Aralık 31st, 2009 yapan Filiz Arıcan

Rize Sağlık Müdürü Dr. Mustafa Tepe, ailelerin en değerli varlığı olan bebeklerin işitebilmesi ve konuşmayı öğrenebilmesinin, onun en temel hakkı olduğunu belirtti. İşiterek konuşmayı öğrenme açısından ilk 6 ayın kritik bir dönem olduğunu vurgulayan Tepe, bu nedenle her bebeğe doğduktan sonraki ilk 3 aylık dönemde işitme testlerinin uygulanmasını önerdiklerini ifade etti.

Çocuğun işitme kaybı risk faktörlerinden birini taşıması halinde sadece tarama testlerinin yeterli olmayacağını, ayrıntılı işitme testlerinin yapılması gerektiğine işaret eden Tepe, hedeflerinin tüm yeni doğan bebeklerin hastaneden taburcu edilmeden önce işitme testinin yapılması ve işitme kaybı tespit edilen bebeklerin yaşamın ilk günlerinde tedaviye alınmasını sağlamak olduğunu söyledi.

İşitme kaybı yönünden risk faktörleri

Bebeklerde işitme kaybı yönünden bazı risk durumları olduğuna işaret eden Tepe, şunları kaydetti: ”Anne ve baba arasında akrabalık olması, ailede çocukluk çağında başlayan işitme kaybı bulunması, annenin hamileliği sırasında ilaç kullanması, bulaşıcı hastalık geçirmesi veya röntgen çektirmesi, herhangi bir kaza, çarpma ve yaralanma geçirmesi, doğum öncesi dönemde işitme kaybı yönünden risk faktörleridir. Doğum sırasındaki risk faktörleri ise bebeğin oksijensiz kalması, bir süre solunum zorluğu yaşaması, kafa veya kulak yapısında normal dışı bir durum olması, kan uyuşmazlığı bulunmasıdır. Doğum sonrası da bebeğin yüksek ateşle seyredebilen bir hastalık geçirmesi, uzun süre sarılık olması, çocuğa damar yoluyla kulağa zararı dokunabilecek bir ilaç verilmesi, yüksek şiddetli gürültüye maruz kalması veya kafa travması geçirmesi risk faktörü oluşturur.”

İşitsel gelişime uymayan çocuklar

Bebeklerin 0-3 aylıkken anne sesini tanıdığı ve sakinleştiklerini, yüksek seslere irkildiklerini belirten Tepe, şunları söyledi: ”3-6 ay arasında gürültüde uyanır çevresindeki seslerin nereden geldiğini bulmak için sesin kaynağına döner. 6-12 ay arasında ‘baba’ gibi sesleri algılar, adı söylenince tepki verir, çıngırak sesi gibi oyuncak seslerinden hoşlanır. 12-18 ay arasında ”baba, dada’ gibi sesler çıkarır. Sevdiği oyuncakların, eşyaların adı söylenince işaretle gösterir. Uzaktan seslendiğinde bakar. Daha sonraki aylarda yavaş yavaş konuşmaya başlar. Ailelerin bu durumlara dikkat etmesi, bir sorun olması halinde sağlık merkezlerine başvurmaları önem taşımaktadır. Ailelerin, işitsel gelişime uymuyorsa çocuklarını ayrıntılı işitme testlerinden geçirmesi gerekmektedir.”Kaynak

Etiketler :
Mayıs 15th, 2009 yapan Filiz Arıcan

Ülkemizde 700.000 epilepsi hastası bulunduğu tahmin ediliyor. Zamanında tanı konulması özellikle çocuklar için çok önemli.Çocuklar hem kendisini ifade edemiyor ve korkularını yansıtamıyor hem de eğitim hayatları bundan dolayı aksadığı için uyumsuzluk problemleri yaşıyorlar. Özellikle çocukluk çağında kısa süreli donuk bakışlar, çocuğun yaptığı işi bırakıp birkaç saniye boyunca boş bakması, bu sırada yalanma, yutkunma, ağzı şapırdatma hareketleri epilepsi işareti olabiliyor.Anadolu Sağlık Merkezi (ASM) Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Türker Şahiner, her 100 kişiden birinde görülen epilepsiyle ilgili soruları yanıtladı.

Epilepsi nasıl oluşur?

Beyin büyük bir elektriksel devre gibi çalışır. Epilepsi, bu devrelerin bir yerinde adeta kısa devre oluşması gibi anormal deşarjların açığa çıkmasıdır. Bu anormal elektriksel deşarj beynin hangi bölgesinde çıkıyorsa, beynin o bölgesiyle ilgili bulgular veren bir hastalıktır. Deşarj hareket merkezindeyse kol kasılabilir, hafıza merkezindeyse halüsinasyona neden olabilir, işitme merkezindeyse işitmeyle ilgili nöbete yol açabilir.

Hastalıkta genlerin rolü var mı?

Hastalığın kalıtsal bir yönü var ama bugünkü verilerle bütün genleri bilmiyoruz. Hatta kalıtsal olduğu bilinmesine rağmen aynı ailede her kuşakta görülmeyebiliyor. Dolayısıyla kalıtsal olduğuna eminiz ama her zaman kanıtlayamıyoruz.

Genetik olmayan epilepsiler hangileri?

Genetik olmayan epilepsiler yaşam içinde kazanılan (edinsel) nedenlerle oluşuyor. Beyindeki damarların yumaklaşması, balonlaşması, anevrizma gibi beynin normal yapısını bozan damarsal değişikliklerle olabilir. Ayrıca çeşitli nedenlerle küçük bir kanamanın beyin dokusunu bozup nöbet yaratması ya da tümörler olabilir. Şeker koması, üre koması gibi metabolik koma hali de beynin normal çalışmasını etkilediği için nöbetlere yol açabilir. Bunların dışında en sık edinsel neden, travmalardır. Geçirilmiş herhangi bir şiddetli kafa travması yaklaşık iki yıl sonrasına kadar epilepsi nöbetlerinin sebebi olabilir.

Küçük nöbet, büyük nöbet nedir?

Epilepside bilincin açık olduğu ya da bilincin tam olarak kapandığı nöbetler var. Bilincin açık olduğu nöbetler çeşitli duyumsama nöbetleridir. Bunlar görmeyle ilgili duyusal bozukluklar, işitmeyle ilgili duyusal bozukluklar, hareketle ilgili duyusal bozukluklar olabilir. Gözünüzün önüne çok canlı bir hayalin gelmesi, kaynağı belli olmayan bir müzik melodisi işitmeniz, kolunuzun birkaç saniye boyunca uyuşması, tutmaması gibi duyusal belirtiler olabilir. Bilincin kapalı olduğu nöbetleri tanımak daha kolay; hasta bilincini kaybeder, düşüp bayılır. Bazı hastalarda bilincin açık olduğu ya da kapalı olduğu nöbetlerin her ikisi birden olabilir. Yani aynı hasta hem duyusal bozukluklar hem de bilincinin kapandığı nöbetler geçirebilir. Hastalar bunu küçük nöbet – büyük nöbet olarak tarif ediyor.

Çocuklarda epilepsi nasıl belirti gösterir, nasıl tanı konulur?

Epilepsi hastalarında en önemli sorunlardan biri özellikle küçük nöbetlerde (bilincin kapanmadığı) duyumsamaların iyi ifade edilememesidir. Bunlar çocukluk çağlarında başlı başına problemdir. Çünkü çocuklar hem ifade edemiyor, korkularını yansıtamıyor hem de eğitim hayatları bundan dolayı aksadığı için uyumsuzluk problemleri yaşıyorlar. Çocuklarda özellikle temporal lobdaki (şakak bölgesi) nöbetler çok zengin bulgular veriyor. Bu bölgeler işitsel ve görsel belleğimizin yer aldığı bölgelerdir.

Özellikle çocukluk çağında kısa süreli donuk bakışlar, çocuğun yaptığı işi bırakıp birkaç saniye boyunca boş bakması, bu sırada yalanma yutkunma, ağzı şapırdatma hareketleri, elleriyle ufak tefek kontrolsüz hareketler yapması, daha uzun süre nöbetlerde adeta birisiyle konuşuyormuş, hareketle karşılık veriyormuş gibi davranışlarda bulunması, anlatması gibi. Ayrıca hep aynı tip korkular yaşayan, geceleri sık sık çığlık çığlığa uyanan, okulda her şey normal giderken birden okul başarısı düşen veya başından beri okul başarısı hep düşük olan, sosyal uyum problemleri gösteren çocukların, epilepsi riskinin değerlendirilmesi açısından çocuğun nöroloji uzmanına gösterilmesi gerekiyor.

Çocuklarda yüksek ateşin epilepsiye yol açma riski var mı?

Temporal lob içinde “hippocampus” dediğimiz, bellekle ilgili faaliyetlerin yoğunlaştığı, denizatına benzeyen bir bölge vardır. Yüksek ateşli dönemlerde bu bölgedeki doku bozulabiliyor ve bu da epilepsi nöbetlerine yol açabiliyor. Rakamlara baktığımızda temporal lob epilepsisi, tüm dünyada çocuklarda ve yetişkinlerde en fazla görülen epilepsi tipi. Ancak ateşi yükselen, havale geçiren her çocuk mutlaka epilepsi hastası olur diye bir kural yok.

Çocuklar epilepsi nöbeti olmaksızın da yüksek ateş sırasında kısa süreli bayılmalar yaşarlar, bazen kasılmalar olur. O sırada morarırlar, soluksuz kalırlar ve birkaç saniye sonra ağlayarak açılırlar, renkleri düzelir, kasılma geçer. Bunların bir kısmı masum olup epilepsiye dönüşmeyebilir ancak sık sık ateşli havale geçiren çocukların mutlaka çocuk nörologları tarafından görülmesi ve bazı ilaçlarla epilepsi açısından tedbir alınması gerekir.

Epilepsi tanı ve tedavisi nasıl yapılıyor?

Nöroloji servisine gelen hastalardan önce hastalık öyküsünü alıyoruz. Epilepsi bulguları varsa, beyin dalgalarını değerlendiren EEG çekiyor ve elektriksel deşarjların sayısını, biçimini kaydediyoruz. EEG ile epilepsi tanısı konulduktan sonra beynin elektriksel yapısını bozan nedeni saptamak için (beyinde yapısal bir anormallik olup olmadığı, damarsal anevrizma veya tümör gibi nedenlerden mi kaynaklandığının anlaşılması amacıyla) MR çekiyoruz. Epilepsi tedavisinde kullanılan ilk ilaç 1912’de geliştirildi, son 10 yılda onlarca ilaç çıktı.

Yine de ilk yıllardaki başarı oranları fazla geçilemedi. Her üç hastadan ikisinde ilaç tedavisiyle epilepsiyi kontrol altına alıp, hiç nöbet geçirmeyecek veya çok az nöbet geçirecek şekilde tedavi edebiliyoruz. Maalesef son yıllarda eklenen ilaçlarla da iyileşme oranını 2/3 düzeyinden yukarı çıkaramıyoruz, başarı şansımız yüzde 70′ler civarında. O zaman ikinci, üçüncü ilacı ekleyip kombine tedaviler yapıyoruz. Fakat kombine tedaviyle de istenen oranda bir başarı alınamıyor ve başka sorunlar ortaya çıkıyor.

İlaçlar uyku hali, sersemlik, özellikle çocukluk çağlarında öğrenme güçlükleri, kilo alma, adet düzensizlikleri gibi hormonal bozukluklara varan yan etkilere sebep olabiliyor. Dolayısıyla ilaçlar da bir açmaza yol açıyor. Son yıllarda teknolojinin gelişmesi ve görüntüleme teknolojisinin ilerlemesiyle birlikte epilepsi cerrahisi ön plana çıkmaya başladı.

Eskiden görüntüleme teknolojisi çok zayıf olduğu için beynin içinde epilepsi odağını aramak iğneyle kuyu kazmak gibiydi, şimdi daha kolay. Bu odağı biliyorsak ve ilaçlarla kontrol edemiyorsak beklemek yerine uygun vakalarda erken cerrahiyle hastalığı tedavi ediyoruz.Kaynak

Etiketler :, , , ,
Nisan 3rd, 2009 yapan Filiz Arıcan

Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan ”Aile Eğitim Rehberi”nde anne-babanın yüzüne bakamayan ve gülümsemeyen 6-8 haftalık bebeklerde görme özründen şüphelenilmesi gerektiği bildirildi.Rehberde, göz ve görme işlevleri, ailenin görme özürlü bireye karşı tutum ve davranışları, karşılaştıkları sorunlarla baş etme yolları, özürlü bireyin eğitimi, hakları ve ulaşabilecekleri kaynaklar konularında bilgiler veriliyor.Bütün çocukların doğumda görme düzeyinin düşük olduğu belirtilen rehberde, görmenin doğumdan sonra gelişimini sürdürdüğü, 6 yaşında olgun görme seviyesine ulaşıldığı anlatılıyor.Görme işlevinin insan bilgi ve öğrenmesinin yüzde 80′ini sağladığı anlatılan rehberde, göz organının gelişmesini doğumdan sonra 3 yaşında tamamladığı, bebeklerin hareketli, parlak sarı renkli ve çizgili resimleri takip edebildiği ifade ediliyor.Rehberde, bebeklerin görerek ve bakarak görmeyi öğrendiği ve temel göz kullanımının öğrenilen bir gelişme olduğu vurgulanırken, beyin dokumuzun yüzde 40′ının görme bilgilerinin birleştirilmesi için kullanılmasının görmenin çok temel bir duyu olduğunu ispatladığı belirtiliyor.

ÇOCUKTA GÖRME ÖZRÜNÜN ALGILANMASI

Çocuğun görmesinin gelişmesinin doğum sonrası devam ettiği, kullanılabilir düzeye gelmesi için de sürekli ve kaliteli uyarılmaya ihtiyacı olduğu ifade edilen rehberde, görme için algılama yeteneklerinin de gelişmesi ve görüntülerin beyinde anlamlandırılmasının gerektiği kaydediliyor.Rehberde, ”Yeni doğan bebeğin göz bebeklerinin siyah olması gerekirken beyaz olması, gözün alışılmışın dışında küçük, çok büyük veya gelişmemiş olması, çocuğun yüzünü ışık kaynağına dönmemesi ve 6-8 haftalık bebeğin anne-babasının yüzüne bakamaması ve gülümsememesi” gibi durumlarda çocuklarda görme özründen şüphelenilmesi gerektiğine dikkat çekiliyor.

NORMAL VE ÖZÜRLÜ ÇOCUKLARDA GÖRME DUYUSUNUN GELİŞİMİ
Görme duyusunun gelişim aşamalarının da sıralandığı rehberde, şu bilgiler veriliyor:

”Normal çocuklarda 0-1 ayda başını ve gözünü ışık kaynağına döndürme; 6-8 haftada gözün içine bakış ”Sosyal Gülüşme”, 3-6 ayda kendi ellerini seyretme, ileri uzanma; 1-2 yaşında ise yüz ifadeleri ve vücut dili, sesli uyaranlara bağlanma, olayların akışına bağlantı kurma gibi bazı davranışların sergilenmesi gerekir. Görme özürlü çocuklarda ise 0-3 ayda göz bebeğinin titreşmesi; 3-6 ayda şaşılık, göz tembelliği, başını tutamama, emekleyememe; 7-12 ayda görsel takip yapamama; 1-2 yaşında ise görsel haberleşme eksikliği gibi bazı durumlar gözlenebilir.”Rehberde, çocuğun görme özrünün birçok sebebi olabileceği, ülkemizde genetik-kalıtım ve akraba evliliğinin göz hastalıklarının temel sebebi olduğu, bilgisi verilirken, göz hastalıklarının erken teşhis edilerek tedavisine ve rehabilitasyonuna başlanması gerektiği belirtiliyor.Kaynak

Etiketler :, ,
Mart 24th, 2009 yapan Filiz Arıcan


Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Kılınç, bebeklerde tamamlayıcı besinlere erken başlanmasının hastalık riskini arttırdığını, geç başlanmasının ise bebeğin gelişimini yavaşlattığını söyledi.Kılınç AA muhabirine yaptığı açıklamada, tamamlayıcı beslenmenin bebeklere 6 ila 18-24 ay arasında yalnızca anne sütüne ev yemeklerinin eklendiği bir dönem olduğunu belirtti. Tamamlayıcı besinlere erken başlanmasının da, geç başlanmasının da, bebeğin gelişimi ve sağlığı açısından çeşitli olumsuzluklar doğurabileceğini dile getiren Kılınç, şöyle konuştu:”Tamamlayıcı besinlere erken başlanması durumunda anne sütü alımı azaldığı ve sıvı gıdaların kalorisi düşük olduğu için bebeğin kilo alımı yavaşlayabilir. Bu dönemde antikor geçişi azaldığı için hastalanma riski artar. İlk 6 ayda bağırsak geçirgenliği fazla olduğu için besin alerjileri daha sık görülür. Bebek sık ishal olur. Bu besinlere geç başlanması durumunda ise sadece anne sütü bebeğin gereksinimini karşılamaz hale gelir. Bu durum bebeğin kilo alımı ve büyümesini yavaşlatır ya da durdurur. Besin eksikliklerine bağlı olumsuzluklar ortaya çıkabilir. Bebeğin çiğnemeyi öğrenmesi zorlanabilir.”Kılınç, anne sütü alan bebeklere 6. ayda, yapay mama ile beslenen bebeklerde ise 4. ayda ek besinlere başlanması gerektiğini vurguladı.Kaynak

Etiketler :, , , , , , ,
Mart 13th, 2009 yapan Filiz Arıcan

Erken doğan çocukların yarısından fazlasının okuldaki derslerde zorluk çektiği ortaya çıktı.İngiltere’de 26 haftadan önce doğmuş 219 çocuk üzerinde yapılan araştırmada, bu çocukların en fazla matematik ve okumada zorluk çektikleri belirlendi.

University College London’dan bir ekibin yaptığı araştırmada, bu çocukların yüzde 13’ünün uzmanlar tarafından tam zamanlı eğitime ihtiyaç duydukları ortaya çıktı.”Archieves of Diseases in Childhood, Fetal and Neonatal” dergisinde yayımlanan araştırmada, bu çocukların 11 yaşındaykenki IQ’larına ve kuramsal yeteneklerine bakıldı. Bu çocukların performansları normal sürede doğan 153 sınıf arkadaşlarının durumuyla karşılaştırıldı.Erken doğan her üç çocuktan birinin okuma güçlüğü çektiği, çocukların yüzde 44’ünün de matematikte zorlandığı belirlendi. Ayrıca bu çocukların IQ seviyelerinin de yaşıtlarından düşük olduğu görüldü.Araştırmaya konu olan çocukların 29’unun özel okullarda eğitim aldıkları, diğerlerinin normal okullara gittikleri ancak bunların yüzde 57’sinin, bire bir ders almak gibi özel eğitime ihtiyaç duydukları ortaya çıktı.Prematüre doğan öğrencilerin yarısının kuramsal performansının, yaşlarından beklenenden düşük olduğunu, normal sürede doğanlar arasında ise bu oranın sadece yüzde 5 olduğu belirtildi.Araştırma başkanı Neil Marlow, aşırı erken doğumların bebekleri öğrenme yetenekleri açısından risk altında bıraktığını bunun da orta eğitimde çocukları zora soktuğunu söyledi.Kaynak

Etiketler :, , , , , , ,
Ocak 16th, 2009 yapan Filiz Arıcan


Bina girişlerindeki güvenlik kapılarının radyasyon içermediği açıklandı.İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Buyru, binaların girişindeki güvenlik kapılarının radyasyon içermediğini savunarak, bu sebeple erişkin, bebek ya da rahim içindeki fetuslara zararı olmadığını bildirdi.Prof. Dr. Buyru, konuyla ilgili AA muhabirine yaptığı açıklamada, yanlış bilindiği için anne adaylarının bebeklerine bir zarar geleceği endişesiyle alışveriş merkezleri, hastaneler gibi artık hemen hemen her kurum ve kuruluşta bulunan güvenlik noktalarından geçmediklerini belirtti.Buyru, oysa bu girişlerin sanıldığı gibi bir zararı olmadığını, hamilelerin alışveriş merkezi, hastane gibi binaların girişindeki güvenlik noktalarından rahatlıkla geçebileceklerini dile getirerek, binaların güvenliği için konulan bu cihazların aslında x-ray cihazı olmadığını kaydetti.

Buyru, şunları kaydetti:

”Güvenlik kapıları radyasyon içermediği için erişkin, bebek ya da rahim içindeki fetuslara zararı yoktur. Bazı yanlış bilgi ve inanışlar var. Güvenlik noktalarının zararlı olduğu ve hamilelerin geçmemesi gerektiği şeklindeki bilgi, bu yanlışa bir örnek. Valizlerin ve çantaların kontrolünü yapan cihazlar x-ray cihazlarıdır. Halbuki kapılarda insanların geçtiği cihazlar sadece manyetik alanın kapanmasına dayanan yöntemle çalışıyor. Yani radyasyon içermiyor. Üzerinizde metal bir cisim varsa manyetik alanı kapatıp ötmeye başlıyor.”Buyru, cep telefonu, bilgisayar monitörü ve televizyon gibi, çok düşük düzeyde radyasyon içeren cihazların zararlı olduğu bilgisinin de yanlış olduğunu anlattı.Cep telefonu, bilgisayar ve normal monitörlerin çok düşük düzeyde radyasyon içerdiklerini, bebek açısından ortaya konulmuş zararları bulunmadığını dile getiren Prof. Dr. Buyru, anne adaylarının röntgen ve tomografiden uzak durması gerektiğinin altını çizdi.Kaynak

Etiketler :, , ,