kişilerde hafif halsizlik ve belli belirsiz ateş ile kendini gösterir. Özellikle bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde bu bulgulara ilave olarak yaygın lenf bezi büyümeleri görülebilir. Hamilelikte ise toxoplazma enfeksiyonu anne karnındaki bebeği de enfekte edebilir ve bebekte ağır sorunlara neden olabilir. Düşük, anne karnında ölüm, toxoplazma bebeğe bulaşmışsa gözlerde körlüğe kadar götüren göz hasarı, beyin kanallarının tıkanmasına bağlı hidrosefali, mikrosefali (başın küçük kalması) ve beyinde kireçlenme ile sonucunda ağır nörolojik problemlere neden olabilir. Toxoplazma enfeksiyonu olan hamilelerin yüzde 40’ında bebekte de enfeksiyon görülebilir. Gebelik haftası ne kadar erken ise enfeksiyonun şiddeti de o kadar fazladır. 20. haftanın altında etkilenen bebeklerin yüzde 25’inde şiddetli enfeksiyon izlenir. Çoğunlukla düşük veya anne karnında ölüm ile sonuçlanabilir. 20 gebelik haftasından sonra geçirilen enfeksiyonlarda ise bebekte yüzde 10 oranında hafif bir enfeksiyon görülür; yüzde 90’ında subklinik yani sessiz seyreder. En önemli konu ise toxoplazma enfeksiyonu geçirmiş olan bebeğin normal olarak dünyaya gelmesine rağmen, sonraki yaşlarda sessiz toxoplazma enfeksiyonunun ortaya çıkarak sorunlara neden olmasıdır. Op.Dr.Hüseyin Mutlu Kaynak

Etiketler :, , , , , , , , , , , , ,